Independent Türkçe
indyturk.com.web.brid.gy
Independent Türkçe
@indyturk.com.web.brid.gy
AYM’den çocuk iadesi kararına hak ihlali: Üstün yarar gözetilmedi
Anayasa Mahkemesi (AYM), annesiyle birlikte Türkiye’de yaşayan bir çocuğun babasının bulunduğu ABD’ye iadesine ilişkin verilen yargı kararında, “çocuğun üstün yararı” ilkesinin ve “aile hayatına saygı hakkının” ihlal edildiğine hükmetti. Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Almanya vatandaşı M.N. ile 2016 yılında evlenen S.D.N., evliliklerinin ardından ABD’de yaşamaya başladı. Çiftin 2017 yılında bir çocukları oldu. Evlilikte yaşanan sorunların ardından anne S.D.N., 2023 yılında çocuğuyla birlikte Türkiye’ye döndü. Bunun üzerine baba M.N., müşterek çocuklarının mutat meskeninin ABD olduğunu belirterek, çocuğun ABD’ye iadesi için Türk makamlarına başvurdu. Açılan dava kapsamında anne S.D.N., babanın ABD’de reçeteyle satılsa dahi uyuşturucu madde kullandığını, şiddet eğilimi gösterdiğini ve akciğer kanseri olduğunu ileri sürerek iade talebinin reddini istedi. Yargılamayı yapan aile mahkemesi, çocuğun yapılan görüşmede “babasıyla Türkiye’ye gelmesi hâlinde görüşmek istediğini” ifade etmesini gerekçe göstererek, çocuğun ABD’ye iadesine karar verdi. Anne S.D.N.’nin bu karara yaptığı temyiz başvurusu da reddedildi. Bunun üzerine S.D.N., “hak ihlali” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan “aile hayatına saygı hakkının” ihlal edildiğine karar verdi. AYM, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmetti. **AYM: Çocuğun üstün yararı esas alınmalı** AYM kararında, her çocuğun ebeveyniyle doğrudan ve düzenli kişisel ilişki kurma hakkı bulunduğu hatırlatılarak, Lahey Sözleşmesi uyarınca çocukların kural olarak mutat meskenlerine iade edilmesi gerektiği belirtildi. Ancak bu kuralın, çocuğun psikolojik ya da fiziksel zarar görme riski bulunması hâlinde istisna oluşturduğuna dikkat çekildi. Kararda, ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının kurulmasında temel ölçütün “çocuğun üstün yararı” olduğu vurgulandı. Anneye bağımlılık çağındaki çocukların anneden koparılmasının, çocuk üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği ifade edildi. AYM ayrıca, başvuruya konu çocuğun Türkiye’ye uyum sağladığı, babasıyla görüntülü görüşmeler yaptığı ve bu görüşmelerde ABD’ye gitmek istemediğini dile getirdiğini kaydetti. Yerel mahkemenin, annenin babanın uyuşturucu madde kullandığı yönündeki iddialarını yeterince değerlendirmeden karar vermesinin, aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiği belirtildi. _AA_ Çocuk aym hak ihlali AYM, annesiyle Türkiye’de yaşayan çocuğun ABD’ye iadesine ilişkin kararda “çocuğun üstün yararı” ve “aile hayatına saygı hakkının” gözetilmediğine hükmederek hak ihlali tespit etti Salı, Şubat 10, 2026 - 18:30 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Haber Type: news SEO Title: AYM’den çocuk iadesi kararına hak ihlali: Üstün yarar gözetilmedi copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
AB'de iltica başvuruları için "güvenli ülke" listesi oluşturulacak
Avrupa Parlamentosu (AP), iltica başvurularının daha hızlı değerlendirilmesini sağlamak amacıyla “güvenli üçüncü ülke” uygulamasını ve Avrupa Birliği (AB) genelinde geçerli olacak “güvenli menşe ülkeler listesi”ni içeren düzenlemeleri kabul etti. AP’den yapılan açıklamaya göre, Genel Kurul’da yapılan oylamada düzenleme 408 oyla kabul edilirken, 184 milletvekili karşı oy kullandı, 60 milletvekili ise çekimser kaldı. Yeni düzenleme kapsamında Bangladeş, Kolombiya, Mısır, Kosova, Hindistan, Fas ve Tunus vatandaşlarının iltica başvurularının daha hızlı incelenmesi öngörülüyor. Bu ülkelerden gelen başvurularda, kişinin geri gönderilmesi halinde zulüm ya da ciddi zarar riski bulunduğunu kanıtlama yükümlülüğü başvuru sahibine ait olacak. **Aday ülkeler de “güvenli menşe ülke” sayılacak** Düzenleme, AB’ye aday ülkelerin de kural olarak “güvenli menşe ülke” kabul edilmesini öngörüyor. Ancak silahlı çatışma, yüksek iltica kabul oranları ya da temel hakları etkileyen yaptırımlar gibi durumlarda bu statünün askıya alınabileceği belirtiliyor. **“Güvenli üçüncü ülke” uygulamasına yeni çerçeve** Milletvekilleri ayrıca, üye devletlerin belirli koşulların sağlanması halinde iltica başvurularını “güvenli üçüncü ülke” kapsamında değerlendirebilmesine imkân tanıyan düzenlemeyi de onayladı. Buna göre, başvuru sahibinin söz konusu ülkeyle aile bağı, önceki ikamet, kültürel veya dilsel bağlantılarının bulunması ya da AB’ye gelirken bu ülkeden geçmiş olması halinde başvurunun o ülkede incelenmesi mümkün olacak. Yeni düzenleme, AB göç politikalarına ilişkin tartışmaların merkezinde yer alıyor. İnsan hakları örgütleri, “güvenli menşe ülke” ve “güvenli üçüncü ülke” uygulamalarının bireysel iltica başvurularının adil biçimde değerlendirilmesini zorlaştırabileceğini ve korumaya ihtiyaç duyan kişilerin geri gönderilme riskini artırabileceğini savunuyor. Eleştiriler, listede yer alması planlanan bazı ülkelerde insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin sorunların devam ettiği yönünde yoğunlaşıyor. Düzenlemeyi destekleyenler ise yeni kuralların iltica sistemini hızlandırmayı ve üye devletler üzerindeki göç baskısını azaltmayı hedeflediğini belirtiyor. Düzenlemenin yürürlüğe girebilmesi için AB Konseyi’nin de resmi onayı gerekiyor. _AA_ AB iltica Avrupa Parlamentosu (AP), iltica başvurularının daha hızlı değerlendirilmesini amaçlayan ve "güvenli üçüncü ülke" uygulaması ile Avrupa Birliği (AB) çapında "güvenli menşe ülkeler listesi" oluşturulmasını öngören düzenlemeleri kabul etti Salı, Şubat 10, 2026 - 18:15 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Dünya Type: news SEO Title: AB'de iltica başvuruları için "güvenli ülke" listesi oluşturulacak copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
Netanyahu: İran ile müzakerelere ilişkin ilkelerimizi Trump’a sunacağım
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği görüşmelerin başta İran ile yürütülen müzakereler ve Gazze dosyası olmak üzere bir dizi konuya odaklanacağını söyledi. Netanyahu, ABD’ye hareket etmeden önce yaptığı açıklamada, ‘İran’la müzakerelere ilişkin ilkeler konusundaki görüşlerini’ Başkan Trump’a sunacağını ifade etti. Netanyahu, “Bana göre bu ilkeler yalnızca İsrail için değil, barış ve güvenliği hedefleyen herkes için önem taşıyor” dedi. Trump ile sık aralıklarla gerçekleştirdiği görüşmelere de değinen Netanyahu, bu temasların İsrail ile ABD arasındaki ‘benzersiz yakınlığın’ ve kendisi ile Trump arasındaki özel ilişkinin göstergesi olduğunu belirtti. Bu görüşme, Trump’ın geçen yıl ocak ayında yeniden göreve gelmesinden bu yana Netanyahu ile yapacağı yedinci buluşma olacak. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Ynet haber sitesi, geçtiğimiz cumartesi günü yayımladığı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’a, İsrail’in İran’ın nükleer programını tamamen ortadan kaldırma konusundaki kararlılığını vurgulayacağını yazdı. Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığı haberde, konuya yakın bir kaynağa dayandırılan bilgilere göre, İsrail’in ortaya koyacağı tutumun; İran’ın nükleer programının tümüyle sona erdirilmesi, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin ortadan kaldırılması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılmasını içerdiği belirtildi. Aynı kaynak, İsrail’in Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a yeniden dönmesini talep ettiğini aktardı. Kaynak ayrıca, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın, İsrail’e tehdit oluşturamayacak şekilde füze menzilinin 300 kilometre ile sınırlandırılmasını da içermesi gerektiğini ifade etti. Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasında ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği bir müzakere turunun ardından yaşandı. Tahran ise müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmasını, füze programı dahil olmak üzere diğer başlıkların gündeme getirilmemesini istiyor. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'ı_ n haberlerine ulaşmak için tıklayın İsrail Salı, Şubat 10, 2026 - 17:15 Main image: > <p>ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’da düzenlenen ortak basın toplantısında / Fotoğraf: Reuters</p> Dünya related nodes: Birleşmiş Milletler: İsrail'in Batı Şeria ile ilgili kararı "yasa dışı" ve iki devletli çözüm şansını baltalıyor Afrika’nın arka kapısı: İsrail–Fransa–Togo üçgeni İsrail televizyonu: İsrail, Filistinlileri idam edecek gardiyanları eğitim için Doğu Asya'ya gönderecek Type: news SEO Title: Netanyahu: İran ile müzakerelere ilişkin ilkelerimizi Trump’a sunacağım copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
Bakan Güler: YPG-SDG'nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları'nın gereklerine uyması bir zorunluluk
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Terörsüz Türkiye hedefimizi sekteye uğratmaya çalışanlara, birliğimizi ve kardeşliğimizi bozmaya yönelik her türlü girişime karşı koyma kararlılığımız tamdır." dedi. Kilis Alaeddin Yavaşca Kültür Merkezi'nde düzenlenen AK Parti İl Danışma Meclisi toplantısında konuşan Yaşar Güler, binlerce yıllık köklü tarih serüveninde Kilis'in birçok kültüre ve medeniyete ev sahipliği yaptığını, önemli olaylara şahitlik ettiğini söyledi. Suriye'de patlak veren iç savaşla birlikte Kilis'in tarihsel bir sınavdan geçtiğini belirten Güler, şunları kaydetti: > Suriye'de devlet otoritesinin çöktüğü, sınırımızın hemen güneyinde kontrolsüz alanların oluştuğu bu süreçte, terör örgütleri ortaya çıkan boşluktan faydalanarak ülkemizi doğrudan tehdit eder hale gelmiştir. Sınır karakollarımız dahil şehir merkezine düşen roketler, maalesef can kayıplarına sebep olduğu gibi güvenlik riskini de artırmıştır. Tarlasına rahatça giremeyen çiftçiler, işine giderken endişe duyan esnaf geçici olarak başka illere göç etmek zorunda kalanlar olmuştur. Ancak devletimiz bu saldırganlığa karşı derhal gerekli tedbirleri almış, önce meşru müdafaa kapsamında saldırılara misliyle karşılık verirken, müteakiben sınır ötesi harekatların icrasına yönelmiştir. Güler, bu zor dönemde Kilisli vatandaşların her zaman olduğu gibi yine devletine olan güveniyle ferasetli bir duruş sergilediğine değindi. **Sınır ötesi harekatlar** Türk Silahlı Kuvvetlerinin icra ettiği Fırat Kalkanı Harekatı'nın terör örgütü DEAŞ'a ağır darbeler vurduğunu, Zeytin Dalı Harekatı'nın ise PYD/YPG'nin oluşturmak istediği terör koridorunu parçaladığını ifade eden Güler, bu harekatlarla Kilis'ten Gaziantep'e ve Hatay'a kadar uzanan sınır hattında güvenliğin yeniden tesis edildiğini hatırlattı. Güler, bugün vatandaşların işine güvenle gidip, tarlasını ekip biçebilmesindeki en önemli tablonun, Mehmetçiğin sahadaki emsalsiz fedakarlığının doğrudan sonucu ve Türkiye'nin Suriye'de neden bulunduğunun da cevabı olduğunu belirterek, şöyle devam etti: > Kahraman ordumuzun Suriye'deki varlığı asil milletimizin ve sınırlarımızın güvenliğini ileriden sağlamak için üstlendiğimiz sorumluluğun bir gereğidir. Gelinen noktada herkes şunu görmüştür ki Türkiye yalnızca sınırlarında değil, sınır ötesinde de güvenliği tesis edip, istikrar üreten güçlü ve güvenilir bir ülkedir. Suriye'de rejimin sona ermesi ve yeni yönetimin göreve gelmesiyle bölge yeni bir döneme girmiştir. Kilis bu yeni dönemde yalnızca güvenliğin değil, başta Öncüpınar Sınır Kapısı olmak üzere ticari geçişlerin ve ekonomik canlanmanın da kilit merkezlerinden biri haline gelmektedir. Önümüzdeki dönemde, gümrük kapılarında ticari faaliyetlerin artması da, Kilis'in uzun vadeli kalkınmasına stratejik bir imkan sunacaktır. Güler, tarih boyunca Gaziantep ve Kilis'in kaderinin Halep'ten, Halep'in kaderinin de Kilis ve Gaziantep'ten ayrı olmadığını anımsattı. **Suriye'deki gelişmeler** Suriye'deki gelişmeleri uzun vadeli bir bölgesel güvenlik mimarisi perspektifiyle ele aldıklarını ve Terörsüz Türkiye sürecinin başarısı açısından da çok önemli gördüklerini vurgulayan Güler, "Artık gelinen aşamada YPG, PYD, SDG terör örgütünün 10 Mart ve 18 Ocak'taki anlaşma hükümlerine ivedilikle uyması, silahlı tüm unsurlarını feshederek bireysel ve denetlenebilir biçimde devlet kurumlarına entegre olması tek çıkar yoludur." dedi. Güler, entegrasyon anlaşmasının uygulanmaya başlamasını memnuniyetle ve yakından takip ettiklerini söyleyerek, konuşmasını şöyle tamamladı. > Gerçek şu ki hem Suriye'nin hem de bölgenin istikrarı için mutabakatın uygulanması, Suriye'nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve birliği temelinde adımların atılması bir tercih değil, zorunluluktur. Bir kez daha vurgulamak isterim ki dış desteklere bel bağlayarak 'Terörsüz Türkiye' hedefimizi sekteye uğratmaya çalışanlara, birliğimizi ve kardeşliğimizi bozmaya yönelik her türlü girişime karşı koyma kararlılığımız tamdır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yerli ve milli savunma sanayimizin sağladığı imkan ve kabiliyetlerle terörle mücadele ve sınır güvenliğinde olduğu gibi Mavi ve Gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de kararlılıkla korumaya devam etmektedir. _AA_ yaşar güler Suriye SDG "Terörsüz Türkiye hedefimizi sekteye uğratmaya çalışanlara, birliğimizi ve kardeşliğimizi bozmaya yönelik her türlü girişime karşı koyma kararlılığımız tamdır" Salı, Şubat 10, 2026 - 17:15 Main image: > <p>Fotoğraf: ANKA</p> Haber Type: news SEO Title: Bakan Güler: YPG-SDG'nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları'nın gereklerine uyması bir zorunluluk copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı. İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti. Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor. Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi. Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor. Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi. Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti. Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'ın_ haberlerine ulaşmak için tıklayın İRAN Laricani, Maskat görüşmelerinden birkaç gün sonra Umman’a geldi Salı, Şubat 10, 2026 - 17:15 Main image: > <p>İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani / Fotoğraf: Reuters</p> Dünya related nodes: Margot Robbie kendisini kızdıran hediyeyi açıkladı: "Çok şaşırmıştım" İran: ABD müzakere öncesi 4 şart öne sürdü, kabul edilmemesi halinde saldırı düzenleyeceği tehdidinde bulundu İran: Zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesi yaptırımların kaldırılmasına bağlı Type: news SEO Title: İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
Şam, SDG'den ikinci büyük petrol sahasının kontrolünü devraldı
Suriye hükümeti, Haseke ilindeki Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünü ele geçirmesinin ardından dün, yine aynı ilde SDG'nin kontrolünde olan, ülkenin en büyük ikinci petrol sahasının kontrolünü devralmak için gerekli prosedürleri başlattı. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Hükümet, Rumeylan petrol sahasındaki durumu ve sahanın elden geçirilmesini değerlendirmek için bir keşif turu düzenledi. Tur, Haseke İç Güvenlik Müdürü Tuğgeneral Mervan el-Ali ve Suriye Petrol Şirketi temsilcilerinden oluşan bir heyet tarafından, Kürt iç güvenlik güçleri Asayiş ve Suriye Petrol Şirketi'nin teknik ve mühendislik ekipleri eşliğinde gerçekleştirildi. Suriye Petrol Şirketi, Rumeylan petrol sahasındaki işçilerin işlerine devam edeceklerini ve yaşam standartlarını iyileştirmeye çalışacaklarını, güvenlik görevlilerinin de yerel halkın arasında iş imkanı edineceklerini açıkladı. Şirketin genel müdür yardımcısı Velid el-Yusuf, ortak basın toplantısında enerji şirketi ADES ile birkaç gün içinde bir sözleşme imzalanacağını ve petrol kuyuların onarımına ve bölgenin geliştirilmesine bir hafta içinde başlanacağını belirtti. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'ı_ n haberlerine ulaşmak için tıklayın Suriye Hükümet, Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünü ele geçirmesinin ertesi günü Rumeylan petrol sahasını da devraldı Salı, Şubat 10, 2026 - 17:00 Main image: > <p>Şam hükümetinden bir heyet, Suriye'nin doğusundaki Rumeylan petrol sahasını ziyaret etti / Fotoğraf: Haseke Medya Müdürlüğü</p> Dünya related nodes: TBMM Başkanı Kurtulmuş: Suriye’deki barış sürecini sonuna kadar destekliyoruz Irak, Suriye’den 2 bin 250 IŞİD militanını teslim aldığını duyurdu Suriyelilerin ağır mirastan kurtuluşu Type: news SEO Title: Şam, SDG'den ikinci büyük petrol sahasının kontrolünü devraldı copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 4:02 PM
Arap ve İslam dünyası "Batı Şeria'yı ilhak etme" girişimlerini reddetti
# fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanları, Batı Şeria'da yeni bir yasal ve idari gerçeklik dayatmayı ve böylece ilhakı hızlandırmayı amaçlayan son İsrail kararları ve önlemlerini kınadı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan açıklamada, Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenliğinin olmadığını teyit ederek, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yayılmacı politikalarının ve yasadışı önlemlerinin devam etmemesi konusunda uyardı. Ürdün Kralı II. Abdullah ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Amman'da yaptıkları açıklamada, "Batı Şeria'da yerleşim yerlerini güçlendirmeyi ve İsrail egemenliğini dayatmayı amaçlayan" yasadışı önlemleri reddettiklerini ve kınadıklarını yinelediler. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'_ ın haberlerine ulaşmak için tıklayın GAZZE Gazze anlaşmasında daha fazla gerileme yaşanması endişesi Salı, Şubat 10, 2026 - 17:00 Main image: > <p>Ramallah'ın batısındaki Şukba köyünde dün İsrail tarafından yıkılan bir evin enkazı arasında oturan iki kişiyi teselli etmeye çalışan bir Filistinli / Fotoğraf: AFP</p> Dünya related nodes: İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek İsrail ordusu: Gazze Şeridi’ne kaçak mal sokulması sorunu güvenliğimiz için büyük bir tehdit Type: news SEO Title: Arap ve İslam dünyası "Batı Şeria'yı ilhak etme" girişimlerini reddetti copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Birleşmiş Milletler: İsrail'in Batı Şeria ile ilgili kararı "yasa dışı" ve iki devletli çözüm şansını baltalıyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, dün İsrail Güvenlik Kabinesi'nin işgal altındaki Batı Şeria'nın A ve B bölgelerinde bir dizi idari ve yürütme tedbirini onaylama kararına ilişkin ciddi endişelerini dile getirerek, bu kararın iki devletli çözüm olasılığını baltaladığı uyarısında bulundu. Genel Sekreter yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki varlığını sürdürmesi de dahil olmak üzere bu tür eylemlerin, Uluslararası Adalet Divanı'na göre yalnızca istikrarsızlaştırıcı değil, aynı zamanda yasadışı olduğunu belirtti. Açıklamada ayrıca, "Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria'daki tüm İsrail yerleşimlerinin ve bunlarla ilişkili yerleşim sistemi ve altyapısının hiçbir yasal meşruiyeti olmadığı ve ilgili Birleşmiş Milletler kararları da dahil olmak üzere uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturduğu" yinelendi. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Guterres, İsrail'i bu önlemleri geri almaya çağırdı ve tüm taraflara, Güvenlik Konseyi kararları ve uluslararası hukuka uygun olarak iki devletli çözüm olan kalıcı barışın tek yolunu savunmaları çağrısında bulundu. Guterres, İsrail'i bu önlemleri geri almaya çağırdı ve tüm taraflara, Güvenlik Konseyi kararları ve uluslararası hukuka uygun olarak iki devletli çözüm olan kalıcı barışın tek yolunu savunmaları çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın İsrail haber sitesi Ynet’ten aktardığına göre İsrail hükümeti, Batı Şeria'daki arazi kayıt ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladı ve Filistinlilere ait evlerin yıkılmasına izin verdi. İnternet sitesi, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın A Bölgesi'ndeki Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini, ayrıca Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını vurguladı. Ramallah'ta Filistin başkanlığı, İsrail hükümetinin Batı Şeria ile ilgili kararlarını "tehlikeli ve Filistin varlığını hedef alan" kararlar olarak nitelendirdi. Filistin haber ajansı, cumhurbaşkanlığının bu kararları "Filistin halkına karşı yürütülen kapsamlı savaş ve ilhak ile yerinden etme planlarının uygulanması" çerçevesinde atılan adım olarak nitelendirdiği ifade edildi. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'ı_ n haberlerine ulaşmak için tıklayın İsrail Filistinlilere ait evlerin yıkılmasına ve yerleşim yerlerinin genişletilmesine izin veriliyor Salı, Şubat 10, 2026 - 17:00 Main image: > <p>Filistinliler, Batı Şeria'daki Nur Şems mülteci kampının girişini kapatan İsrail askerlerinin önünde gösteri yaptı / Fotoğraf: AFP</p> Dünya related nodes: Afrika’nın arka kapısı: İsrail–Fransa–Togo üçgeni İsrail televizyonu: İsrail, Filistinlileri idam edecek gardiyanları eğitim için Doğu Asya'ya gönderecek Türkiye'nin de bulunduğu 8 ülkenin dışişleri bakanlarından, İsrail’in Batı Şeria’daki ilhak adımlarına kınama Type: news SEO Title: Birleşmiş Milletler: İsrail'in Batı Şeria ile ilgili kararı "yasa dışı" ve iki devletli çözüm şansını baltalıyor copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Demir Baybars, Türk izleyicisine Kürtçe öğretiyor
Türkiye televizyonlarında Kürtçe uzun yıllar boyunca yoktu. Kürtçenin etrafı bilinçli bir sessizlikle çevriliydi. Hikayelerin içine girmesi “riskli”, “fazla” ya da “gereksiz” sayılıyordu. Bugün bu tablo kökten değişti demek, zor. Ama dikkatle bakınca şunu görmek mümkün: O büyük sessizlik artık yerini küçük fısıltılara bırakıyor. Kürtçe ana akım dizilere cümlelerle değil, kelimelerle giriyor. Uzak Şehir dizisi ve özellikle Demir Baybars karakteri, bu durumun belki de en görünür örneklerinden biri. Dizi Kürt coğrafyasında geçmesine rağmen Kürt kimliğini büyük ölçüde törpüleyerek anlatıyor. Kimlik politik bağlamından koparılıyor, tarih arka plana itiliyor. Dil kullanımı da buna paralel: Kürtçe gündelik bir iletişim dili olarak kullanılmıyor. Kimse uzun uzun Kürtçe konuşmuyor, sohbet etmiyor, tartışmıyor. Ama Kürtçe tamamen de dışarıda değil. Bu dil, dizide tek bir karakterin ağzından, belirli anlarda, belirli duygular eşliğinde çıkıyor. O karakter, Diyarbakırlı oyuncu Ferit Kaya’nın canlandırdığı Demir Baybars. **Türkçe yetmeyince ana dil imdada yetişiyor** Baybars’ın konuşmasına dikkat edince şunu fark ediyoruz: Kürtçe cümleler kurmuyor. Ama tam da Türkçe’nin yetmediği, kelimenin boğazda düğümlendiği anlarda ana dil imdada yetişiyor. Öfke yükseldiğinde, alay etmek istediğinde ya da mesafe koymak gerektiğinde Türkçe geri çekiliyor; Kürtçe bir kelime öne çıkıyor. Sanki karakter, duygusunu tam karşılamayan bir dilden hızla çıkıp, kendini daha iyi taşıyan bir dile sığınıyor. Bu kelimeler rastgele değil. Her biri belli bir ruh halinin, belli bir tavrın kısa ve keskin karşılığı. Demir Baybars duygusunu açıklamıyor; onu bir kelimeyle bırakıp geçiyor. Kürtçe burada bir süs ya da egzotik bir dokunuş değil; Türkçe’nin taşıyamadığı yükü sırtlanan bir ana dil refleksi. Bu sahicilikte oyuncunun payı da büyük. Demir Baybars’ı canlandıran ve Zaza olan Ferit Kaya’nın Kürtçeye aşinalığı, bu kelimelerin ekranda “öğrenilmiş” değil, doğal bir yerden çıkmasını sağlıyor. Söylenen kelime kadar, o kelimenin söylenişi de ikna edici. Vurgu, ton, zamanlama… Hepsi, ana dilin bir oyunculuk tekniğinden çok bir hafıza meselesi olduğunu hatırlatıyor. Kısacası Demir Baybars konuşurken Kürtçe’yi seçmiyor; sanki Kürtçe kendini dayatıyor. Türkçe’nin sınırına gelindiği yerde ana dil devreye giriyor ve karakteri ele veriyor. **Gerilim anlarının dili Kürtçe** Dizide Kürtçe’nin kullanıldığı anlara bakıldığında ortak bir özellik göze çarpıyor: Dil, çoğunlukla duygusal yoğunluğun arttığı anlarda ortaya çıkıyor. Demir Baybars sinirlendiğinde “bê namus” diyor. Şaşkınlığını “abê heyran” ile dile getiriyor. Ortamdaki paniği bastırmak için “teşqele yapma” diye çıkışıyor. Bir çatışmayı bitirirken ise kısa ve kesin bir “ser xêrê be” ile konuşmayı kapatıyor. Demir Baybars’ın dili yalnızca sertlikten ibaret değil. Karakterin nadiren de olsa yumuşadığı anlarda “yabo” ya da “bire min” gibi hitapların ortaya çıkması, Kürtçe’nin sadece çatışmanın değil, yakınlığın da dili olabileceğini hatırlatıyor. Bu küçük kelimeler, dizinin genel beyazlaştırma eğilimi içinde önemli boşluklar açıyor. Kürtçe yalnızca öfkenin, aşağılamanın ya da tehdidin dili olmak zorunda değil; tanışıklığın, saygının, sevginin, içtenliğin de dili olabiliyor. **Her konuştuğunda izleyici Google’a soruyor** Demir Baybars’ın kullandığı bu kelimeler, izleyici açısından yalnızca dramatik bir unsur değil. “Kurmi”, “kundır”, “qeşmer” ya da “teşqele” ekrana her geldiğinde bir duraksama yaratıyor. Anlamı bilinmeyen kelime merak ediliyor, araştırılıyor, sosyal medyada dolaşıma giriyor. Bu durum, Kürtçe’nin uzun yıllar sonra ilk kez ana akım televizyonda “merak edilen” bir dil haline gelmesi anlamına geliyor. Dil, açıklama bekleyen bir boşluk yaratıyor. Ve bu boşluk, sessizlikten çok daha politik bir alan açıyor. Özetle; Uzak Şehir, Kürt kimliğinin temsili açısından köklü bir kırılma sunmuyor. Beyazlaştırma devam ediyor. Kürtçe hala sınırlı, kimlik hala temkinli. Ama Demir Baybars’ın ağzından dökülen kelimeler şunu gösteriyor: Kürtçe artık tamamen dışarıda tutulamıyor. Demir Baybars’ın dili, Türk televizyonlarında uzun süredir bastırılan bir hatırlatmayı sessiz ama inatçı biçimde yeniden kuruyor. **Demir Baybars’ın kullandığı Kürtçe kelimeler ve anlamları** **Kurmi:** Kurtlanmış, bozulmuş; mecazen değersiz, işe yaramaz **Kundır:** Kelime anlamı kabak. Argoda beceriksiz, sersem, ciddiye alınmayacak kişi **Bê namus:** Namussuz **Tırsonek:** Korkak, ödlek **Gejo:** Saf, aklı kolay karışan, aptalca davranan **Qeşmer:** Alay konusu olan, ciddiye alınmayan, maskaraya yakın tip **Kurre:** Çocuk; bağlama göre küçümseyici bir hitap **Kıbrağ:** Kibirli, kendini beğenmiş **Alemînyon:** Garip, tuhaf, acayip kişi **Teşqele:** Telaş, panik, ortalığı karıştırma hali **Abe heyran:** Hayret ifadesi; “vay be”, “yok artık” **Ser xêrê be:** Hayırlı olsun **Yabo:** Baba; yaşça büyük erkeğe hitap **Bire min** : Kardeşim **Keçê:** Kız ***Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.** Uzak Şehir DEMİR BAYBARS Kürtçe müjgan halis Gazeteci Müjgan Halis, Independent Türkçe için yazdı Müjgan Halis Salı, Şubat 10, 2026 - 16:45 Main image: > <p>Fotoğraf: Kanal D </p> TÜRKİYE'DEN SESLER jw id: vk86fuLk Type: video SEO Title: Demir Baybars, Türk izleyicisine Kürtçe öğretiyor copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
ABD-Kanada ticaret geriliminde yeni tırmanış
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada’nın Ontario eyaleti ile ABD’nin Michigan eyaletini birbirine bağlayan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü’nün açılışının durdurulabileceği tehdidinde bulundu. Trump, Kanada’yı ABD’ye ‘on yıllardır adil davranmamakla’ suçladı. Trump, dün akşam Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Herkesin bildiği gibi Kanada, ABD’ye onlarca yıldır son derece adaletsiz davrandı. Şimdi ise işler ABD’nin lehine ve hızla değişiyor. Düşünün, Kanada Ontario ile Michigan arasında devasa bir köprü inşa ediyor. Köprünün hem Kanada hem de ABD tarafı onlara ait ve elbette bunu neredeyse hiçbir Amerikan malzemesi kullanmadan yaptılar” ifadelerini kullandı. Eski ABD Başkanı Barack Obama’yı da hedef alan Trump, Kanada’ya muafiyet tanındığını ileri sürdü. Trump, “Başkan Barack Obama, ‘Amerikan ürünleri satın al’ yasasını aşabilmeleri için onlara aptalca bir muafiyet verdi. Böylece Amerikan çeliği dahil hiçbir Amerikan ürünü kullanmadılar. Şimdi Kanada hükümeti, ABD Başkanı olarak benim buna göz yummamı, yani ‘Amerika’yı sömürmelerine’ izin vermemi bekliyor. Peki ABD bunun karşılığında ne alacak? Hiçbir şey” dedi. Trump, Kanada’nın Amerikan ürünlerine kısıtlamalar getirdiğinden şikâyet etti. Trump, Ontario eyaletinde Amerikan menşeli içkilerin ve diğer alkollü içeceklerin satışına izin verilmediğini belirterek, “Ontario, Amerikan içkilerinin mağazalarında satılmasına izin vermiyor; bunlar tamamen yasak. Şimdi ise tüm bunların üzerine Başbakan Mark Carney, Kanada’yı tamamen yutacak olan Çin ile bir anlaşma yapmak istiyor. Bize düşecek olan ise sadece kırıntılar olacak. Buna inanmıyorum” ifadelerini kullandı. Trump, paylaşımında Kanada’nın ulusal sporu olan buz hokeyine de atıfta bulunarak, “Çin’in yapacağı ilk şey, Kanada’daki tüm buz hokeyi maçlarını bitirmek ve Stanley Kupası’nı tamamen iptal etmek olur” şeklinde konuştu. Kanada’nın ABD’den ithal edilen süt ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini de eleştiren Trump, bu durumun yıllardır Amerikalı çiftçileri ciddi mali risklerle karşı karşıya bıraktığını savundu. Trump, “ABD’ye tam anlamıyla tazminat ödenmeden bu köprünün açılmasına izin vermeyeceğim. Daha da önemlisi, Kanada’nın ABD’ye hak ettiğimiz adalet ve saygıyla yaklaşması gerekiyor. Müzakerelere derhal başlayacağız. Onlara sağladığımız tüm katkılar göz önüne alındığında, bu projenin en azından yarısına sahip olmamız gerekir. Amerikan pazarından elde edilecek gelirler muazzam olacak” değerlendirmesinde bulundu. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) **Gerginliğin artması ve anlaşmazlıklar** Söz konusu paylaşım, ABD ile Kanada arasındaki ticari gerilimlerde yeni bir tırmanışı yansıtırken, Trump ile Carney arasında bir süredir devam eden anlaşmazlıklar bağlamında değerlendiriliyor. Trump’ın, Kuzey Amerika’nın en büyük altyapı projelerinden biri olarak görülen köprünün açılışını, ABD’ye tazminat ödenmemesi ve projede kısmi mülkiyet verilmemesi halinde engellemekle tehdit etmesi, bu adımın ikili ilişkiler ve bölgesel ekonomi üzerindeki olası etkilerine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Efsanevi buz hokeyi oyuncusunun adını taşıyan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü, Kanada’nın Ontario eyaletindeki Windsor kenti ile ABD’nin Michigan eyaletindeki Detroit şehrini Detroit Nehri üzerinden birbirine bağlayan iddialı bir proje olarak öne çıkıyor. Toplam 2,5 kilometre uzunluğundaki köprü, 37,5 metre genişliğe ve 220 metre yüksekliğe sahip olup, Kuzey Amerika’nın en uzun askılı köprüsü olma özelliğini taşıyor. Proje, altı şeritli olarak tasarlanırken, kapasitenin sekiz şeride çıkarılmasına imkân tanıyor; ayrıca yayalar ve bisikletliler için de ayrı bir geçiş alanı bulunuyor. İnşasına 2018 yılında başlanan köprünün toplam maliyetinin 4,4 milyar ABD dolarına ulaştığı belirtiliyor. Proje, Kanada federal hükümetine bağlı Windsor-Detroit Bridge Authority (WDBA) tarafından tamamen Kanada hükümeti kaynaklarıyla finanse ediliyor. Çalışmalar kapsamında her iki ülkede yeni giriş limanları inşa edilirken, Michigan’daki otoyol altyapısında da kapsamlı iyileştirmeler yapılıyor. Köprünün, Kovid-19 salgını nedeniyle yaşanan gecikmelerin ardından bu yıl içinde hizmete açılması bekleniyor. Projenin, sınır ötesi ticareti güçlendirmesi hedefleniyor. Windsor-Detroit hattı, iki ülke arasındaki en büyük ticaret koridoru olma özelliğini taşırken, yıllık değeri 600 milyar doları aşan ikili ticaretin yaklaşık yüzde 25’i bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor. Proje, Bridging North America adlı konsorsiyumla kurulan bir kamu-özel sektör ortaklığı kapsamında yürütülüyor. Konsorsiyumda Fluor, ACS ve Aecon gibi şirketler yer alırken, 36 yıllık anlaşma; tasarım, inşaat, finansman, işletme ve bakım süreçlerini kapsıyor. Ancak Trump, eski Başkan Obama döneminde tanınan muafiyetin Kanada’nın Amerikan menşeli malzemeleri kullanmaktan kaçınmasına olanak sağladığını savunuyor. Trump’a göre bu durum, köprüyü ABD açısından herhangi bir ekonomik getiri sağlamayan ve ülkenin ‘sömürülmesi’ anlamına gelen bir proje haline getiriyor. **Trump ve Carney arasındaki anlaşmazlıklar** Trump’ın tehdidi, Kanada Başbakanı Mark Carney ile bir süredir biriken anlaşmazlıklar çerçevesinde değerlendiriliyor. Trump, Kanada menşeli çelik ve alüminyum ürünlerine gümrük vergileri getirmiş, bu adım ilk başkanlık döneminde Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) yeniden müzakere edilmesine yol açarak anlaşmanın ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) adıyla yürürlüğe girmesiyle sonuçlanmıştı. Buna karşın, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de iki ülke arasındaki gerilimler devam etti. Trump yönetimi, Kanada’yı fentanil kaçakçılığı ve düzensiz göçle mücadelede yeterince iş birliği yapmamakla suçlarken, Kanada’nın elektriğe yönelik uygulamalarına karşılık bazı Kanada ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük tarifeleri getirdi. Gerilim, Trump’ın Kanada’yı ‘ABD’nin 51’inci eyaleti’ olarak ilhak etme yönündeki söylemleriyle daha da tırmandı. Trump, Kanada’nın zengin maden kaynaklarına erişmek için ‘ekonomik güç’ kullanılabileceğini savunurken, Carney’i Çin ile anlaşmalar yapmaya çalışmakla suçladı ve Çin’in Kanada’yı ‘tamamen yutacağını’ ileri sürdü. Carney’nin tepkisi sert oldu. Carney, Trump’ın açıklamalarını ‘Kanada’nın egemenliğine yönelik bir tehdit’ olarak nitelendirirken, Davos Forumu’nda yaptığı konuşmada ‘küresel bölünmeye’ karşı ‘merkez güçlerin’ bir araya gelmesi çağrısında bulundu. Bu çıkış, Trump’ın tepkisini çekti ve Carney’nin Gazze Şeridi’yle ilgili özel barış konseyine daveti geri çekildi. Gümrük tarifeleri, Kanada’nın ABD menşeli elektrikli araçlara yönelik bazı yetkilendirmeleri iptal etmesine ve enerji ile ticaret alanlarında karşılıklı yaptırımlar uygulanmasına da yol açtı. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre Trump’ın köprünün açılışını engelleme tehdidi, 100 milyar dolara ulaşan ABD-Kanada ticaret açığını azaltmayı ve daha avantajlı ticaret koşulları dayatmayı hedefleyen ‘Önce Amerika’ stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Buna karşın, projenin Kanada hükümeti tarafından finanse edilip denetlenmesi nedeniyle tehdidin hukuki açıdan uygulanabilir olmadığına dikkat çekiliyor. Bloomberg’in yetkililere dayandırdığı haberinde, köprünün büyük ölçüde tamamlandığı ve gelecekteki geçiş ücretleriyle finanse edileceği belirtilerek, gümrük tarifelerinin projeyi durdurmasının beklenmediği ifade edildi. Ancak Trump’ın çıkışı, iki ülke ilişkilerinde ‘yeni bir gerilim dönemine’ işaret ediyor. Bloomberg’e göre bu yaklaşım, köprünün iş birliğinin sembolü olmaktan çıkıp ‘geçmişin bir anıtına’ dönüşmesi riskini beraberinde getiriyor. Raporda, özellikle Michigan’ın Ontario ile ticarete bağımlı olduğu otomotiv ve enerji sektörlerinde, gerilimin tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabileceği uyarısında bulunuldu. Analistler ise Trump’ın tehdidinin, köprüyü bir baskı unsuru olarak kullanarak yeniden müzakere zemini oluşturmayı amaçladığı görüşünde. Kanada cephesinde Carney’nin Çin ile anlaşmalar yoluyla ekonomik bağımsızlığı güçlendirmeye çalıştığı, ancak bu adımın ABD’nin gümrük tarifelerini yüzde 100’e kadar çıkarma riskini artırdığı belirtiliyor. Sonuç olarak, söz konusu tehdit, iki ülke arasındaki ilişkilerin ortaklıktan rekabete doğru kaydığını ve gerilimin sürmesi halinde bölgesel istikrar açısından ciddi riskler doğabileceğini ortaya koyuyor. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir** _Şarku'l Avsat'ı_ n haberlerine ulaşmak için tıklayın ABD Trump, Gordie Howe Uluslararası Köprüsü’nün açılışını durdurmakla tehdit etti Salı, Şubat 10, 2026 - 16:45 Main image: > <p>ABD Başkanı Donald Trump / Fotoğraf: AP</p> Dünya related nodes: Çin, Venezuela’yı ABD’ye karşı neden korumadı? ABD'deki on binlerce göçmene kötü haber Al Majalla duyurdu: Barrack, Abdi’ye “Sizin için tek bir kurşun bile sıkmayacağız” dedi Type: news SEO Title: ABD-Kanada ticaret geriliminde yeni tırmanış copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı emanetindeki tam ve çeyrek altınlar kayboldu: Bir memur tutuklandı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosu'nda yapılan rutin dışı denetim sonucu 9 tam ve 5 çeyrek altının eksik olduğunun tespit edildiğini ve konuya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Batı Emanet Memuru olarak görev yapan E.Ö’nün tutuklandığını açıkladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin yapılan yazılı basın açıklamasında, şu ifadelere yer verildi: > 6 Şubat 2026 tarihinde Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosu'nda yapılan rutin dışı denetimde 9 tam ve 5 çeyrek altının eksik olduğunun tespiti üzerine resen soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında, olayın failinin Ankara Batı Emanet Memuru olarak görev yapan E.Ö. olduğu tespit edilmiş, şüpheli emanet memuru alınan ifadesinde atılı suçu ikrar etmiştir. Şüpheli alınan ifadesine müteakip 6 Şubat 2026 tarihinde sevk olunduğu Nöbetçi Ankara Batı 1.Sulh Ceza Hâkimliğince zimmet suçundan tutuklanmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmekte olup soruşturmanın safahatı ve sonucu hakkında ayrıca bilgi verileceği hususu, kamuoyuna saygıyla duyurulur. _Independent Türkçe_ Ankara Altın Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosu'nda yapılan rutin dışı denetim sonucu 9 tam ve 5 çeyrek altının eksik olduğu tespit edildi. Konuya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında emanet bürosunda memuru olarak görev yapan 1 kişi tutuklandı Salı, Şubat 10, 2026 - 16:30 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Haber Type: news SEO Title: Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı emanetindeki tam ve çeyrek altınlar kayboldu: Bir memur tutuklandı copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Ahlaki gerileme
Uzun gazetecilik kariyerim boyunca, 1961'de İngiliz Savunma Bakanı John Profumo'nun, Christine Keeler adlı bir kadınla yaşadığı evlilik dışı ilişki nedeniyle istifa etmesiyle ​​sonuçlanan skandal başta olmak üzere birçok ahlaki olaya veya skandala tanık oldum. İstifa etmek zorunda kalmasının nedeni ilişkinin kendisi değildi, aksine Profumo'nun Keeler'ın aynı anda Sovyet askeri ataşesiyle de ilişki yaşaması nedeniyle ulusal güvenliği tehlikeye atmasıydı. Profumo istifa etti ve hayatının geri kalanını sosyal çalışmalara adadı. Dar bir çevreye eğlence ve zevk hizmetleri sunan Dr. Stephen Ward ise intihar etti. Jeffrey Epstein'ın intiharı haberi çıktığında ve fuhuşun siyaset, güvenlik ve ahlaki standartlarla iç içe geçmesinden bahsedildiğinde Dr. Ward'ın adı akla geliyor. Tüm bu skandalların çarpıcı yanı, hepsinin Batı'da, basın özgürlüğünün ve hatta iftira özgürlüğünün hakim olduğu bir yerde meydana gelmiş olmasıdır. Örneğin, Prenses Diana'nın ilişkileri ahlaki skandal olarak değil, sıradan aşk ilişkileri olarak değerlendirildi, çünkü herhangi bir güvenlik sorunu teşkil etmiyordu. Başkan John F. Kennedy ve ilişkileri de basının bugün bile kınamaya devam ettiği skandallar arasında yer almıyor. Sorun aşk değil, siyaset. Ve Batı'da ahlaki standartlar giderek gevşiyor. Prens Andrew, yasadışı ve ahlaksız eylemlerde bulunan sapkın bir grubun parçası olduğu için tüm kraliyet unvanlarından ve ayrıcalıklarından mahrum bırakıldı; her zamanki gibi kötü şöhretli ilişkileri olduğu ve taht ile kraliyet ailesini zor durumda bırakan skandal durumlarda yer aldığı için değil. Ancak ilk kez, ABD ve İngiltere'deki bazı çevreler genel olarak ahlaki çöküş konusunu gündeme getirdi. Ve okullar ile üniversitelerde davranış ve eğitim konusu da gündeme geldi. Birçok kuruluş, eşcinselliğe ve bunun normalleştirilmesine karşı mücadele etmeye başladı. ***Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.** _Şarku'l Avsat_ ahlak gerileme Semir Ataullah Salı, Şubat 10, 2026 - 16:30 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Ahlaki gerileme copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Doğum krizi mi yoksa hazırlık mı?
Our World Data verilerine göre, Nijerya halkı tek bir yılda yaklaşık 7,5 milyon çocuk dünyaya getirirken, Rusya dahil Avrupa'daki toplam doğum sayısı 2023 yılında 6,3 milyonu geçmedi. Yani bir Afrika ülkesindeki doğum sayısı tüm Avrupa'daki toplam doğum sayısını aştı! Nijerya dünyanın en doğurgan ülkesi olmaya devam ederse, Çin ve Hindistan'dan sonra gelecek yüzyılın ortalarında dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olabilir! Bu muazzam nüfus patlaması birçok ülkeyi endişelendiriyor. Bir ülke, sakinlerine her saniye yeni bir bebeğin doğduğunu hatırlatmak için halka açık yola dev bir dijital ekran bile yerleştirdi, sanki “Lütfen biraz yavaşlayın!” der gibi. Nüfus artışını memnuniyetle karşılayan veya buna kayıtsız kalan ülkeler, GSYİH'lerini en üst düzeye çıkarma, sanayilerini ve yatırımlarını genişletme ve ekonomilerini güçlendirme fırsatına sahipler. Yaşlı kıta (Avrupa) gerçekten yaşlanıyor; Al Arabiya'nın haberine göre, kıta sessiz bir “demografik krizle” karşı karşıya. Avrupa’da nüfusun kendisini yenileme oranı kadın başına yaklaşık 1,38 çocuk; bu, bir nesilden diğerine istikrarlı bir nüfusu korumak için bir kadının sahip olması gereken ortalama çocuk sayısından (2,1) daha düşük. Başka bir deyişle, doğurganlık oranı 2,1'in altındaysa nüfus yaşlanıyor ve küçülüyor, bu oranın üzerinde ise büyüyor demektir. Ancak Nijeryalı kadınlar ortalama 4,5 çocuk doğuruyor, bu da hızlı bir artış anlamına geliyor. Nüfus artışı konusunda iki görüş var. Birincisi, işgücü piyasasını, emeklilik sistemlerini, sağlık hizmetlerini, kamu hizmetlerini, konutları ve altyapıyı tehdit ettiği için tehlikeli bir gösterge olarak görüyor. Diğer görüş ise nüfus artışını ekonomiyi canlandırmak, pazar büyüklüğünü, işgücünü, tüketici talebini vb. artırmak için bir fırsat olarak görüyor. Bu nedenle, ekonomistler genellikle hızlı nüfus artışının geleceğe hazırlık niteliğinde paralel bir ekonomik büyüme ile birlikte olması gerektiğini savunuyorlar. Bazı toplumlar sosyal ve dini faktörler nedeniyle doğal olarak büyürler. Sorun doğum sayısı değil, ülkelerin bu nüfusu absorbe etmeye hazır olup olmamasıdır. Eğitim kalitesi ihmal edildiğinde nüfus bir yük olabilirken, insan sermayesine erken yatırım yapıldığında ve nüfus politikaları sadece sloganlardan ibaret kalmayıp ekonomik planlama ve işgücü piyasasıyla bağlantılı olduğunda bir fırsat haline gelebilir. Çin bu konuda çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Hindistan en kalabalık ülke olarak onu geride bırakmış olsa da Pekin insan kitlesini şaşırtıcı bir teknolojik ve üretken güce dönüştürmeyi başardı. Üstünlük sayılarda değil, eğitim, üretim ve teknolojiye erken yatırımda yatmaktadır. Siz bu makaleyi okumayı bitirirken, bazı ülkelerde binlerce çocuk doğacak; bu doğumlar, hazırlıksız ülkeler için endişe verici, ancak yeni bir refah çağına hazırlanmaya çalışanlar için mutluluk verici bir durumdur. ***Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.** _Şarku'l Avsat_ doğum sancısı hazırlık Muhammed Nugaymiş Salı, Şubat 10, 2026 - 16:30 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Doğum krizi mi yoksa hazırlık mı? copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:03 PM
Türkiye ve Chevron: Ankara'nın yeni enerji bahsi
Şubat ayı başlarında, Türkiye’nin milli petrol şirketi Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), dünya genelinde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinde ortaklaşa çalışmak üzere Amerikan petrol devi Chevron ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor: Türkiye, petrol üreten bir ülke olmadığı, dahası Rusya ve Hazar Denizi bölgesinden Avrupa Birliği'ne uzanan petrol ve doğalgaz boru hatları için hayati önemde bir transit ülke konumunda olduğu halde neden küresel petrol arama ve üretim faaliyetleriyle ilgileniyor? Türkiye, yaklaşık 88 milyonluk nüfusuyla Mısır'dan sonra Doğu Akdeniz'in en kalabalık ikinci ülkesi olan gelişmiş bir sanayi ülkesi. Dolayısıyla gelişmiş sanayi kapasitesi ve büyük nüfusu göz önüne alındığında, küresel pazarlardan veya komşu ülkelerden (Rusya, İran, Irak ve Hazar Denizi bölgesi) sürekli ve artan bir petrol ve doğalgaz ithalatı ihtiyacı duyuyor. Ülkenin ilerlemesi nedeniyle petrol ithalat hacmi her yıl artıyor. Son yirmi yılda, TPAO, Doğu Akdeniz'de gaz arama konusunda yoğun çaba sarf etti, ancak olumlu bir sonuç elde edemedi. Bunun yerine, TPAO 2020 yılında Karadeniz'de, Türkiye'nin kuzeybatı kıyılarında Sakarya gaz sahasını keşfetti. İlk üretim 2023 yılında başladı ve ticari üretimin 2025 yılında başlaması planlanıyor. TPAO daha sonra Karadeniz'de ikinci bir gaz sahası keşfetti. Türk planları, devletin temel amacının enerji endüstrisini Doğu'dan Batı'ya petrol akışı için önemli bir transit merkezi haline getirmek ve böylece Türk ekonomisinin Avrupa ve Asya arasında stratejik enerji konumundan faydalanmasını sağlamak olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Türkiye, bölgede henüz bir saha keşfetmemiş olmasına rağmen, 21. yüzyılın başından beri Doğu Akdeniz'deki petrol faaliyetlerine önemli ölçüde ilgi göstermeye devam ediyor. Türkiye'nin ilgisi, Kıbrıs sularında keşfedilen gaz sahaları etrafında yoğunlaşıyor. Doğalgaz ihracatından elde edilen gelirden pay almayı ve bunun bir kısmının, 1974'ten beri Türk ordusu tarafından bulunduğu ve hiçbir ülke tarafından tanınmayan adanın kuzey kesimindeki Kıbrıslı Türklere ödenmesini sağlamayı amaçlıyor. Ankara, yakın zamanda “hakimiyeti altındaki” kuzey kesiminin “devlet” olarak tanınması çağrısında bulunarak, Kıbrıs sorununun çözümü önüne yeni bir engel koydu. Bu arada, başkenti Lefkoşa olan Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyesidir. Lefkoşa, hiçbir ülkeden destek görmeyen son Türk önerisine itiraz etti. Chevron'un Doğu Akdeniz'deki rolü ve faaliyetleri, Türkiye'nin Chevron ile ortaklığı ve bunun kendisine bu sektörde daha büyük bir rol oynamanın önünü açması olasılığına gelince; Chevron, İsrail'in en büyük doğalgaz sahası olan Leviathan'da hisselerin çoğuna sahip. Bu saha, Mısır’ın LNG terminallerinde sıvılaştırılması için önemli miktarda doğalgaz ihraç ediyor. Bu gaz daha sonra sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olarak Avrupa pazarına ihraç ediliyor; bu pazar, özellikle Rus petrolüne uygulanan Avrupa yaptırımları ışığında, LNG'ye son derece ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle, Chevron ile Türk ulusal petrol şirketi arasındaki ortaklık, Türkiye'nin bunun için çalışması ve iki ülke arasındaki dalgalı ve değişken ilişkiler göz önüne alındığında İsrail'in de buna izin vermesi durumunda, İsrail enerji sektörünün önemli bir bölümüne Türkiye’nin katılımının önünü açıyor. Türkiye'nin Chevron ile yaptığı anlaşma, Türkiye'nin Amerikan şirketiyle doğrudan petrol ve doğalgaz araması yapmasına ve keşfedilen sahalardan doğrudan pay almasına imkan tanıyor. Bu durumda, Türkiye’nin milli şirketi keşfedilen petrol veya doğalgazda bir paya sahip oluyor ve bu da Ankara'nın bu petrol veya doğalgazı piyasa fiyatından daha düşük bir fiyata ithal etmesine ve böylece ticaret dengesini desteklemesine olanak tanıyor. ***Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.** _Şarku'l Avsat_ Türkiye Chevron Ankara Enerji Velid Haduri Salı, Şubat 10, 2026 - 16:15 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Türkiye ve Chevron: Ankara'nın yeni enerji bahsi copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Skor değil, insanlık kazandı: Türk futbolunda fair-play
Dün gece Kadıköy’de Oğulcan Ülgün’ün sakatlanan Mert Müldür için mutlak gol şansını elinin tersiyle itmesi, futbolseverlere "Önce insanlık" dedirtti. İşte yeşil sahalarda rekabeti bir kenara bıraktıran, doğruluğuyla hafızalara kazınmış o unutulmaz asalet tabloları: **Kadıköy’de Bir Centilmen: Oğulcan Ülgün** Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında konuk ekibin futbolcusu Oğulcan Ülgün, fair-play davranışıyla büyük alkış aldı. Mücadelenin 41. dakikasında Gençlerbirliği gol pozisyonuna girecekken, Oğulcan Ülgün rakibi Mert Müldür'ün yerde kaldığını gördü ve oyuna devam etmedi. Ardından maçın hakemi oyunu durdurdu. Fenerbahçeli taraftarlar, bu hareketinin ardından uzun süre Oğulcan'ı alkışladı. **Kazanmaktan Daha Fazlası: Yeşil Sahada "Fair-Play" Dosyası** Yeşil sahalarda rekabetin en üst seviyeye çıktığı anlarda, bazı sporcular attıkları gollerle değil, sergiledikleri asaletle tarihe geçti. İşte Türk futbolunda hafızalara kazınmış, "Önce insanlık" dedirten bazı anlar. **Geçmişten Günümüze Centilmenlik Örnekleri** (Galatasaray - Beşiktaş) Şubat 2014: Derbi tarihinin en unutulmaz anlarından biri yaşandı. Maçın 54. dakikasında hakem Cüneyt Çakır bir pozisyonda aut kararı verdi. Ancak Galatasaraylı Semih Kaya, hakemin yanına giderek topun kendisinden çıktığını söyledi. Karar korner olarak değişirken, Semih Kaya bu dürüstlüğü nedeniyle her iki takım taraftarından da büyük alkış aldı. Fotoğraf: AA (Altay - Çaykur Rizespor) Ekim 2021: Altaylı futbolcu Erhan Çelenk, rakibi Baiano'nun sakatlandığını görünce yüzde yüzlük bir gol fırsatı yakalamasına rağmen şut çekmedi ve topu taca attı. Erhan’ın bu hareketi, o dönem dünya basınında da geniş yer buldu. Ekran alıntısı: Youtube (Gaziantep FK - Göztepe) Nisan 2022: Türk futbol tarihinin en sıra dışı karşılıklı centilmenliği yaşandı. Süper Lig’in 34. haftasında oynanan Gaziantep FK – Göztepe maçının 90+2. dakikasında bir pozisyonun ardından hakem oyunu durdurdu ve karşılaşma hakem atışıyla yeniden başladı. Bu atıştan gelen topu Göztepeli Soner Aydoğdu doğrudan kaleye gönderdi, direkten dönen topu ise Adis Jahovic tamamlayarak ağlara yolladı ve Göztepe 1-0 öne geçti. Ancak Göztepeli futbolcular ve teknik heyet, bu golün fair-play ruhuna uygun olmadığını değerlendirince santra sonrası oyuna müdahale etmedi ve rakibe gol şansı tanıdı; Gaziantep FK’lı João Figueiredo topu sürerek boş kaleye golünü attı ve skor 1-1’e geldi. Maçın uzatma bölümünde bu kez Gaziantep FK bir penaltı kazandı, fakat topun başına geçen Muhammet Demir, Göztepe’nin centilmen davranışına karşılık vermek amacıyla penaltıyı bilerek auta gönderdi ve karşılaşma 1-1 eşitlikle sona erdi. Fotoğraf: AA (Galatasaray - Beşiktaş) Ekim 2023: Derbi maçının 85. dakikasında Beşiktaşlı Valentin Rosier, kale ağzındaki topa hamle yaparken hızını alamayarak kale direğine doğru kontrolsüzce kaydı. Galatasaray kalecisi Fernando Muslera, rakibinin direğe sertçe çarpmasını engellemek için elini uzatıp Rosier’i kale direğinin dışına doğru iterek olası bir sakatlığın önüne geçti. (Ankaragücü - Alanyaspor) Mayıs 2023: Ankaragücü forması giyen Atakan Çankaya, hakemin kendi lehine verdiği yanlış korner kararını bizzat hakeme giderek düzelttirdi. "Top benden çıktı hocam" diyen Atakan, kararın auta dönmesini sağlayarak sahalarda özlenen dürüstlüğü temsil etti. (Galatasaray – Göztepe) Ocak 2025: Galatasaray'ın milli futbolcusu Barış Alper Yılmaz, Göztepe maçındaki örnek davranışıyla dikkat çekti. Süper Lig'in 18'inci haftasında Galatasaray ile Göztepe karşı karşıya geldi. Rams Park'taki maçın 15'inci dakikasında yaşananlar ön plana çıktı. Hakem Alper Akarsu'nun taç kararı sonrası Barış Alper Yılmaz uyarıda bulundu ve topun kendisinden çıktığını işaret etti. Barış Alper Yılmaz'ın bu jesti sonrası taç atışı el değiştirdi. Galatasaraylı taraftarlar, bu davranışı sonrası Barış Alper Yılmaz'a alkışlarla dest verdi. Sonuç olarak, yeşil sahalarda sergilenen bu tavırlar sporun birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. İsimler ve skorlar zamanla değişse de, dürüstlükle atılan bu adımlar Türk futbol tarihinin en saygın sayfalarında yer almaya devam edecek. Futbolun sadece bir oyun olduğunu hatırlatan bu karakterli duruşlar, gelecek nesil sporcular için de en değerli örnek teşkil ediyor. Fair-Play Spor Fenerbahçe skor Yeşil sahalarda rekabeti bir kenara bıraktıran, doğruluğuyla hafızalara kazınmış unutulmaz asalet tabloları... Can Zeytinli Salı, Şubat 10, 2026 - 16:00 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Spor Type: news SEO Title: Skor değil, insanlık kazandı: Türk futbolunda fair-play copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
Avengers: Doomsday'e geri sayım: Halle Berry'den X-Men açıklaması
X-Men karakteri Storm'un Avengers: Doomsday'de yer almayacak olmasına "üzüldüğünü" itiraf eden Halle Berry, ikonik rolü "bir an bile düşünmeden" tekrar canlandıracağını açıkladı. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) 59 yaşındaki Oscar ödüllü oyuncu, hava olaylarını kontrol etme gücüne sahip mutant süper kahraman Storm karakterini X-Men'in ilk üçlemesinde ve 2014 yapımı Geçmiş Günler Gelecek'te (Days of Future Past) canlandırmıştı. Ancak Patrick Stewart, Ian McKellen, James Marsden ve Rebecca Romijn gibi X-Men'den bazı oyuncu arkadaşları Marvel filmi Avengers: Doomsday'de yer alacakken, Berry oyuncu kadrosunda yok. Fakat ScreenRant'e verdiği yeni röportajda, süper kahraman serisinin "diğer seferlerinde" hâlâ yer alabileceğine işaret etti. > Bu turda Doomsday'de olmayacağım için üzülsem de başka seferler de var. > Ve bunu bir an bile düşünmeden yapardım. Halle Berry, X-Men: Son Direniş'te (X-Men: The Last Stand) Storm rolünde (20th Century Fox) Oyuncu ayrıca, çocuklarının X-Men serisindeki performansını izlemesinden "gurur duyduğunu" da açıkladı. > X-Men'in tüm dünyası, mutantlar ve dışlanmışlar olmaları, bence çok şey ifade ediyor. Çocuklarımın izlemesinden gurur duyduğum filmler oldular. Özellikle çocuklarım büyüdükçe onlar için gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm çok şey anlatıyorlar. Bu yüzden çok seviliyorlar. Doomsday'de geri dönecek diğer Marvel yıldızları arasında Chris Hemsworth, Tom Hiddleston, Sebastian Stan, Anthony Mackie, Letitia Wright ve Paul Rudd'ın yanı sıra birçok isim var. Robert Downey Jr. da filmde yer alacak ancak ünlü Iron Man Tony Stark rolünü yeniden canlandırmayacak. Bunun yerine kötü karakter Doktor Doom'a hayat verecek. Berry, 5 yıllık birlikteliğin ardından partneri Van Hunt'la nişanlandığını yakın zamanda doğrulamıştı. ***İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.** independent.co.uk/arts-entertainment/films/news _Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal_ çeviri Halle Berry X-Men Sinema Oscar ödüllü oyuncu, süper kahraman serisinin ilk üçlemesinde ve 2014 yapımı Geçmiş Günler Gelecek'te Storm karakterini canlandırdı Katie Rosseinsky Salı, Şubat 10, 2026 - 15:45 Main image: > <p>(Reuters)</p> KÜLTÜR related nodes: God of War dizisi Atreus'unu buldu Oscarlı yıldızdan "sınırları zorlayan" İskeletor yorumu Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Avengers: Doomsday'e geri sayım: Halle Berry'den X-Men açıklaması copyright Independentturkish: original url: https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/halle-berry-avengers-doomsday-marvel-storm-x-men-b2916416.html
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 2:02 PM
TBMM Başkanı Kurtulmuş: Suriye’deki barış sürecini sonuna kadar destekliyoruz
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Kırgız Cumhuriyeti Jogorku Keneşi Başkanı Nurlanbek Turgunbek Uulu ile TBMM Tören Salonu'nda ortak basın toplantısı düzenledi. Kırgızistan ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilere dikkati çeken Kurtulmuş, "Kırgızistan'a resmi ziyarette bulunmuştum. Bu ziyaret vasıtasıyla da bir iade-i ziyaret gerçekleştiriliyor. Böylece iki ülkenin zaten hükümetler arasında Sayın Cumhurbaşkanlarımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sadır Çaparov'un öncülüğünde Türkiye ile Kırgızistan arasında son yıllarda giderek gelişen ilişkileri parlamentolar arasındaki ilişkilerde yansımasını ben büyük bir memnuniyetle takip ediyoruz. Daha fazla da geliştirmeye niyetliyiz, kararlıyız" diye konuştu. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) **"Müzakere yapar, oylamamızı gerçekleştirir ve komisyon olarak görevimizi tamamlarız"** Ortak basın toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye sürecinde artık son viraja girildi. Geçtiğimiz hafta komisyonun rapor yazımı ekibi çalışmalarının sona geldiğini açıklamıştı. Bununla ilgili bir gelişme var mı? Toplantının zamanı belli oldu mu ve rapor yazımı tamamlandı mı?" sorusuna şu yanıtı verdi: > Çok titiz bir çalışmayı sürdürüyoruz. Önce 20 komisyon çalışmasında Türkiye'nin farklı kesimlerinden 137 değerli insanı burada dinledik. Herkes kendi görüşlerini ifade etti. Fevkalade olgun bir demokratik zeminde kimsenin bir diğerinin görüşüne müdahale etmeden bu salona bildiğiniz gibi müzakereler gerçekleşti. Arkasından komisyona katılan bütün siyasi partiler, kendi siyasal tutum belgeleri mahiyetindeki konuya ilişkin raporlarını TBMM Başkanlığı'na takdim etti. Bu da biliyorsunuz kamuoyu ile paylaşıldı. Bu da Meclis'in internet sitesi aracılığıyla paylaşıldı. Grubu bulunan partilerin temsilcisi olan arkadaşlarımızla beş toplantı yapıldı. Grubu bulunmayan partilerin temsilcilerini de davet ettik onlarla da görüşmeler yapıldı. Sonuçta ilk raporlara baktığınızda partilerin arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor ama bu toplantılarla uzlaşılacak konular tespit edildi ve aşağı yukarı ana çerçeve ortaya çıkarılmış oldu. Fevkalade verimli, disiplinli bir çalışma ile nihai noktaya doğru gelindi. Dün akşam itibarıyla bu beş arkadaşımıza kişiye özel olmak üzere bir taslak metini olgunlaştırarak gönderdik. Önümüzdeki günlerde burada tekrar 50 milletvekili arkadaşlarımız bir araya getirerek müzakere yapar, oylamamızı gerçekleştirir ve komisyon olarak görevimizi tamamlarız, raporumuzu TBMM Başkanlığı'na takdim ederiz > > **"içerikle ilgili ağzımdan bir kelime dahi alamazsınız"** Kurtulmuş, "Ortak raporla ilgili 'umut hakkı' tartışmaları vardı. Bu konuda bir içerik olacak mı ortak raporda. Komisyonun görev süresi uzar mı ortak rapor yazımı uzarsa?" sorusuna ise şu yanıtı verdi: > Komisyonda hazırlık süreci içerisinde tartışılan konuların ne olduğunu rapor tam nihai şekliyle ortaya çıktıktan sonra kamuoyu ile paylaşmak en doğrusudur. Dolayısıyla içerikle ilgili ağzımdan bir kelime dahi alamazsınız. Komisyonun görevi bu raporu hazırlamak. Çalışmalarını tamamlamak. TBMM'ye sunmaktır. Bu komisyon kendisi yasa yapıcı bir komisyon değildir. Bu komisyon ne yasa hazırlıyor ne de Anayasa hazırlıyor. En başından beri bu ortak bir eğilim olarak söyledik. Komisyonun bu kadar büyük ve geniş dinlemeler ve uzun tartışmalarla geldiği nokta Türkiye'nin tarihi sürecinde Türkiye'de tam manasıyla barışın, huzurun, esenliğin sağlanmasının imkanının ortaya çıktığı bu süreçte, siyaset olarak biz konuya nasıl yaklaşıyoruz, bunun çerçevesini oluşturmak, bu çerçevede hazırlanmasını öngördüğümüz yasal düzenlemeler de dahil olmak üzere bu çerçeveyi TBMM Genel Kurulu ile paylaşmaktır. Komisyonun vazifesi bellidir. İlk toplantıda kabul ettiğimiz komisyonun çalışma usul ve esaslarına ilişkin prensipler çerçevesinde de komisyon şimdiye kadar büyük bir olgunlukla, büyük bir fedakarlıklar vazifesini yetine getirmiştir. Çok az bir zaman kaldı. Bunu oyladıktan sonra da komisyonun görevi sona erecektir. **"Suriye halkının bir ve beraber olarak barış içinde yaşaması hiç şüphesiz Türkiye’de de istikrarı, barışı takip edecek"** Kurtulmuş, "Suriye hükümeti ve SDG arasında yapılan anlaşma sonrasında son durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu gelişmelerin Terörsüz Türkiye sürecine etkisi ne olur?" sorusunu da şöyle yanıtladı: > Suriye'ye başından itibaren yakından takip ediyoruz. Suriye'deki gelişmeleri olumlu ve önemli gördüğümüzü kaydetmek isterim. Devrimin gerçekleştiği günün sabahında söylediğimiz şey şuydu: Biz bundan sonra Suriye’de 3 önemli hususun altını çizeriz. Bunlardan birisi, uzun yıllardır terör örgütlerinin cenneti haline gelmiş olan Suriye topraklarında artık hiçbir terör örgütü barınmasın. İkincisi, Suriye'nin toprak bütünlüğü sağlansın. Üçüncüsü de Suriye'deki bütün etnik, mezhebi farklılıkları ile birlikte Suriye halkının tamamının temsil edildiği yeni bir Suriye yönetimi kurulsun. Suriye yönetimi ile SDG arasında varılan anlaşma da bu konudaki temennimizin somut bir şekilde yansımasıdır. Ümit ederim ki herhangi bir provokasyona meydan bırakmadan bu entegrasyon süreci başarıyla tamamlanır ve Suriye'de farklı toplumsal kesimlerin temsil edildiği yeni bir yönetim dönemine geçilmiş olur. Suriye’de silahların susması, barışın sağlanması; Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Sünnilerin, Dürzilerin, Ezidilerin bütün Suriye halkının bir ve beraber olarak barış içinde yaşaması hiç şüphesiz Türkiye’de de istikrarı, barışı takip edecek, bütün bölgede de istikrarı takip edecek bir unsurdur. O yüzden biz Suriye’deki barış sürecini sonuna kadar destekliyoruz **"Herkese tavsiyem, herkes kullandığı üsluba dikkat etsin"** Kurtulmuş, "Bugünlerde siyasette bir küfür tartışması yaşanıyor. Meclis'te de zaman zaman tartışmalarda gündeme gelen bir konu bu. Sizin değerlendirmenizi alabilir miyiz?" sorusuna da şu yanıtı verdi: > Hem siyasi kimliğim itibarıyla hem taşıdığım sorumluluk itibarıyla, Meclis Başkanlığı sorumluluğu itibarıyla gündelik siyasetin polemiklerine girmem. Ama kendimi bildim bileli siyasi hayatım boyunca hep şunu söylemeye gayret ettim: Siyaset, aslında söylenen sözün içeriğiyle ilgili olduğu kadar kullanılan üslupla da alakalı bir meseledir. Bunun için herkese tavsiyem, herkes kullandığı üsluba dikkat etsin. Herkes bu çerçevede, insani temel gereklere uyarak, insan olmanın bize öğrettiği nezaket kuralları içerisinde, nezih ve temiz bir dille siyaset yapmaya gayret sarf etsin. Çünkü siyasetçi evet, toplumdan ayrı değil ama siyasetçiye toplumun her kesimi bakıyor. Burada konuşulan her bir sözün toplumu derinden etkilediğini de biliyoruz. Eskilerin güzel bir lafı var: 'Üslub-u beyan, ayniyle lisan. _ANKA_ “Önümüzdeki günlerde komisyonu bir araya getirerek oylamamızı gerçekleştirir, görevimizi tamamlar, raporu TBMM Başkanlığına takdim ederiz” Salı, Şubat 10, 2026 - 14:45 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Siyaset related nodes: Özel'den Özarslan'a: Tosuncuk milletin helal oylarını alıp kaçıyor, iktidara bozuk tohum Mesut'la gidilmez Hatimoğulları: Sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez, gözle görünün bir değişim başlamalı Esenyurt nüfusuyla 57 ili geride bıraktı Type: news SEO Title: TBMM Başkanı Kurtulmuş: Suriye’deki barış sürecini sonuna kadar destekliyoruz copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Margot Robbie kendisini kızdıran hediyeyi açıkladı: "Çok şaşırmıştım"
Margot Robbie bir aktörün kendisine daha az yemek yemesini öğütleyen bir kitap hediye ettiğini açıkladı. Barbie'nin yıldızı, son filmi Uğultulu Tepeler'in (Wuthering Heights) müziklerini yapan Charli xcx'e Complex için verdiği röportajda bir rol arkadaşıyla geçmişte yaşadığı olayı anlattı: > Kariyerimin en başlarındaydım. Erkek bir oyuncu bana 'Fransız Kadınları Neden Şişmanlamıyor?' başlıklı bir kitap verdi. Temel olarak daha az yemek yenmesini öneriyordu. Ben de 'Öf, lanet olsun adamım' diye tepki gösterdim. Aslında kitabı vererek bana zayıflamam gerektiğini söylüyordu. Çok şaşırmıştım. Charli xcx bu anı üzerine sözkonusu aktöre "Kariyerin bitti bebeğim" diye seslendi. Robbie de bu oyuncunun kariyerinin ilerleyen döneminde neler yaptığını bilmediğini sözlerine ekledi. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) İkili, Hollywood tarihinde en fazla hayran oldukları aktörleri de açıkladı. 33 yaşındaki Britanyalı müzisyen, Jack Nicholson derken Robbie, 1966'da ölen Montgomery Clift'i seçti. 35 yaşındaki Avustralyalı, son dönemde Emerald Fennell'ın Uğultulu Tepeler uyarlamasındaki rolüyle konuşuluyor. Emily Brontë klasiğinden uyarlanan yapımda Margot Robbie, Catherine Earnshaw'u, Jacob Elordi ise görkemli malikanede birlikte büyüdüğü yetim Heathcliff'i canlandırıyor. 13 Şubat'ta sinemalarda gösterime girecek film, 28 Ocak gecesi Los Angeles'taki prömiyerle ilk kez izleyici karşısına çıktı. İlk yorumlarsa büyük ölçüde olumlu: Eleştirmenler özellikle filmin görselliğini, işçiliğini ve iki başrol arasındaki kimyayı övüyor. _Independent Türkçe,Page Six, People_ Magazin Margot Robbie Charli XCX Sinema çeviri "Bana zayıflamam gerektiğini söylüyordu" Salı, Şubat 10, 2026 - 14:00 Main image: > <p>Hem gişe canavarı hem de bağımsız filmlerdeki performanslarıyla tanınan Robbie üç kez Oscar, 4 kere Altın Küre Ödülü ve 6 defa da BAFTA'ya aday gösterildi (Warner Bros)</p> Yaşam related nodes: 179 yıllık klasik geri döndü: Tartışmalı uyarlamadan rekor Japon korku yönetmeni ve Britanyalı müzik yıldızından şaşırtan işbirliği Yeni James Bond parçasını, yükselen yıldız mı yapacak? Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Margot Robbie kendisini kızdıran hediyeyi açıkladı: "Çok şaşırmıştım" copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Çin, Venezuela’yı ABD’ye karşı neden korumadı?
ABD'nin Venezuela'ya geçen ay düzenlediği askeri harekatın yankıları sürerken, Latin Amerika ülkesinin müttefiki Çin'in süreçte izlediği politika mercek altına alındı. Rus devletine ait RT'de yayımlanan analizde, ABD'nin Karakas operasyonunun, "Amerika kıtasında nüfuz, hiyerarşi ve kontrol mesajı taşıyan stratejik bir adım" olduğu belirtiliyor. Venezuela'ya siyasi ve ekonomik yatırım yapan Çin açısından, bu müdahalenin Pekin yönetiminin "küresel erişiminin sınırlarına" dair sorular ortaya koyduğu ifade ediliyor. Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Pekin yönetimi, ABD'nin Karayipler'deki askeri yığınağını defalarca eleştirmiş, tek taraflı yaptırımlara karşı çıkmıştı. Ancak Asya devi, Karakas'a askeri destek teklif etmediği gibi ABD'ye karşı herhangi bir misilleme tehdidinde de bulunmamıştı. Maduro'nun sağ kolu Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı Delcy Rodriguez, 5 Ocak'ta yemin ederek geçici liderlik görevini üstlenmişti. Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor. Çin, ABD'nin yaptırımları altındaki Venezuela'yla siyasi ve ekonomik ilişkileri en hızlı gelişen ülkelerden biri. Karakas, petrol ihracatının önemli bir bölümünü Çin'e yaparken karşılığında büyük miktarda borç ve kredi almıştı. Güney Amerika ülkesi, Asya devine borcunu petrol sevkıyatıyla ödüyordu. Çin'in geçen yıl Venezuela'dan aldığı petrol miktarı günde ortalama 642 bin varile çıktı. Bu sayı, Güney Amerika ülkesinin toplam petrol ihracatının dörtte üçüne denk. Venezuela'nın halen Çin'e 17 ila 19 milyar dolar vadeli borcu olduğu tahmin ediliyor. Ancak ABD'nin müdahalesi iki ülke arasındaki denklemi değiştirdi. Reuters'ın geçen ayki analizinde, Venezuela petrolünün en büyük müşterisi Çin'in, ABD ambargosu nedeniyle aralıktan beri Latin Amerika ülkesinden petrol tedarik edemediği yazılmıştı. Analizde, Venezuela'nın Latin Amerika'da Çin askeri teçhizatının en büyük alıcılarından biri olduğu hatırlatılıyor. Ancak iki ülke arasındaki işbirliğine rağmen Pekin'in resmi savunma taahhüdü verme, kalıcı asker konuşlandırma veya bölgede üs kurma gibi adımlar atmadığı, Washington'ın Güney Amerika'daki stratejik üstünlüğüne doğrudan meydan okumak istemediği belirtiliyor. Washington'ın kara harekatının ardından Çin'in, ABD'nin bölgedeki gücüne karşı ekonomik destek ve altyapı finansmanlarıyla uzun yıllardır izlediği dengeleyici politikanın etkisinin daha da sınırlanabileceği ifade ediliyor. Pekin açısından bu durum "yapısal bir asimetri" oluşturuyor. Ancak Çin'in Latin Amerika'da geri çekilme yerine, bölgede değişen dengelere ayak uydurma stratejisi izleyeceği yazılıyor: > Çin, Venezuela'da nüfuzunu kaybetmiş olabilir ancak bu, mutlaka bölgeden çekileceği anlamına gelmez. Aksine uyum sağlama eğilimini gösterir. Brezilya ve Meksika gibi ülkelerle çeşitlendirilmiş ortaklıklar, ticaret ve yatırım yoluyla sürdürülen ilişkiler, ileriye dönük alternatif yollar sunuyor. _Independent Türkçe,RT, Reuters _ _Derleyen: Yasin Sofuoğlu_ çeviri AMERİKA ABD venezuela ÇİN Pekin ve Karakas arasındaki işbirliğine rağmen Çin, ABD müdahalesine seyirci kaldı Salı, Şubat 10, 2026 - 13:45 Main image: > <p>Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le Venezuela lideri Nicolas Maduro işbirliğini geliştirse de Pekin yönetimi, ABD müdahalesine karşı Venezuela'yı korumakta etkisiz kaldı (Reuters)</p> Dünya related nodes: İran, Venezuela olmaya doğru mu gidiyor? Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Çin, Venezuela’yı ABD’ye karşı neden korumadı? copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Yeni deneyden şaşırtan sonuç: İnsanlar en çok ne zaman yardım ediyor?
Araştırmacılar, insanların yokluk koşullarında daha yardımsever davrandığını keşfetti. Sosyal psikoloji alanında yürütülen çalışmalar, başkalarına yardım etme davranışında rol oynayan çeşitli faktörlere işaret ediyor. Örneğin etrafta başka birilerinin daha olması, durumun aciliyeti veya yapılacak yardımın bedeli bu faktörler arasında sayılabilir. Öte yandan daha geniş çevresel bağlamın veya ekonomik koşulların etkisi üzerinde kesin bir fikir birliği sağlanmış değil. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Bazı araştırmalar mali durumu kötü kişilerin daha prososyal, yardımsever olabileceğini, diğer çalışmalarsa mali durumu iyi olanların daha cömert davrandığını öne sürüyor. Birmingham Üniversitesi'nden Dr. Todd Vogel ve ekibi bir deney tasarlayarak bu anlaşmazlığı gidermeye çalıştı. Bulguları hakemli dergi Nature Communications'ta dün (9 Şubat Pazartesi) yayımlanan çalışmada 500 katılımcıya film izletilirken, kendilerine veya tanımadıkları birine fayda sağlayabilecekleri çeşitli seçenekler sunuldu. Araştırmacılar, katılımcılara deneyin farklı bölümlerinde "zengin" veya "yoksul" bir ortamda olduklarını söyledi. Karşılarına çıkan fırsatlar ya yüksek bir kesinliğe sahip büyük bir ödül ya da kazanma şansı düşük küçük bir ödüldü. Katılımcıların, bu fırsatlardan birini kabul ettiklerinde filmi durdurup el güçlendirme aletini çok sert sıkmak veya birçok kutuya basmak gibi çaba gerektiren bir şey yapması gerekiyordu. Bilim insanları prososyal davranışlar genellikle fiziksel çaba gerektirdiği için deneyi bu şekilde tasarladı. Yoksul ortamda küçük ve kazanma olasılığı düşük ödüller çıkma ihtimali daha yüksekken, zengin ortam için tersi geçerliydi. Bilim insanları katılımcıların zengin ortama kıyasla yoksul ortamda harekete geçme ihtimalinin daha yüksek olduğunu ve seçim kendilerinden ziyade başkalarına fayda sağladığında aradaki farkın arttığını tespit etti. Ayrıca deneyin ardından yapılan anketler, katılımcıların çoğunun filmi daha önce izlemediğini ve yapımı beğendiğini gösteriyor. Bu da kendilerine sunulan fırsatlara yanıt verdiklerinde, ödedikleri bedelin arttığı anlamına geliyor. Dr. Vogel bulgular hakkında şu ifadeleri kullanıyor: > Çalışmamız günlük yaşamdaki farklı fırsatların, insanların başkalarına yardım etmek için o sırada yaptıklarını yarıda bırakma isteğinde belirleyici olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar yeni çalışmanın, yardımseverlik faaliyetlerinde çevresel koşulların önemine dikkat çektiğini söylüyor. Makalenin yazarlarından Patricia Lockwood "Diğer araştırmalarda karışık sonuçlar çıkarken, bizim çalışmamızın tasarımı, insanların prososyal davranış sergilemek için fiziksel çaba sarf etmesini gerektiriyor" diyerek ekliyor: > Bunun gerçeğe daha yakın olduğuna inanıyoruz. Çünkü insanlar gerçek hayatta da yardım edip etmeme kararı verirken çoğunlukla zamanını ve enerjisini ortaya koymak zorunda kalıyor. Ekip, antisosyal davranışlar sergileyen ergenler gibi, başkalarına yardım etmekte zorlanan farklı grupları incelemeyi planlıyor. Lockwood "İnsanların karşılaştıkları ortamı ve fırsatları değiştirebilirsek, belki de başkalarına yardım etmeye zaman ayırmaya yönelik isteklerini de etkileyebiliriz" diyor. _Independent Türkçe,EurekAlert, Phys.org, Nature Communications_ _Derleyen: Büşra Ağaç_ çeviri psikoloji SOSYOLOJİ Bilim insanları gerçek dünya koşullarını taklit etmeye çalıştı Salı, Şubat 10, 2026 - 12:45 Main image: > <p>Uzmanlar ekonomik koşulların yardımseverlik üzerindeki etkisini araştırdı (Unsplash)</p> BİLİM related nodes: Vejetaryenler ve et yiyenleri inceleyen araştırmada şaşırtıcı sonuçlar çıktı Ahlaki değerler, mevsimden mevsime değişiyor Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Yeni deneyden şaşırtan sonuç: İnsanlar en çok ne zaman yardım ediyor? copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Özel'den Özarslan'a: Tosuncuk milletin helal oylarını alıp kaçıyor, iktidara bozuk tohum Mesut'la gidilmez
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu. Özel, salona Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'la geldi. Yavaş'ın yanı sıra, Ankara'nın 15 ilçesindeki CHP'li belediye başkanları da grup toplantısına katılım gösterdi. Toplantıdaki yoğun katılıma dikkati çeken Özel, partilerinin tarihin en ağır saldırısı altında olduğunu kaydederek şu ifadeleri kullandı: > Bugün burada Ankara Büyükşehir Belediye başkanımızı, Ankara'daki belediye başkanlarımızı, il örgütümüzü misafir ediyoruz. Çok kıymetli konuklarımıza hoş geldiniz diyorum. Partimiz tarihinin en ağır saldırısı altında, iftiralarla karşı karşıya, devlet bütün olanaklarıyla bir partiye hizmet eder halde, ama o saldırı altındaki ana muhalefet partisinin grup toplantısına bakın, bir bakın. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. **Özarslan ile yazışmalara ilişkin açıklama** Özel konuşmasında Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ile yazışmaları ve CHP’den istifasına ilişkin açıklamalarda bulunarak şunları söyledi: > İktidar seçimlerde yenildi. 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. Erdoğan'ı da partisinin başında ilk kez yenilgiyle tanıştırdık. Normalde genel başkanları hedef alırdı geçen sene yenildiği için sesi çıkmadı. Her bölgede belediyesi olan tek parti olmayı başardık. Ankara'da yıllarca iki belediye, 2019'da üç belediye ve önceden 4 olan belediye sayımızı 16'ya çıkardık. Hakkını teslim etmek lazım o süreci ABB Başkanı Mansur yavaş ile bazen elindeki anketlerle günde dört-beş kez koşarak gidip gelerek örgütü dinledik. Kimi yerde anket, kimi yerde özel çalışmalar yürütüldü. Bunlardan biri de Keçiören Belediyesi idi. Pek çok iddia gündeme geldi. Kendisini defalarca genel merkeze çağırdım bu iddialara ne diyorsun dedim. Kabahatin varsa şimdi söyle; bizim yolsuzluk yapanla işimiz olmaz. Korktuğun varsa söyle, gereğini yap dedim. Söylenenler iftira, yolsuzluğa bulaşmadım. Herkes şahit. Büyük yeminlerle, çocuklarını ve ailesini yeminlere katarak her şeyi söyleyerek inkar etti. Üç gün öncesine kadar... Her taraftan gelen bilgiler AKP ile gizli görüşme yaptığı oldu. Bir ay önce bana teklif etti diyor başkanımız. Birazdan şahsi de gelecek. Öğrendik ki çarşamba AKP'ye katılacak. Kendisine telefon açıyorum binbir tane yemin, bana övgüler... Ertesi gün telefonlar kapatıyor. Bunun üzerine de kendisine telefonla ulaşamadığım için mesaj atıyorum. O mesajları ki efendim anneme küfretti diyor. Haşa! Seni doğan anne utanır dedim her lafa annesini karıştırdığı için. Sızdıracak olsam ona göre konuşurum. Çok utanacağım konuşmaya bakın. CHP Genel Başkanı nerede birileri nerede. Güya mahkemeye verilecek belge. **“Tosuncuk milletin helal oylarını alıp kaçmaya çalışıyor”** Özarslan ile aralarında geçen mesajlaşmalara değinen Özel, "Ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir" ifadelerini kullandı. Özel ayrıcai Özarslan'ın Ankaragücü'nün tribün liderine kendisine destek sağlaması için rüşvet teklif ettiğini söyledi. Özel, "Ankaragücü'nden kendine slogan atsınlar diye adam tutmaya çalışıyor. Tribün liderine Ankaragücü'nün tribün liderine 'Bana destek ver, sana daire alayım' demiş. Bu Tosuncuk, milletin helal oylarını almış kaçmaya çalışıyor" dedi. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur" diyen Özel, şöyle devam etti: > Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum. Yüzde 65 belediyeyi alınca halaya duracaksın bir tane bozuk tohum parça kırınca özeleştiri yapacaksın. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur. Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir. _Independent Türkçe_ CHP özel "Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir" Salı, Şubat 10, 2026 - 13:30 Main image: > <p>Fotoğraf: AA</p> Haber Type: news SEO Title: Özel'den Özarslan'a: Tosuncuk milletin helal oylarını alıp kaçıyor, iktidara bozuk tohum Mesut'la gidilmez copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:03 PM
Pentagon'dan savunma şirketlerine gözdağı
Wall Street Journal'ın (WSJ) bugün yayımladığı özel habere göre ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) birlikte çalıştığı savunma şirketlerine yönelik baskısını artırdı. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Bu endüstrideki şirketlere önceki günlerde gönderilen mesajda, kontratlarındaki hükümleri yerine getirip getirmediklerinin dikkatli bir şekilde inceleneceği ve detaylı performans değerlendirmelerinin yapılacağı bildirildi. Donald Trump ocak ayında yayımladığı başkanlık emrinde, beklenenden daha düşük performans sergileyen savunma şirketlerinin kontratlarını iptal edebileceği tehdidini savurmuştu. Pentagon'un belirleyeceği şirketlere üretimdeki gecikmelere dair düzeltme planlarını göndermek için 15 gün tanınacağı da başkanlık emrinde belirtilmişti. Silah alımından sorumlu Pentagon müsteşarı Michael Duffey'nin 6 Şubat'ta gönderdiği e-postada şu ifadeler kullanıldı: > Bu başkanlık emri gereğince şirket performansını değerlendirmeye yönelik ilk incelemeleri tamamladık ve uyumsuzluk belirlemeleri yapacağımız kapsamlı soruşturma dönemine giriyoruz. Önümüzdeki karar döneminde belirlenen şirketlerle düzeltme planlarını başlatmak için temasa geçeceğiz. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell da The Hill'e yaptığı açıklamada bu şirketlerin üretim kapasitelerine yatırım yapıp yapmadıklarının denetlendiğini duyurdu. Trump yönetiminin bu hamlesi sonrasında şirketlerin performanslarını geliştirmeye başladığını öne sürdü. WSJ, savunma şirketlerinin Pentagon'un silah üretimini hızlandırma talebiyle, yatırımcıların temettü beklentisini aynı anda karşılamaya çalıştığını vurguladı. _Independent Türkçe,WSJ, The Hill_ _Derleyen: Eren Umurbilir_ ABD silah sanayi AMERİKA pentagon çeviri Performans değerlendirmesi yapılıyor Salı, Şubat 10, 2026 - 13:15 Main image: > <p>Savaş Bakanlığı olarak da bilinen Pentagon, "İyi performans gösterenlerle ortaklığa devam edeceğiz, göstermeyenlerse sonuçlarıyla yüzleşecek" mesajı veriyor (AP)</p> Dünya related nodes: ABD'deki on binlerce göçmene kötü haber Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Pentagon'dan savunma şirketlerine gözdağı copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Hatimoğulları: Sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez, gözle görünün bir değişim başlamalı
Konuşmasına 6 Şubat depremlerine değinerek başlayan Hatimoğulları; hala konteynerlarda yaşayan insanlar olduğunu hatırlatarak "Deprem vergileri nerede?" diye sordu. Deprem bölgesinde yaşanan elektrik kesintilerine dikkat çeken Hatimoğulları; bakan Murat Kurum'un özel şirket yöneticisi gibi çalıştığını ve depremzedelere boş senet imzalatıldığını öne sürdü. Deprem bölgesinde mücbir sebebin uzatılması gerektiğini dile getiren Hatimoğulları; "Biz bunları dile getirdiğimizde iktidar diyor ki, deprem üzerinden siyaset yapıyorlar" diye konuştu. "Enkaz altında kalan bu iktidarın ta kendisidir" diyen Hatimoğulları, olası İstanbul depremine dikkat çekerek bu sorunları sürekli gündemde tutmalarının görevleri olduğunu belirtti. Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: > Ve buradan soruyorum. İmar affının hesabını vermeyenleri unutur muyuz? Depremi fırsata çevirip çocuk kaçıranları unutur muyuz? Göz göre göre çöken binaları, gelen ölümlerin sorumlularını unutur muyuz? Depremi Allah’ın lütfu olarak görenleri, kamu gücünü kâr gücüne dönüştürüp çadır satanları, yardım çadırlarına kayyum atayanları, arama kurtarma çalışmalarında yandaş şirketlerin kepçelerini sahaya sürmeyenleri, askere arama kurtarma çalışmalarına katılım emri vermeyip onları kışlada tutanları, yaşamlarımızı istatistiklere indirgeyenleri, dalındaki zeytini, mandalinayı kökünden sökeni, rezerv alan yasasını çıkararak tarım arazilerine, toprağımıza çökenleri ve nüfus mühendisliği yapanları unutabilir miyiz? Üç yıl geçmesine rağmen başta İstanbul olmak üzere olası yeni depremlerle ilgili hiçbir önlem almayanları, sonra da çıkıp söz verdik, ihya ettik diyenleri unutabilir miyiz? Hayır, unutamayız. Unutmayacağız, unutturmayacağız, unutursak yüreğimiz kurusun. Depremde yaşamını yitiren herkesi saygıyla anıyorum. **Ekonomik krize dikkat çekti, işçi eylemlerini hatırlattı** > Ülkenin genelinde de başka bir yıkım devam ediyor. Ekonomik çöküş. Türkiye'de yoksulluk, geçinememe, barınamama ülkenin en yıkıcı sorunu olmaya devam ediyor. İktidar bu gerçekliğin üstünü örtmeye çalışsa da nafile. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek geçtiğimiz günlerde şöyle buyurmuş: Programımızın son aşamasındayız. Kalıcı fiyat istikrarını sağlarken sürdürülebilir yüksek büyüme için temelleri atıyoruz, diyor. Sayın Bakan, ülkenin hali harap. İşsizlik patlaması yaşanıyor bu ülkede. Enflasyon vatandaşın belini bükmedi, sadece kırdı, kırdı. Yurttaş aç, emekli isyanda ama neymiş? Program son aşamasındaymış. Bravo valla. Gerçek şudur değerli halklarımız: Halkın ekonomi yönetimine inancı yüzde onlara düşmüş durumdadır. Bu da zaten yandaş sermaye, kaymak tabaka. Halkın ekonominin düzeleceğine olan inancı yerlerde sürünüyor. AKP'nin en fanatik seçmenleri bile ekonomi iyidir diyemiyor, diyemez çünkü. İnsanlar açlığı ve yoksulluğu iliklerine kadar yaşıyor. Yoksulluk ve işten çıkartmalar diz boyu. Vatandaşlar, işçiler, emekçiler, emekliler, yoksullar bu duruma öfke duymayıp da ne yapsın? > > Mersin Limanı'nda sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 185 işçi 40 gündür eylemde. İşçiler sendikalı olmak suç değil, anayasal haktır diyerek güvenceli biçimde işlerine dönmeyi talep ediyorlar. Denizli'de Ahlatçı Holding bünyesinde Enerya firmasının taşeronu Tuğkan şirketi tarafından tazminatsız işten çıkarılan doğalgaz sayaç okuma işçileri eylemde, haklarını arıyor. Merzifon Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren GM Teknik Cam'da çalışan işçiler, grevi bırakmaları yönündeki tehditlere rağmen 209 gündür grevlerini devam ettiriyorlar. 23 Ocak'tan beri Migros depo işçileri eylemde. Seslerini duyurmak için Anadolu Grubu'nun sahibi Tuncay Özilhan'ın Beykoz'daki villasının önünde eylemlerini sürdürüyorlardı. Yeni yaptıkları açıklamaya kadar. > > Villa önünde geçim hesabı yapan işçi emekçilerin yaşadığı koşulları çok güzel özetlemiş. Bakın nasıl özetlemiş işçi: Hesabıma göre diyor, 4 kişilik bir ailede 3 öğün çay simit yese aylık 14.400 lira tutuyor. 15.000 de ev kirasını üstüne eklersek toplam 29.400, yani asgari ücretten fazla bir rakam tutuyor. 15.000 mutfak masrafı, 5.000 faturalar derken 49.000 lira yapıyor bütün bunlar. Ben bu eksiği nasıl tamamlayacağım? Köle hayatımı yaşayayım. Bunu işçi diyor. Peki ne istiyor işçiler? Maaşlarına net yüzde elli zam, banka promosyonlarının işçilere eksiksiz ödenmesi, vergi kesintilerinin işveren tarafından ödenmesi, ayrımsız, şartsız ve iş konu değiştirmeksizin bütün Migros taşeronlarına kadro verilmesi. Ve şimdi Migros işçileri yaptıkları açıklamada yarın patronla bir görüşmelerinin olduğunu duyurdular ve o güne kadar, yani yarına kadar eylemlerine şimdilik ara vermişler. Ümit ediyoruz ki yarın bir anlaşma sağlanır. Şunu bilmelisiniz ki değerli işçi kardeşlerim, biz DEM Parti olarak bu onurlu emek mücadelenizi selamlıyoruz, yanınızdayız. Her zaman sizlerleyiz, omuz omuzayız, birlikteyiz. Haklarınızı almak için ne yapmak gerekiyorsa, meclisteyse mecliste, sokaktaysa sokakta, barikat arkasındaysa barikat arkasında sizlerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Aşı, ekmeği ve hakkı için direnen işçi kardeşlerimizi ve yürüttükleri mücadeleyi bir kez daha buradan selamlıyoruz. Selam olsun verdiğiniz mücadeleye. Selam olsun haklı mücadelenize. **"Epstein dosyaları"** Hatimoğulları konuşmasının sonraki bölümünde Epstein dosyalarına ilişkin görüşlerini açıkladı: > Şimdi bahsedeceğim konu sadece Türkiye'nin gündeminde değil, bütün dünyanın gündemine bomba gibi düşen bir konu. Epstein dosyaları, kapitalist sistemin kokuşmuşluğunu, çürümüşlüğünü, insanlığı yok edecek kadar pervasızlaştığını bir kez daha gözler önüne serdi bu dosya. Kapitalizm, zenginlerin her istediğini yapabildiği karanlık bir dehlizdir. Bu dosyalarda ortaya çıkan isimler, ağlar, ilişkiler; bunlar sadece bir sapkının basitçe hikâyesi değil. Bunlar bir sistemin nasıl işlediğinin açık kanıtıdır. Dünya basınında yapılan analizler çok açık bu konuda. Epstein sadece bir birey değil; dünya sistemini ve ticaretini etkileyen güç, para, iktidar ve ülkelerin istihbarat teşkilatlarıyla ortaklık ve cinsel istismarın kesiştiği küresel bir ağın parçası. Bu ağ, çocukları, kadınları hedef alan bir organize suç örgütüne dönüşmüş ve böyle çalışıyor. Bu düzen, emeğin, kadının, doğanın sömürülmesi üzerine kurulan kapitalist sistemin iğrenç sonucu. Panzehri ise yeni bir demokratik sosyalizm ufkudur. > > Dosyalarda adı geçen ülkelerden biri de Türkiye. Peki Türkiye'de bu konuda ne yapılıyor? Epstein belgelerinde Türkiye'nin karanlık ilişkileri içinde defalarca adı geçen bir isim var. Bu ismi Susurluk kazasından, mafya-devlet-siyaset ilişkilerinden, uyuşturucu kaçakçılığından ve her türlü organize suça uzanan bir isim. Bu ismi hepiniz tanıyorsunuz. Ve bu ismin Epstein dosyalarında defalarca geçiyor olması da bizleri hiç şaşırtmadı. Türkiye'de bağlantısı olanlar, hakkında kuvvetli şüphe bulunanlar, bütün bu isimler hakkında mutlaka ve acilen bir soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye'den Epstein Adası'na götürülen çocukları kim kaçırdı? Nasıl kaçırdı? Bunların belgeleri ortada. Kamuoyu bunları biliyor. Medya bu isimleri biliyor. Yargı neden suskun bu konuda? Yoksa bu isimlerin dokunulmazlığı mı var? Bazı karanlıklar aydınlatılmamalı mı bu ülkede? Türkiye yargısı bunu görmezden gelebilir mi? Bakın burada açıkça ifade ediyoruz: Yargı bu konuda susamaz. Yargı bu konuda susmamalı ve susamaz. Epstein dosyalarında bağlantısı olan her kimse mutlaka hakkında acilen soruşturma başlatılmalı. Bu sadece bir adalet meselesi değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan kadınların ve çocukların güvenlik meselesi de. Kimse Epstein'deki karanlık düzen bizim uzağımızda demesin. Tüm karanlık işlerin, insanlığa karşı işlenen suçların muhatabı küresel zulüm ağının mağdurları ezilenlerdir, sömürülenlerdir. Marx'ın dediği gibi, farklı isimlerle anlatılan senin hikâyendir. **"Türkiye'de sosyalistler yargının hedefinde"** Hatimoğulları Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne yönelik operasyon ve tutuklamaları da eleştirerek, suç unsuru olarak gösterilen Karl Marx ve Friedrich Engels'in yazdığı Komünist Manifesto kitabını kürsüde göstererek, herkese bu kitabı okumasını tavsiye etti: > Bu kadar karanlık, bu kadar kokuşmuş bir düzenin ifşasını yapmış olan bu dosyalardan bahsederken aslında kapitalist sistemin ne kadar istismarcı, sömürücü bir düzen olduğunun altını bir kez daha çizmiş oluyoruz ve bu düzene karşı çıkan sosyalistler Türkiye'de iktidarın ve yargının hedefi hâline gelmiş durumda. Ülkeden çocuk kaçırıp Epstein çetesine satanlar, uyuşturucu ticaretinin ağababaları, ülkenin hazinesini çalıp çırpanlar gününü gün ederek yaşıyorlar ama buna itiraz eden halkın, işçinin, emekçinin, kadının, çocukların hakkını savunanlar yargının hedefinde. Batsın bu düzeniniz, batsın bu adaletiniz, batsın ki bir daha hiçbir zaman yeşermeyecek şekilde yerin yedi kat dibine geçsin. > > Geçtiğimiz hafta bileşen partimiz Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne yönelik yapılan siyasi operasyonda 96 kişi gözaltına alındı. Önceki dönemde son derece çalışkan bir milletvekilimiz olan sevgili Murat Çepni, ESP'nin genel başkanı, şu an gözaltında; tutuklandı. Kadın Koordinasyon üyemiz Fatma Çelik, Sosyalist Kadın Meclisi Sözcüsü Tanya Kara, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Eş Başkanı Berfin Polat, ETHA emekçileri gazeteciler Nadia Gürbüz, Pınar Gayıp ve Elif Bayburt'un da içinde olduğu 77 yoldaşımız tutuklandı. Bir dosyadan 77 insan tutuklandı. 77 devrimci, 77 sosyalist tutuklandı. Bu tutuklama keyfidir, hukuksuzdur. Dosyalara baktığımızda içinin ne kadar boş olduğunu zaten görebiliyoruz. Bakın neyle suçlanıyorlar biliyor musunuz? O büyük büyük gazete manşetlerinde tırnak içinde “terör” yaftası yapıştırmaya çalışanlar şimdi söyleyeceğimi dikkatle dinlesinler. Umarım biraz hicap duyarlar bundan. Çocuk emeğini sömüren mezheplere karşı yaptıkları eylemler, Suruç Katliamı'nı da anma düzenlemeleri, Che Guevara posteri bulundurmak, adliye sarayında görülen toplumsal davaları takip etmek; bunları suç olarak addetmişler. Ha bir de suç sayılan bir kitap var. Şu: Komünist Manifesto. Komünist Manifesto, kapitalizme karşı işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojiyi anlatıyor bu kitap. Bu kitap hepimizin kütüphanesinde var. Bu kitap dünyada en çok okunmuş ilk sıralardaki kitaplardan bir tanesi. Ve bakın bu baskını düzenleyen polisler. Bunları biz Kürdistan coğrafyasında çok gördük, bu örnekleri. Burada da Kaktüs Genç Kadın Derneği'nde şöyle bir yazı yazıyorlar tahtalara, duvarlara: Geldik yoktunuz. Cinsiyetçi ve tehdit içeren söylemlerle kadınları tehdit eden bu zihniyeti biz çok iyi tanıyoruz. İşte kadınlar olarak biz buradayız. Biz burada olmaya devam edeceğiz. Bu da size binlerce kez dert olsun. Bu kitabı alın, hakkıyla okuyun. Gücün yanında değil, ezilenin, sömürülenin yanında olmanız gerektiğinin idrakına varırsınız. Bu kitap suç değildir. Bu kitabı suç olarak isnat edenler neyin kurgusu içinde oldukları açıktır ve bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Ve buradan bir kez daha sözümüzü söylüyoruz. ESP'li arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Yoldaşlarımızın şahsında cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. **"İran yönünden bir tufan yaklaşıyor"** İran-ABD gerilimine de değinen Hatimoğulları; çözümün ne halklara kurşun sıkmak ne de dış müdahale olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: > Yerel krizden bölgesel krizlere geçiş yaparken şunu belirtmeliyim ki, krizleri yok saydığınızda krizler ortadan kalkmıyor. İran yıllarca kendi siyasi, toplumsal ve ekonomik krizini hep görmezden geldi, hep yok saydı. İran meselesine baktığımızda bir tarafta öldürdükleri binlerce insanın bedeninin üzerinde varlığını sürdürmeye çalışan köhne bir iktidar, diğer yandan ülkelerin iç çelişkilerinden siyasal ve ekonomik kazanç elde etmek isteyen emperyalist güçler var. Bu ikisinin arasındaysa siyasi baskılar, ekonomik koşullar altında can çekişen bir toplum var. Bu coğrafya büyük bir yıkımı kaldıramaz. Bir kuşağın daha savaşlara kurban edilmesine göz yumamayız. Bunu kabul edemeyiz. > > Şöyle bir gerçeklik söz konusu. İran yönünden bir tufan yaklaşıyor. İran'da çıkacak bir tufan bölgenin tamamını vurabileceği gibi bütün dünyayı da sarsacaktır. İranlı yetkililer bu sözümüzü önemsesin. İran'da halklara sıkılan her kurşun dış müdahalelere zemin hazırlıyor. Çözüm ne halklara kurşun sıkmak ne de dış müdahaledir. Bakın sadece İlam ve Kirmanşah'ta 3000'e yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bunların çoğu Kürt, demokratik gösterilere katılmış insanlar ve bazı insan hakları örgütlerinin yaptıkları açıklamalara göre bu rakamın çok daha yüksek olduğu söyleniyor. İran rejimi artık halkın taleplerini görmezden gelmeyi bırakmalı. Kürtlerin, Farsların, Azerilerin, Beluçların, kadınların özgürlük talebi görülmelidir. İran'da demokratik dönüşümü sağlayacak özgürlüklerin alanları genişletilmelidir. Bakın geçen hafta Umman'da başlayan görüşmeler vardı. Herkes takip etti. Ve biz bu sürecin diplomatik yollarla çözülmesini canı gönülden ümit ediyoruz. İran halkının ekmek, adalet ve özgürlük taleplerini desteklediğimizin altını bir kez daha çiziyoruz ve buradan DEM Parti grubundan İran'da özgürlüğü için mücadele eden, bedel ödeyen bütün kadınlara selamlarımızı, sevgilerimizi ve direniş dayanışmamızı iletiyoruz. **"Şimdi süreci hızlandırmanın zamanı"** Konuşmasının son bölümünde Türkiye'deki barış sürecine değinen Hatimoğuları; DEM Parti olarak barış sürecini üç temel perspektiften ele aldıklarını kaydetti: > Türkiye'deki barış ihtiyacı uzunca bir süredir Suriye, Rojava'ya ve sınır ötesindeki gelişmelere bağlandı. Her defasında önce orası, önce orası denildi. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı. Biz DEM Parti olarak defalarca söyledik. Türkiye'de barışı başka dosyaların rehinesi hâline getirmeyin dedik. Bugün gelinen noktada, SDG ve Şam Yönetimi arasında 30 Ocak Mutabakatı imzalandı. Pratikte bu mutabakatın gereklilikleri üzerinde pratik çalışmalar yürütülüyor. Uluslararası topluma düşen görev, bu mutabakatın sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için destek ve katkı sunmaktır. Türkiye'ye bu konuda çok daha büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. 30 Ocak Mutabakatı sabote edilmemeli. Komşu ülke Suriye'de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde bir katkı sağlanmalı. Bu hem Suriye'nin hem Türkiye'nin geleceği için hayati önemdedir. Gelelim Türkiye'deki sürece. Bakın 30 Ocak Mutabakatı'yla şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye'deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam da zamanı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koyulmalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini 3 temel perspektiften ele alıyoruz. > > Birincisi demokratikleşmedir. Barış demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasiyle eş zamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına, kayyımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış, dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımını sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kültürel inkâr sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır. > > İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitiriyor. Bakın sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobani davası tutsakları, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam bir zemine oturamaz. Kent uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu TCK, TMK ve infaz kanununda kapsamlı değişiklikleri önermelidir. TMK, demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı. İnfaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmeli. Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmada hukuki bir zemin oluşturulmazsa hukuki zemin eksik kalır. Ayrıca şu bilinmeli ki bu sürecin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir. > > Üçüncüsü ise özgürlüklerdir. Barış, toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalıdır. Aleviler başta olmak üzere bu ülkede yaşayan farklı halklardan ve inançlardan yurttaşlarımızın özgürce ibadetlerini yerine getirebilecekleri, kendini bu toprakların üvey evladı değil öz evladı olarak hissedebilecekleri bir uygulama hayata geçmelidir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel sosyal haklar üzerinde mutlaka çalışılmalıdır. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı korunmalıdır. Şiddet ve istismara karşı etkin bir mücadele yürütülmelidir. Zira Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yeni yaptığı açıklamada sadece ocak ayında 22 kadın cinayeti, 14 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. Bugün yol alınacaksa demokrasi, hukuk ve özgürlükler ertelenmemelidir. **"Tahakkümün, inkarın karşısındayız"** > Biz DEM Parti olarak çok netiz. Barış iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış, demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla birlikte güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış, hakiki bir güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece bir dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez. Gözle görünür bir değişimin başlaması şarttır. Adres bellidir: demokrasi, hukuk ve özgürlüklerdir. Bunun dışındaki her söz ertelemenin bir başka adıdır. > > Biz bu ülkenin halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği bütün görev ve sorumluluklarımızı harfiyen yerine getirmeye devam edeceğiz. Barış için artık söz değil, adım atma zamanıdır. Biz DEM Parti olarak duruşumuzda gayet netiz. Neyin arkasında, neyin karşısında olduğumuzu hep açıkça ifade ettik. Biz barışın, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve özgürlüğün arkasındayız. Neyin karşısındayız? Tahakkümün, inkârın karşısındayız. Baskının, yargı operasyonlarının karşısındayız. Korkutmanın, susturmanın, manipülasyonla siyasi mühendislik yapılmasının karşısındayız. Çünkü biz biliyoruz ki barış geldiğinde, demokrasi güçlendiğinde bu ülkede hukuk işleyecek, özgürlükler olacak. Türkiye kazanacak. Hepimiz hep beraber kazanacağız. Bunun için büyük bir inançla, bilinçle, eylemle mücadele etmeye devam edeceğiz. Yolumuz açık olsun, Hızır yar ve yardımcımız olsun. **Hatimoğulları'ndan Fidan'ın "Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı da var" sözlerine yanıt: Yaptığı bu açıklamayı sürecin ruhuna uygun olarak görmüyoruz** DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Irak konusunda yaptığı açıklamada, "Suriye'ye bakıp ders çıkarmalılar. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı da var" şeklindeki açıklamasına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine şöyle konuştu: > Tabii bu sürecin ilerlemesinde sıklıkla başta Hakan Fidan olmak üzere hükümet yetkililerinden yapılan açıklamalarda sürekli Suriye'nin beklendiği ifade edildi. Biraz önce grupta da ifade ettiğimiz gibi Suriye'de atılan adımlar ve 30 Ocak Mutabakatı'nın hayata geçmesiyle beraber süreç çok ciddi bir biçimde hafifledi. Biz hafiflemiş olan bu süreçte yol alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu haftadan itibaren Türkiye'nin temel gündemi ve temel konusunun komisyonun çalışmaları ve yeni atılacak somut adımların olmasını beklerken Sayın Hakan Fidan'ın yapmış olduğu bu açıklamayı son derece talihsiz buluyoruz. Adeta haritadan bakarcasına yeni arızalar nasıl yaratılabilir, yeni yokuşlar nasıl üretilebilir diye bakılıyor. Yaptığı bu açıklamayı bu sürecin ruhuna uygun olarak görmüyoruz. Biz bölgesel düzeyde barışın ilerlemesi için daha yapıcı adımların atılmasını beklemekteyiz. "DEM Parti İmralı Heyeti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek için randevu talebinde bulunuldu mu? Netleşen bir tarih var mı?" sorusuna Hatimoğulları, "Heyetimizin programında Sayın Cumhurbaşkanı'yla görüşme var fakat bunun ne zaman gerçekleşeceğine dair henüz bir bilgimiz yok. Bununla ilgili bir gelişme oldukça Heyetimiz ve parti sözcülerimiz bunları sizlerle paylaşacaklar. Resmi talepte henüz bulunulmadı ama bir görüşme talebinin olduğu zaten herkesçe biliniyor. Basın da bunu defalarca yazdı. Bu gerçekleştiği zaman sizlerle tarihini paylaşacağız" yanıtın verdi. > Hatimoğulları'ndan Fidan'ın "Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı da var" sözlerine yanıt: > > Sayın Hakan Fidan'ın yapmış olduğu bu açıklamayı son derece talihsiz buluyoruz, sürecin ruhuna uygun olarak görmüyoruzhttps://t.co/WSHbyFBhLF pic.twitter.com/B3ZaZQ2fEj > > — Independent Turkish (@TurkishIndy) February 10, 2026 _Independent Türkçe, ANKA_ Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada "Barış demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla birlikte güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir" dedi Salı, Şubat 10, 2026 - 12:45 Main image: > <p>Ekran alıntısı: Youtube</p> Siyaset jw id: JmqzYbBG Type: video SEO Title: Hatimoğulları: Sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez, gözle görünün bir değişim başlamalı copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Gerçek hikayeden uyarlanan Spike Lee klasiğine övgü yağmuru
Netflix, Hollywood'un önde gelen yönetmenlerinden Spike Lee imzalı Karanlıkla Karşı Karşıya'yı (BlacKkKlansman) kataloğuna ekledi. 1970'ler Amerikası'nda ırkçı ayrımcılığa rağmen ayakta kalma mücadelesini konu alan bir gerçek hikayeden uyarlanan film, pek çok kişiye göre Spike Lee'nin kariyerindeki en başarılı işlerden biri. Başrolde John David Washington, Colorado Springs Polis Departmanı'na alınan ilk siyah polis memuru Ron Stallworth'e hayat veriyor. Irkçı meslektaşlarının bitmek bilmeyen zorbalığıyla karşı karşıya kalan Stallworth, zamanla dedektifliğe yükseliyor. Ardından yerel Ku Klux Klan yapılanmasına sızmak için Yahudi meslektaşı Flip Zimmerman'la (Adam Driver) birlikte çalışıyor. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) 2018'de vizyona giren Karanlıkla Karşı Karşıya, hem eleştirmenlerden övgü almış hem de ödül sezonunda adından söz ettirmişti. En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil önemli Oscar adaylıkları elde eden yapım, 2019'da En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü kazanmıştı. Yıllar içinde izleyicinin filmi sahiplenmesinde; güçlü oyunculukların, zekice mizahın ve temposu hiç düşmeyen gerilimin payı büyük. İzleyici yorumları da bunu doğruluyor. Letterboxd'da bir kullanıcı Karanlıkla Karşı Karşıya'yı "2018'in en iyi filmi" diye nitelendirip, "güçlü, dehşet verici ve acımasız derecede komik bir başyapıt" sözleriyle övüyor. Bir başka izleyici ise Spike Lee'nin filminin "sarsıcı" olduğunu yazıyor. 5 yıldızlı bir başka değerlendirmede de yapımın "eğlenceli, komik ve çok güçlü" olduğu; Spike Lee'nin yönetmenliğinin etkileyiciliği ve özellikle Adam Driver'la John David Washington'ın performanslarının öne çıktığı vurgulanıyor. IMDb tarafında da benzer bir coşku hakim. Karanlıkla Karşı Karşıya'ya 10 üzerinden 10 veren bir izleyicinin yorumu şöyle: > 7'den 77'ye herkese izletilmesi gereken bir iş. Bir başka yorumda ise mizahla dramın "kusursuz bir dengede" buluşturulduğu, finaldeki son dakikaların "ülkenin hâlâ nerede durduğuna dair acı bir hatırlatma" olduğu ifade ediliyor. _Independent Türkçe,Express, Mirror_ _Derleyen:Nazlı Erdol_ çeviri Sinema netflix Spike Lee dijital platformlar "7'den 77'ye herkese izletilmesi gereken bir iş" Salı, Şubat 10, 2026 - 12:45 Main image: > <p>Denzel Washington'ın 41 yaşındaki oğlu John David Washington (sağda), Christopher Nolan imzalı Tenet'in yanı sıra Malcolm ve Marie'yle (Malcolm & Marie) de tanınıyor (Universal Pictures / Netlix)</p> KÜLTÜR related nodes: Spike Lee ve Denzel Washington 19 yıl sonra yeniden buluştu Netflix'e sessiz sedasız eklenen Alman dizisi listeleri altüst etti Brad Pitt'in yeni Netflix filmi sosyal medyayı karıştırdı Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Gerçek hikayeden uyarlanan Spike Lee klasiğine övgü yağmuru copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 12:02 PM
Ufka Yolculuk’ta 13. yıl: Türkiye 81 ilde aynı anda kitap okuyacak
13. Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması kapsamında Ankara Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde bir basın buluşması gerçekleştirildi. Yarışmanın ev sahibi Ufka Yolculuk ekibinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, kitap okumanın bireysel gelişimden toplumsal bilinç inşasına uzanan çok boyutlu değeri ele alındı. Açılış konuşmalarında, okuma alışkanlığının kısa vadeli bir hedef ya da dönemsel bir etkinlikten ibaret olmadığı; aksine uzun soluklu ve sürdürülebilir bir kültür meselesi olduğu vurgulandı. Yarışmanın 13. yılına ilişkin kapsam, hedefler ve planlanan faaliyetler basın mensuplarıyla paylaşılırken, kitap okuma kültürünü merkeze alan bütüncül bir yaklaşım benimsendiği ifade edildi. Millî Eğitim Bakanlığı onayıyla yürütülen Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması’nın bugüne kadar milyonlarca katılımcıya ulaştığı belirtilirken, yarışmanın yalnızca bilgi ölçmeye dayalı bir organizasyon olmadığı; okumayı, düşünmeyi ve öğrenilen bilgiyi hayatla buluşturmayı teşvik eden güçlü bir toplumsal zemin sunduğu dile getirildi. # fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Basın buluşmasında söz alan Ufka Yolculuk yetkililerinden Ayşe Altuğ, okuma kültürünün toplumsal dönüşümdeki rolüne dikkat çekti. Altuğ, “Kitap okumayı bir yarışma başlığı olmanın ötesinde, hayatın merkezine yerleştirmek istiyoruz. Ufka Yolculuk, bilgiyi imanla, düşünceyi sorumlulukla ve okumayı süreklilikle buluşturan bir yolculuktur” ifadelerini kullandı. Bu yılın en dikkat çekici etkinliklerinden biri olarak 14 Şubat Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek “81 İlde Okuma Buluşması” öne çıktı. Türkiye’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak kitap okunmasını hedefleyen etkinlik, okumayı bireysel bir alışkanlık olmaktan çıkararak ortak bir farkındalık ve paylaşım anına dönüştürmeyi amaçlıyor. Şehirlerin merkezi noktalarında düzenlenecek buluşmalara, 7’den 70’e her yaştan katılımcının dâhil olması bekleniyor. Programa destek veren kurumlar arasında yer alan Duyarlı Medya Derneği de basın buluşmasına katılarak sürece katkı sundu. Dernek temsilcileri, dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde kitap okumayı merkeze alan bu tür çalışmaların kamuoyuna doğru ve etkili biçimde aktarılmasının önemine dikkat çekti. Okuma kültürünü güçlendirmeyi hedefleyen çalışmaların, basın ve medya aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştırılmasının toplumsal fayda ürettiği vurgulandı. Yarışma süreci; okuma etkinlikleri, farklı yaş gruplarına yönelik kategoriler ve ödüllerle devam ederken, katılımcılar yarışmaya dair detaylı bilgilere ve başvuru sürecine Ufka Yolculuk’un resmî internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden ulaşabiliyor. Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması Okuma buluşması 14 Şubat Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek Cahide Hayrunnisa Çiçek Salı, Şubat 10, 2026 - 12:45 Main image: > <p>Fotoğraf: https://ufkayolculuk.com</p> Haber jw id: SpR4ZcHV related nodes: Esenyurt nüfusuyla 57 ili geride bıraktı NASA, Mars'ta yaşama dair en güçlü kanıtlardan birini buldu Apple'dan ucuz iPhone ve yenilenmiş Siri planı Type: news SEO Title: Ufka Yolculuk’ta 13. yıl: Türkiye 81 ilde aynı anda kitap okuyacak copyright Independentturkish:
www.indyturk.com
February 10, 2026 at 10:02 AM