Evrensel Gazetesi
banner
evrensel.net
Evrensel Gazetesi
@evrensel.net
7 Haziran 1995'ten beri emeğin sesi, gerçeğin habercisi
#EvrenselSeninleGüçlü...
Oku okut, e-gazeteye abone ol!
https://abone.evrensel.net/
Pinned
Evrensel30Yaşında

🗞️Sesimizi emekçilerden, gücümüzü okurlarımızdan alıyoruz. Yasaklara, cezalara rağmen susmayan Evrensel, 30 yıldır emeğin, özgürlüğün ve adaletin sesini duyuruyor

Haydi, “Emeğin Sesine Kulak Ver!”, gerçeğin habercisini güçlendir

🎂Birlikte nice 30 yıllara!
İç sahanın tahkimi: Size de garip gelmiyor mu? ✒️ İzzettin Önder yazdı https://www.evrensel...
İç sahanın tahkimi: Size de garip gelmiyor mu?
Psikolojinin çok temel kuralına göre, bir insan karşısındaki için ne düşünüyorsa, bu düşüncelerle bizzat kendi içini yansıtıyordur. Şimdi; savunmaya hazırlanan bir insan ya da bir kurum, hatta bir devlet olarak karşıdan saldırı düşüncesi kafamızı kemiriyorsa, hele de bir gecede yarım saatten de az zamanda yatağından derdest edilen Nicolas Maduro kafamızı bu kadar bulandırıyorsa, bunun üzerinde tepinmeyip, oturup sakince bizi bu düşünceye sürükleyen milleti bölücü icraatımızı düşünmeli ve bundan sonra toplumu kenetleyici davranışlar üzerinde adam gibi kafa yormalıyız. Eğer bu düşünceler bizi iç tahkimin güçlendirilmesine götürüyorsa, şimdiye dek yaptıklarımızdan nedamet getirip, bundan sonraki davranışlarımıza ağırlık vermeliyiz. İç sahanın tahkiminin aşağıdan yukarıya doğru değil de, yukarıdan, yani siyasetten halkın birbirine kenetlenmesine doğru olabileceğini idrak edebilirsek ancak meseleyi kavramış ve çözüm yoluna girmiş olabiliriz. Zira “Teslim etmeyiz” ya da benzer yavelerle olayı geçiştirmeye çalışmak, sorunu çözmeyeceği gibi, meseleyi derinliğine anlamamızı da engeller. Bu rolde sahneye çıkanlar iç tahkimden söz ediyor; Devlet Bahçeli de liderliğini yürüttüğü açılıma bir yıldız ekleme amacıyla, açılım projesinin nasıl gerekli olduğundan söz ediyor. Ne ilginçtir ki, muhalefet de, bence bu bağlamda hiç görevi olmadığı halde aynı sahada topa girmekten çekinmemektedir. Açıktır ki, işin kaymağını, yine inanılmaz sözcük oyunlarıyla siyasiler götürüyor ve kamuoyunu sürükledikleri olumlu coşkudan piyasa koşullarına uygun paylarını almaya çalışıyor. Halkı temsile tabii ki yetkili değilim, ama farzımuhal böyle bir yetkim olmuş olsa idi, bu yönde beyan veren hiçbir siyasiye prim vermez, hatta onlara neden böyle bir oyuna geldiklerini ciddi olarak sorardım. Zira, her sosyal ya da politik gedikten kendine pay biçme manevralarında bir numara olan siyasiler burada da karşıt siyasileri bizzat kendi çukuruna çekerek oy tabanını tahkimde büyük başarıya imza atmaktadırlar. Oysa Maduro meselesinden ders almamız gereken konu, olası bir harekat karşısındaki tavrımız değil de, böylesi harekata maruz kalma olasılığını oluşturan politikaları dürüstçe anlamak ve siyasilere anlatıp, varsa, toplumsal zafiyet taşıyan noktaların izalesi için halkı uyarmak, siyasi zevatı ve kadroları da ikaz etmek olmalı idi. Böyle bir tavır takınmadan, yüzeysel kahramanlık şovları mevcut siyasi kadro tabanını zahiren güçlendirirken, böylesi bir harekatı kafasının bir yerinde taşıyan muhataplara da açık kapı bırakılmış olmaktadır. Bir zamanlar akademide büyük yaralar açan bir “barış imzacıları” konusu ve bunun üzerinde yükselen davalar vardı. Bendeniz de bir davalı olarak, maalesef bu sürece itilmiş olarak, mahkemeye bir savunma dilekçesi sundum. Savunmamdaki bir cümleyi, izninizle sizlerle paylaşmak isterim: “Bugün de düşüncem odur ki, bir ülkeyi parçalamada silah kadar, belki de ondan daha da güçlü sosyolojik ve ideolojik aygıt vatandaşların ülkeye olan siyasi aidiyet duygularının zayıflatılmasıdır. O nedenledir ki; siyasal erkin tüm vatandaşları kucaklayacak davranışıyla ancak ‘kamusal erkin meşruiyeti’ olgusu oluşturulabilir. “ Kanaatim odur ki, bir insanı toprağa bağlayan ilişki “vatan” anlayışıdır. Bu doğrudur, fakat vatan psikolojik, bir o kadar da soyut bir kavramdır. İnsanı vatan toprağına sıkı sıkı rapteden ve psikolojik vatan olgusunu pekiştiren olgu ise o vatan üzerinde kurulan devlet olgusudur. Devlet derken de yasama, yürütme ve yargı bütünseli karşımıza çıkar. Vatan-vatandaş ilişkisi durağan psikolojik ilişkidir, oysa devlet-birey ilişkisi izlenen politikalara bağlı olarak fevkalade güçlü olabileceği gibi, fevkalade kırılgan da olabilir. Bu yaklaşım geçerli ise ve iç kırılganlıktan endişe ediliyorsa, siyasal erk, yani Cumhur İttifakı icraatını gözden geçirmek, vatandaşlar arasında ayırım gözetmeden, hakkaniyetle yönetim faaliyetini icra etmelidir. Adalet politikanın sopası, eğitim gelecek nesilleri karartıcı faaliyet, ekonomi ise toplumun büyük kesimini yoksulluğa sürüklerken ufak bir kesiminin ileri ülke düzeyinde yaşamasına olanak sağlayacak sistem olarak kurgulanır, halkın bir sefer için verdiği oyu yaşam boyu hak olarak kullanılma yoluna sapılıyorsa o ülkede her şey düşünülebilir hale gelebilir. Günümüzde kapitalizm münferit ülkeler düzeyinden taşarak, uluslararası düzeye ulaşmıştır. Sermayenin günümüzdeki böylesi yaygınlığı ülke kapitalizmini küresel kapitalizm konumuna taşımış bulunmaktadır. Bu durumda, devletler küresel kapitalizm ağında teknoloji ve ekonomik gelişmişlik statülerine göre dikey dizilmiş haldedir. Bu bütünsel yapıda devletler arasında hiyerarşik güç ilişkisi, devlet içinde ise şiddetli rekabet hüküm sürer. Kısacası, hiçbir devlet kendi hakimiyetinde yüzde 100 karar sahibi olmadığı gibi, devlet içi ekonomide de uluslararası başatlık kuralı geçerlidir. Durum bu iken, vatandaşlar arasında ayırımcılık güden, parlamentodaki seçilmiş milletvekillerini sıkı disiplin ve çıkar ilişkisi ile parti başkanı vekili konumuna zorlayan, potansiyel siyasi rakipleri üzerinde çarpıtılmış adalet mekanizmasını kullanarak boza pişirmeye kalkarcasına sopa sallayan bir siyasi erk kendisini korumaya almış olsa da, ülkesinin geleceğini karartmış demektir. Hal bu iken, iç tahkim meselesini var olan siyasi erkin altından kayan temelin tahkim vasıtası olacak şekilde değil de, uluslararası arenada itibar kaybına uğrayan ülkemizin bekasının tahkimi açısından düşünmenin gerekli olduğu kanaatindeyim. Birinci alanda sağlanabilecek tahkim, ikinci alanda sağlanması gereken tahkim olgusunu dışlar. O nedenle, şu ünlü iç tahkim olgusunu var olan siyasi iktidarın tekelinden alıp, onun hedefine ters gelen ülke lehine yorumlamak durumundayız.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 4:05 AM
Petrol tekelleriyle bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela petrolünü konuştu. Trump, hangi petrol şirketlerinin Venezuela'ya gitmesine izin verileceğine karar vereceklerini ve şirketlerle anlaşma… https://www.evrensel...
Trump Venezuela için petrol tekelleriyle görüştü
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırısının ardından ülkenin petrol endüstrisindeki yatırımları için ABD'li petrol tekellerinin üst düzey yöneticileriyle Beyaz Saray'da bir araya gelerek Venezuela petrolünü pazarladı. Toplantıya, Chevron, ExxonMobil, ConocoPhillips, Continental, Halliburton, HKN, Valero, Marathon, Shell, Trafigura, Vitol Americas, Repsol, Eni, Aspect Holdings, Tallgrass, Raisa Energy ve Hilcorp tekellerinin yöneticilerinin yanı sıra ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Enerji Bakanı Chris Wright da katıldı. Trump, burada yaptığı konuşmada, Amerikan petrol tekellerinin Venezuela'nın petrol endüstrisini hızla yeniden inşa etmeye nasıl yardımcı olabileceğini ve milyonlarca varillik petrol üretiminin ABD'ye, fayda sağlayacak şekilde nasıl sağlanabileceğini ele alacaklarını söyledi. “Venezuela yerine ABD ile doğrudan muhatap olacaksınız” Venezuela'nın perşembe günü 4 milyar dolar değerindeki 30 milyon varil petrolü ABD'ye verdiğini öne süren Trump, söz konusu petrolün ABD'ye doğru yola çıktığını aktardı. Trump, hangi petrol tekelinin Venezuela'ya gitmesine izin verileceğine karar vereceklerini, tekeller anlaşma yapacaklarını da söyledi. Trump, petrol tekellerinin güvenliğini sağlıyacaklarını tekellerin Venezuela yerine ABD ile doğrudan muhatap olacaklarını söyledi. Trump, Venezuela'nın çok uzun zaman önce kurdukları petrol endüstrisini ABD'den aldığını öne sürerek, "kendilerinden alınanı geri aldıklarını" iddia etti. ABD Başkanı Trump, "Amerikan şirketleri, Venezuela'nın çürüyen enerji altyapısını yeniden inşa etme ve nihayetinde petrol üretimini daha önce hiç görülmemiş seviyelere çıkarma fırsatına sahip olacak. Venezuela ve ABD'yi bir araya getirdiğinizde, dünyadaki petrolün yüzde 55'ine sahip oluyoruz." dedi. Ayrıca Trump, Venezuela petrolü konusunda gelecek hafta bir toplantı daha yapacaklarını söyledi. "Biz yapmasak Çin ya da Rusya yapardı" "Bunu Venezuela'ya biz yapmasak Çin ya da Rusya yapardı." İddiasında bulunan Trump, "Çin'e ve Rusya'ya söyledim, sizinle çok iyi anlaşıyoruz, sizi çok seviyoruz, sizin orada olmanızı istemiyoruz, orada olmayacaksınız. Onlara ve size söyleyeceğim bir şey var, o da iş için açığız. Çin, orada veya ABD'de bizden istediği kadar petrol satın alabilir. Rusya, ihtiyaç duyduğu tüm petrolü bizden alabilir." diye konuştu. Trump, ExxonMobil yöneticisinin ekipleri hemen harekete geçirebileceklerini ve birkaç hafta içinde işe başlayabileceklerini söylemesi üzerine, "Bizim istediğimiz de bu. Hız ve kalite istiyoruz." dedi. (AA)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 11:07 PM
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'nin güneyinde yer alan Refah kentinin bazı bölgelerinden çekilmeye hazırlandığı öne sürüldü https://www.evrensel...
İsrail ordusunun, Gazze'nin Refah kentindeki bazı noktalardan çekilmeye hazırlandığı iddia edildi
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) İsrail'in Haaretz gazetesinde yer alan haberde, Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerinden yerinden edilen 20 bin Filistinlinin barınabileceği bir yerleşim alanına dair "saha düzenlemelerine" dikkat çekildi. Söz konusu Filistinlilere yerleşim alanı düzenlemeleri çerçevesinde İsrail ordusunun Refah kentindeki bazı noktalardan çekilmeye hazırlandığı iddia edilen haberde, bahsi geçen iddia son haftalarda gözlemlenen uydu görüntüleri ve saha verilerine dayandırıldı. Refah kentinin doğu ve kuzey bölgelerinde geçen ay iş makineleriyle bazı çalışmaların yapıldığına işaret edilen haberde, "ancak İsrail ordusunun Refah kentindeki bazı bölgelerden çekilmesi yönünde henüz siyasi düzeyde bir talimat almadığı" ifade edildi. Gazze'deki ateşkes ve esir takası anlaşması ABD Başkanı Donald Trump, Gazze'de ateşkes ve esir takası anlaşmasının sağlanması, yönetimi ve yeniden imarı konusunda 20 maddelik bir plan sunmuştu. Trump, 9 Ekim'de Mısır'da devam eden müzakerelerde İsrail ile Hamas'ın Gazze'de ateşkes planının ilk aşamasını onayladığını duyurmuştu. Müzakerelerin yapıldığı Mısır'da imzalanan anlaşma, İsrail hükümetinin onayıyla 10 Ekim'de devreye girmişti. Ateşkesin devreye girmesine rağmen İsrail, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılar düzenliyor ve planın Uluslararası İstikrar Gücünün de konuşlandırılmasını içeren ikinci aşamasına geçiş konusunda belirsizlikler devam ediyor. (AA)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 10:27 PM
ABD Başkanı Donald Trump, Halepçe ile ilgili yaptığı açıklamada olayları takip ettiklerini ve ülkede barışın hâkim olduğunu görmek istediklerini söyledi https://www.evrensel...
Trump’tan Halepçe yorumu: Barışın hâkim olduğunu görmek istiyoruz
ABD Başkanı Donald Trump, Halepçe ile ilgili yaptığı açıklamada olayları takip ettiklerini ve ülkede barışın hâkim olduğunu görmek istediklerini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'nin barış içinde olmasını istediklerini ifade ederek, "Suriye'nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz." dedi. ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray'da petrol yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Trump, bir soru üzerine, Suriye'deki olayları takip ettiklerini ve bu ülkede barışın hakim olduğunu görmek istediklerini belirtti. Trump "Kürtler ve Suriye hükümeti, biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Onlar yıllardır doğal düşmanlar olsalar da biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Suriye'nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz." diye konuştu. (AA)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 10:18 PM
İstanbul Valiliği, yarından itibaren kent genelinde beklenen yağış ve kuvvetli rüzgar nedeniyle uyarıda bulundu. Açıklamada fırtınanın zaman zaman saatte… https://www.evrensel...
İstanbul Valiliği'nden yağış ve kuvvetli rüzgar uyarısı: Fırtına, zaman zaman saatte 80-90 km hızla esecek
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) İstanbul genelinde yarından itibaren beklenen yağış ve şiddetli rüzgara ilişkin uyarıda bulunan İstanbul Valiliği, "Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün yaptığı son değerlendirmelere göre; İstanbul’da yarın (10.01.2026 Cumartesi) havanın parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sıcaklıkların hissedilir derecede artarak mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın öğle saatlerinden itibaren il genelinde güney ve güneybatı (Lodos) yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat), zaman zaman fırtına (50-75 km/saat), yer yer kuvvetli fırtına (80-90 km/sa) şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Ağaç ve direk devrilmesi, çatı uçması, soba ve doğalgaz kaynaklı baca gazı zehirlenme riski ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır" açıklamasında bulundu. (DHA)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:54 PM
KYK yurtlarında ‘ibret olsun’ cezaları Meclis gündeminde İskender Bayhan: “KYK yurtları barınma hakkını baskı aracına dönüştürüyor” https://www.evrensel...
İskender Bayhan: “KYK yurtları barınma hakkını baskı aracına dönüştürüyor”
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, demokratik haklarını kullandıkları gerekçesiyle öğrencilerin KYK yurtlarından süresiz çıkarılmasına ilişkin olarak Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi verdi. Bayhan, Kocaeli başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında protestolara katılan öğrencilere yönelik yurttan atma cezalarının giderek arttığını belirterek, bunun açık bir hak gaspı ve sindirme politikası olduğunu vurguladı. Bayhan’ın verdiği bilgilere göre, 7 Ocak 2026’da Ali Fuat Cebesoy KYK Yurdu’nda, 8 Ocak 2026’da ise Arızlı KYK Yurdu’nda iki öğrenciye daha süresiz yurttan çıkarma cezası verildi. Bu son kararlarla birlikte, aynı gerekçelerle yurttan atılan öğrenci sayısı 5’e yükseldi. Bayhan, bu kapsamda Kocaeli’de söz konusu iki yurtta ve genel olarak 2025–2026 eğitim-öğretim döneminde “protesto/eylem katılımı” gerekçesiyle kaç öğrenci hakkında disiplin işlemi yapıldığını ve bunların kaçının süresiz yurttan çıkarma cezası aldığını Bakanlığa sordu. “Sınav haftasında sözlü bildirimle yurtsuz bırakıldılar” Öğrencilerin yalnızca sözlü biçimde bilgilendirildiğini, herhangi bir yazılı tebligat yapılmadan, sınav haftasında barınma haklarından mahrum bırakıldığını belirten Bayhan, bunun eğitim hakkının ve barınma hakkının açık ihlali olduğunu ifade etti. Bayhan, öğrencilerin sınav döneminde yurtsuz bırakılmasının eğitim hakkının fiilen gasp edilmesi anlamına gelip gelmediğini ve Bakanlığın bu uygulamaya ilişkin bir denetim ya da değerlendirme yapıp yapmadığını da gündeme getirdi. Soruşturmalara konu edilen eylemlerin ne okulda ne de yurtta gerçekleşmediğine dikkat çeken Bayhan, buna rağmen en ağır yaptırım olan “süresiz çıkarma” cezasının uygulanmasının, üniversite yönetimleri ile KYK yurt idarelerinin el ele vererek gençleri demokratik haklarını kullandıkları için eğitim ve barınma hakları üzerinden terbiye etmeye çalıştığını söyledi. Bu kapsamda, yurttan atma kararlarının hangi mevzuat hükmüne dayandırıldığını; ilgili maddenin numarasını, fiil tanımını ve somut gerekçesini Bakanlıktan açıklamasını istedi. “Peşinen cezalandırma, yargının yerine geçmektir” Bayhan, haklarında yargılama süreci devam eden ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan öğrencilerin yurttan atılmasının, idarenin yargının yerine geçerek ceza kesmesi anlamına geldiğini belirtti. Yurt müdürlüklerinin dava dosyalarını gerekçe göstererek öğrencileri sınav döneminde yurtsuz bırakmasının, “disiplin” kılıfı altında yürütülen siyasi bir cezalandırma olduğuna dikkat çekti. Bayhan, yurt idarelerinin dava dosyalarına dayanarak peşinen cezalandırma yoluna gitmesinin kabul edilip edilemeyeceğini ve Bakanlığın bu uygulamayı doğru bulup bulmadığını sordu. “Yemek hakkı gitti, burslar krediye çevrildi” Bayhan, önceki dönemde benzer gerekçelerle yurttan çıkarılan öğrencilerin tepkiler ve görüşmeler sonucunda “misafir öğrenci” statüsünde yurda dönebildiklerini; ancak cezaya yapılan itirazların reddedildiğini, bu nedenle öğrencilerin sabah-akşam ücretsiz yemek haklarını kaybettiklerini ve KYK burslarının kesilerek krediye dönüştürüldüğünü hatırlattı. Bu uygulamaların doğru olup olmadığını soran Bayhan, doğruysa kaç öğrencinin bursunun krediye çevrildiğinin açıklanmasını istedi. Ekonomik koşulların ağırlaştığı bir dönemde “yurt disiplin cezalarının” fiilen bir yoksullaştırma, eğitimden koparma ve gözdağı mekanizmasına dönüştürüldüğünü vurgulayan Bayhan, süresiz yurttan çıkarma cezası verilen öğrencilerin barınma hakkını güvence altına almak için Bakanlığın bir planı olup olmadığını da sordu. “Barınma hakkı şantaj aracına dönüştürülüyor” Bayhan, daha önce yurttan atma cezalarına dayanak olarak Yurt Hizmetleri Yönetmeliği’nin 24/2(f) maddesinin ileri sürüldüğünü hatırlatarak, bu maddenin demokratik hak kullanımını idari bir yorumla fiilen disiplin suçu kapsamına soktuğunu söyledi. Bunun, yurtların barınmayı bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp baskı aracına dönüştürdüğünü gösterdiğini ifade eden Bayhan, bu maddenin hangi hallerde uygulandığını ve demokratik hak kullanımını hedef alan bu yorumun önüne geçmek için bir düzenleme yapılıp yapılmayacağını da gündeme getirdi. Bu konuda daha önce verdiği soru önergesinin (Esas No: 7/36652) yanıtsız bırakıldığını hatırlatan Bayhan, aynı gerekçelerle cezaların sürmesinin Bakanlığın ya bilerek suskun kaldığını ya da bu keyfi uygulamalara fiilen onay verdiğini düşündürdüğünü söyledi. Kamu kaynaklarıyla yürütülen KYK yurtlarının, öğrencileri “barınma hakkı” üzerinden hizaya sokmaya çalışan bir disiplin aygıtı gibi işletildiğini vurguladı. “İbret olsun diye tüm gençlik hedef alınıyor” Bayhan, bu uygulamaların yalnızca cezaya muhatap edilen öğrencileri değil, tüm öğrenci gençliği hedef alan ve “ibret olsun” mantığıyla barınma hakkını toplu bir baskı aracına çeviren bir anlayışın ürünü olduğunu belirtti. Son üç yılda Türkiye genelinde KYK yurtlarında “eyleme katılma”, “protesto” ve “sosyal medya paylaşımı” gerekçeleriyle kaç öğrenci hakkında disiplin süreci işletildiğini ve bunların kaçının yurttan çıkarma cezasıyla sonuçlandığını da sordu. Bayhan ayrıca, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın stratejik planında yer alan “gençlerin demokratik katılımının artırılması” hedefinin, demokratik haklarını kullanan öğrencilerin yurttan atılmasıyla nasıl bağdaştığını; KYK yurtlarında hijyen, asansör güvenliği, koğuş sistemi ve sıcak su kesintileri gibi kronik sorunlar sürerken, bu cezaların kötü koşullara itiraz eden gençleri baskıyla susturma amacı taşıyıp taşımadığını da gündeme getirdi. Son olarak Bayhan, yurttan atma kararlarının hangi merkezi talimat doğrultusunda verildiğinin araştırılıp araştırılmadığını, bu uygulamaların 19 Mart sonrası yayımlandığı belirtilen “güvenlik tedbirleri artırılsın” içerikli talimatlarla bağlantısı olup olmadığını sordu. Bayhan, hukuksuz ve keyfi uygulamalardan geri dönülmesi, öğrencilerin yurt haklarının iade edilmesi ve uğradıkları tüm hak kayıplarının telafi edilmesi çağrısında bulundu.
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:50 PM
Tandoğan Meydanı kadınların sesi ile dolacak, Metin Göktepe unutulmayacak! "Tüm renkleriyle bugün Tandoğan Meydanı’nda buluşacak olan kadınlar hep bir ağızdan taleplerini haykıracak,… https://www.evrensel...
Tandoğan Meydanı kadınların sesi ile dolacak, Metin Göktepe unutulmayacak!
Kadınlar bugün Tandoğan Meydanı’nda buluşacak, “Ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak tüm renklerimizle bir araya geldik ve biz de varız” diyecek. Aslında bu, “Kadınlar yaşamak istiyor” çığlığı bir bakıma. Her gün üç beş kadının en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülmesine karşı bir isyan… 2025 yılında, erkekler tarafından öldürülen 391 kadının, son aralık ayında, 12’si ‘şüpheli ölüm’ diye kayıtlara geçen, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülen 42 kadının sesi olmak, onlar adına “Artık yeter” demek için yükseltilen bir çığlık… İktidarlar ve onların yönlendirmesiyle cuma hutbelerinde bile erkeklerin müdahale ettiği giyim kuşamları, yaşam biçimleri, nafaka, çalışma ve emekli olma hakları için, siyasette eşit temsiliyet için, çocuk ve yaşlı bakımlarının sadece kadınlara bırakılmasına razı olmadıklarını anlatmak için büyük bir çaba içerisindeler kadınlar… “Aile yılı” ilan edilerek yatak odalarına bile girilmek istenmesine, şiddet gördükleri erkeklerden boşanmalarının zorlaştırılmak istenmesine, “yarı zamanlı” çalışma adı altında bir yandan evlere hapsedilmek bir yandan da emeklilik haklarının fiziken ellerinden alınmak istenmesine karşı isyandalar… Kadınlar için miting ve eylemlerde bir araya gelmek, “Yalnızca bir toplanma çağrısı değil; hakların sistematik biçimde aşındırıldığı, şiddetin olağanlaştırıldığı ve hukukun kadınlar aleyhine işletildiği bir döneme karşı kolektif bir itiraz” aynı zamanda… Kadınların yaşadıkları sorunlara karşı mücadelesi bir miting ile bitmeyecek, yine çalışmaları yürüten kadınların deyimi ile “İktidarın saldırı politikaları karşısında hem alanda, hem politik arenada sözünü ortaklaştırma ve mücadelesini örme yolunda bir çabanın içerisinde olmak… Kadına yönelik fiziksel, ekonomik her türlü şiddete karşı, başta yaşam hakkı olmak üzere, mücadele hattını örebilmek…” Özal döneminden başlayarak işçilerin meydanlarda söylediği “Mezarda emeklilik istemiyoruz” sloganında olduğu gibi şimdi de kadınların, giderek yaygınlaştırılmaya, iktidar politikası haline getirilmeye çalışılan yarı zamanlı çalışma ile mezarda bile emekli olamayacak olmalarına karşı mücadelesi… Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin, evlatları ellerinden alınan tüm annelerin sesi olmak, hem kendileri hem kendi evlatları hem de tüm canlar için “yaşam hakkı” demek için kadınlar canhıraş bir çalışma içerisindeydi. Tüm renkleriyle bugün Tandoğan Meydanı’nda buluşacak olan kadınlar hep bir ağızdan taleplerini haykıracak, “Yaşamın yarısı biziz, bizi görmezden gelemez, bize rağmen, bize karşı kararlar alamazsınız” diyecekler. Başka neler diyecek, ne isteyecek kadınlar bugün ve bugünden sonra da: Haklarımız, hayatlarımız, eşitlik ve özgürlüğümüz için, Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için, Kadın cinayetlerine son vermek, şüpheli kadın ölümlerini aydınlatmak için, Yaşam güvencemiz olan laiklikten vazgeçmiyoruz demek için, Yoksulluk sınırının altında yaşayanların yüzde 52’sini oluşturan kadınlar, emeklilik gelirine sahip olmayan kadınlar, tenceresini kaynatamayan kadınlar, iş yerinde de ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak, kadını yoksullaştıran, toplumsal cinsiyet eşitliğinden yoksun politikalarınıza, bütçelerinize karşı çıkmak için, Ev içi şiddetin, dijital şiddetin, ekonomik güvencesizliğin ve hukuksuzluğun bir bütün olarak kadınların yaşam hakkını tehdit ettiğini görünür kılmak için, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin, koruyucu ve önleyici mekanizmaların işlevsizleştirilmesinin doğrudan kadınların hayatına mal olduğunu hatırlatmak için, Genç kadınların geleceksizliğe, sessizliğe ve itaate mahkum edilmesine karşı ‘Buradayız ve vazgeçmiyoruz’ demek için, Devleti, yargıyı ve karar vericileri sorumluluk almaya, yaşamı koruyan politikalar üretmeye zorlamak için… Kadınlar 10 Ocak kadın mitinginin, “Yas tutmanın ötesine geçip hesap sorma günü” olduğunu söylüyor. Bu miting eşit, özgür, şiddetsiz bir gelecek talebi mücadelesinde yan yana gelmenin bir adımı olacak. *** Metin Göktepe’nin öldürülmesinin 30. yılıydı 8 Ocak… Metin’le ayrı ayrı illerde olsak da Gerçek dergisinde başlayan, Evrensel gazetesinde devam eden çalışma arkadaşlığımız vardı, sık sık telefon eder, haberlerimizi konuşurduk. En çok da o arardı, manşet olan ya da başka gazetelerin de yer verdiği haberleri, fotoğrafları için… Son olarak hatırladığım telefon konuşmamız, Cumhuriyet gazetesinden “Bizde çalış” diye teklif aldığı ama Evrensel’i bırakmama kararıydı. Sen rahat uyu Metin, sen Evrensel’i bırakmadın ama Evrensel de seni unutmadı, sen hâlâ Evrensel’desin… Meslektaşların, sesine ses verdiğin ezilenler, hak arayanlar, Cumartesi Anneleri de bugün meydanlara çıkacak olan kadınlar da seni unutmadı…
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:35 PM
Gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin davasının avukatlarından Nesrin Hatipoğlu Acar hayatını kaybetti. Nesrin Hatipoğlu Acar, 90'lı yıllarda cezaevleri ile gözaltında kayıplar dosyalarında yürüttüğü… https://www.evrensel...
Kenan Bilgin’in avukatı Nesrin Hatipoğlu Acar hayatını kaybetti
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin davasının avukatlarından Nesrin Hatipoğlu Acar hayatını kaybetti. Trabzonlu olan Nesrin Hatipoğlu Acar, 59 yaşındaydı ve 90’lı yıllarda cezaevleri ile gözaltında kayıplar dosyalarında yürüttüğü insan hakları mücadelesiyle tanınıyordu. Acar’ı, üniversite yıllarından bu yana yürüttüğü mücadeleyi anlatan arkadaşı ve meslektaşı Nuran Paylaşan, “Hukuksuzluğa uğrayan herkesin yanındaydı” dedi. Gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in avukatlarından Nesrin Hatipoğlu Acar hayatını kaybetti. Uzun süredir tedavi gören Acar’ın cenazesi yarın saat 14.30’da Ankara Gölbaşı Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Nesrin Hatipoğlu Acar’ı, üniversite yıllarından bu yana tanıyan arkadaşı ve meslektaşı avukat Nuran Paylaşan, hem hastalık sürecini hem de Acar’ın meslek yaşamını anlattı. Paylaşan, Acar’ın hastalığının yaklaşık 17 yıl önce başladığını belirterek şunları söyledi: “Nesrin’in 17 yıl öncesinde aslında hiçbir şeyi yoktu, sapasağlamdı. Birden bir kan hastalığı ortaya çıktı. O dönem doktor bir ilaç vermişti, ilacı yanlış kullanmıştı, fazla kan aldı. Sonra uzun yıllar iyiydi ama son bir yıldır sürekli kan alıyordu. Vücudu kan üretmiyordu, kemik iliği savunma hücrelerini üretmiyordu. En son İstanbul’da kan aldı, ondan sonra enfeksiyon oldu. Hastaneye yattı. CRP değeri normalde 5-6 olunca yüksek sayılırken onunki 480-490’lara çıkıyordu. Antibiyotiklerle biraz düşürdüler, iki kez hastaneden çıktı ama enfeksiyondan kurtulamadı.” Tedavi sürecinin ağırlaştığını anlatan Paylaşan, “Kemoterapiye benzer ama daha farklı bir tedavi uyguladılar. Yılbaşından önce değerleri biraz düzelmeye başlamıştı, sohbet ediyorduk, ‘yılbaşından sonra çıkar mı’ diye umutlanıyorduk. Ama yeniden kötüleşti. Dün entübe edildi. Beyin kanamasından sonra beyninde hasar oluştu. Kalbinin durduğunu söylediler. Gittiğimizde vefat ettiğini öğrendik” dedi. “Hukuksuzluğa uğrayan herkesin yanındaydı” Paylaşan, mesleğe ilk başladıkları dönemde ortak olduklarını belirterek, “O süreçte Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) dosyalarına baktık. Bir süre sonra sendikaların avukatlıklarını üstlendik. Ardından Sosyal Sen’in avukatlığını yaptık. Daha sonra Nesrin bilirkişilik yapmaya başladı ve aktif olarak avukatlık yapmıyordu; yani avukatlığı bırakmıştı” dedi. Paylaşan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kişiliği çok şen şakrak, inanılmaz neşeli bir insandı. Üniversite ikinci sınıftan beri arkadaşımdı. Öğrenci derneğinde tanıştık. O dönemde ben derslere girip not tutuyordum, fotokopi çektiriyor, onları dağıtıyorduk. Sonrasında Nesrin avukat oldu, ben okulu uzattım. O süreçte ÇHD başladı. Daha sonra ben de mezun oldum ve Nesrin’le birlikte çalışmaya başladık. Yaklaşık dört yıl beraber çalıştık. İnanılmaz, çok farklı bir insandı. Hiç para almadan DGM dosyalarına baktı. Eve yürüyerek gelip giderdi. O dönem hepimiz parasızdık. Hukuksuzluğa uğrayan herkesin yanındaydı. Cezaevleri, toplu davalar, ölüm oruçları… O dönem parasızdık ama vazgeçmedik. Nesrin hiç vazgeçmedi.” “Kenan’ı bulmak için gece gündüz koşturdu” Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, Nesrin Hatipoğlu Acar’ın vefatına ilişkin şunları söyledi: “Bu akşam içimi acıtan bir haber aldım. Ankara Barosu avukatlarından Nesrin Hatipoğlu’nu kaybettiğimizi öğrendim, çok üzgünüm. Nesrin, 1994’te Kenan Bilgin’in gözaltına alındığı süreçte avukatımızdı. O süreçte tanıdım onu. Hep yanımızdaydı. Kenan’ı bulmak için sorumluların kapılarını tek tek dolaştık. Kenan’ın nerede olduğunu öğrenebilmek için gece gündüz kapı kapı gezdik. Eli boş döndüğümüzde bize sarılıp ağladığını hiç unutmuyorum. Cesaretine, çalışkanlığına hayran kalmıştım. Çok üzgünüm, çok erken oldu. Bu ülkede sizin gibi avukatlara çok ihtiyaç var. Güle güle sevgili avukatım. Selam olsun, toprağın incitmesin. Yakınlarına ve sevenlerine sabır dilemekten başka yapılacak bir şey yok. Çok erken bir ölüm oldu.” "Kenan Bilgin davasını en sıkı takip eden arkadaşlarımızdan biriydi" Kenan Bilgin’le birlikte gözaltına alınan Yayıncı Cavit Naci Tarhan, Nesrin Hatipoğlu Acar’ı şu sözlerle anlattı: “Nesrin Hatipoğlu, 90’ların başında genç avukatlarımızdan biriydi. Bir grup genç avukat vardı ve cezaevleriyle yakından ilgilenen arkadaşlarımızdı. Nesrin’in neslinin ayırt edici özelliklerinden biri şuydu: Haftanın kaç günü avukat görüşü varsa mutlaka cezaevlerini ziyaret ederdi. Cezaevindeki arkadaşlarının sorunlarını, sıkıntılarını dinler, aynı zamanda davalarını takip ederdi. Kenan Bilgin davasını en sıkı takip eden arkadaşlarımızdan biriydi Nesrin. Gerek ailesiyle gerek arkadaşlarıyla gerek tanıklarıyla tek tek görüşür, onlardan fikir alır, davayı adım adım takip ederdi. Yanlış hatırlamıyorsam, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kayıp davası için Ankara’da kurulduğunda da Nesrin Hatipoğlu bu davayı orada en iyi şekilde takip eden, savunmanlık yapan avukatlardan biriydi. Üzgünüm.” Av. Kamil Tekin Sürek ise Nesrin Hatipoğlu Acar’ın İHD ve ÇHD çalışmalarında yer aldığını, Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedilmesine ilişkin süreci Ali Uluk ile birlikte takip ettiklerini, AİHM’in ihlal kararı verdiğini ve Ankara’da yapılan duruşmalara birlikte katıldıklarını aktardı.
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:29 PM
İhraçlar, dayanışma ve sendika Tüm zorluklarına rağmen bu on yıl dayanışmanın, yeni kurumlar inşa etmenin ya da var olan kurumları harekete geçirmenin çok farklı örneklerini de barındırdı. https://www.evrensel...
İhraçlar, dayanışma ve sendika
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) “Bu suça ortak olmayacağız!” başlıklı barış bildirisinin 10. yılını tamamlıyoruz. Bildiriyi imzalayan akademisyenlerin işten çıkarılmasına kimi üniversitelerde daha erken başlanmış olsa da, toplu ihraçlar 1 Eylül 2016 ve sonrasında KHK aracılığıyla gerçekleştirildi. İmzacılar açısından uzun ve hayli yıpratıcı bir hukuk mücadelesiyle geçen bu dönemin sonuna yaklaşıp yaklaşmadığımız meçhul; mevcut işaretler ise, ne yazık ki olumsuz. Tüm zorluklarına rağmen bu on yıl dayanışmanın, yeni kurumlar inşa etmenin ya da var olan kurumları harekete geçirmenin çok farklı örneklerini de barındırdı. Eğitim Sen de bu açıdan özel bir öneme sahip. İhraç edilen imzacıların önemli bir kısmının üyesi olduğu Eğitim Sen ihraçlara karşı çıktı. Büyük bir kısmımızın davaları Eğitim Sen avukatlarınca yürütüldü. Sendikamız, ihraç edilen üyeleriyle maddi ve manevi dayanışma sergiledi. Birikim önemli bir düzeye ulaşmıştı Ancak bu yazının amacı, verdiği destek için bir kurum olarak Eğitim Sen’in hakkını teslim etmek değil. Hatırlatmak istediğim husus, imzacıların tasfiyesinin, kurumsal ifadesini büyük oranda Eğitim Sen’de bulmuş bir akademik muhalefetin bastırılmasında oynadığı rol. Bir yandan güvencesizliğe, diğer yandan da üniversitelerin piyasacı ve otoriter dönüşümüne karşı verilen mücadelelerin yaratmış olduğu birikim, 2010’ların ortalarına gelinirken önemli bir düzeye ulaşmıştı. Bu açıdan kritik bir dönem, 2012 güzünde iktidarın yeni “yükseköğretim reformu” girişimiyle başladı. Öncekilerle süreklilik taşıyan bir asistan hareketi, o dönemde kimi üniversitelerde zaten canlıydı. Neoliberal reform girişimine karşı oluşan tepki, ülkedeki genel toplumsal hareketlilikle birleştiğinde ise yeni bir mücadele ve baskı dönemi açıldı. Hem ihraçlar, hem de yükseköğretimde 2016 sonrasında başlatılan dönüşüm aynı zamanda bu akademik muhalefete vurulan bir darbeydi. Bu bağlamda, 22 Eylül 2016 tarihinde, OHAL ilanından sonra, YÖK önünde yapılan protesto eylemi önem taşır. Bu eylemin, Eğitim Sen ve SES tarafından örgütlenmiş olması da, ihraç edilmiş imzacı akademisyenlerin 674 sayılı KHK ile güvencesizleştirilen ÖYP’li araştırma görevlileriyle bu eylemde bir araya gelmesi de bir rastlantı değildir. Baskı ve hedef göstermenin pratikleri 2012-2013 sonrası, üniversitelerde muhaliflere yönelik ağır bir baskının başlatılması açısından önemliydi. 2013’ün başından KHK ihraçlarına dek, farklı şehirlerde çok sayıda Eğitim Sen üyesi idari soruşturmaya maruz kaldı. Aralık 2012’de ODTÜ’deki protestolar ve direniş sonrasında iktidar ve iktidar yanlısı medya, ODTÜ’yü akademisyenler dahil tüm bileşenleriyle hedef haline getirmişti. Gezi direnişi sırasında ve sonrasında da, farklı üniversitelerde Eğitim Sen üyeleri idari soruşturmalar geçirdi ve hedef gösterildi. Artık üniversitelerde bir tasfiyenin yaklaşmakta olduğu çeşitli toplantılarda konuşulur olmuştu. 10 Ekim Katliamı’nın yarattığı acı ve şok dalgası da ülke genelini olduğu kadar kampüsleri de etkiledi. Bu yıllardaki baskı ve hedef gösterme pratiklerinin, Mülkiye’de ve Cebeci Kampüsünde şiddetli bir biçimde nasıl gerçekleştiğini hep birlikte yaşadık. Bu yönüyle ihraçlar, güçlü bir barış talebiyle ortaya çıkan akademisyenlere yönelik şiddetli bir tasfiye olduğu kadar, uzun bir geçmişe sahip akademik muhalefetin bastırılmasının da bir aracıydı. İhraç edilmiş imzacı akademisyenlerin azımsanmayacak bir kısmı, bu yıllardaki akademik-sendikal birikimin oluşumunda etkin bir şekilde rol almıştı. Eğitim Sen’in üniversiteler örgütlenmesinde ve mücadelesinde öne çıkmış kimi üyelerinin, imzacı olmasalar da ihraç edildikleri gözden kaçırılmamalıdır. Birikim tükenmedi Bu birikim ve onun parçası olan sendikal örgütlenme sorunsuz değildi. İhraçlar olmasaydı bile, üniversitelerdeki otoriter ve neoliberal dönüşümün OHAL koşullarında engellenebilmesi ihtimali oldukça sınırlıydı. Fakat söz konusu birikim, sorunları ve sınırlılıklarıyla olduğu kadar zenginliği ve yaratıcılığıyla da somut bir biçimde mevcuttu. Eğitim Sen’i kurumsal olarak, Eğitim Sen üyelerini de iş yeri düzeyindeki girişimleriyle, ihraç edilen üyeleri ve barış akademisyenleri etrafında bir dayanışma örmeye iten faktörlerden biri, “İnsan, toplum ve doğa yararına üniversite” şeklinde kendi programatik ifadesini bulmuş akademik ve sendikal mücadele hattının yarattığı birikim ve bununla bağlantılı kişisel bağlar ve dayanışma kültürüydü. Kuşkusuz dayanışmanın sınırları ve mücadelenin güç kaybetmesi de -başka birçok etkenle birlikte- söz konusu mücadele hattının kendi iç sorunları ve sınırlılıklarıyla da yakından ilişkili. Ancak, Boğaziçi Üniversitesinde akademisyenlerin inatla sürdürdükleri ve altıncı yılına girmiş olan direniş, üniversitelerin dönüşümüne karşı mücadelenin tüm olumsuz koşullara rağmen varlığını sürdürebildiğine işaret ediyor. Özel üniversitelerde farklı çatılar altındaki örgütlenme çabaları var. Eğitim Sen üniversite şubeleri tüm olumsuz koşullara rağmen mücadele veriyor. Barış Akademisyenleri de ısrarla mücadele ediyorlar. Sürmekte olan bu mücadeleler, söz konusu birikimin tükenmediğini gösteriyor.
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:17 PM
İzmir’de su kesintileri hayatı aksatıyor: "Duş alamıyoruz, yemek yapamıyoruz" İzmir’de yurttaşlar her gün yaşanan su kesintilerinin duş, diş fırçalama ve yemek yapma gibi en temel… https://www.evrensel...
İzmir’de su kesintileri hayatı aksatıyor: "Duş alamıyoruz, yemek yapamıyoruz"
<a> <a> Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) İzmir – İzmir’de uzun süredir saat 22.00’den sonra halkın suları kesiliyor. Yapılan planlı su kesintileri, özellikle çalışan yurttaşların duş almak ve diş fırçalamak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamanın önüne geçiyor. Su kesintilerini konuştuğumuz İzmirlilerin kimisi bulaşık, çamaşır makinelerini çalıştırmakta acele etmesi gerektiğini anlatırken kimisi ise bir gelip bir giden su nedeniyle makinelerinin bozulduğunu söylüyor. "Hem bulaşık makinem hem de su arıtma makinem bozuldu" Karşıyaka Bahriye Üçok Mahallesi’nde yaşayan ve Karşıyaka’da esnaflık yapan 49 yaşındaki Erkin Yurdusev, esnaf olduğu için akşamları eve geç gittiğini, daha önce gün aşırı kesilen suyun yaklaşık bir aydır her gece kesilmeye başladığını anlatıyor. Çalıştıktan sonra eve döndüğünde suların kesilmiş olduğunu söyleyen Yurdusev, duş alamadığını, dişlerini fırçalayamadığını ve bu nedenle mağduriyet yaşadığını anlatıyor: “Geçen hafta ise sular bir gitti bir geldi. Bu nedenle hem bulaşık makinem hem de su arıtma makinem bozuldu. Eve gelen usta, suyun gidip gelmesinden dolayı makinenin kum topladığını ve pis su geldiğini söyledi. Bozulan makinelerin onarımı için yaklaşık 5 bin lira ödemek zorunda kaldım. Su kesintisi beni zarara uğrattı.” Yurdusev, “Faturayı ödemeyi bir gün geciktirdiğimizde hemen saatimizi söküp götürebiliyorlar ya da suları kesebiliyorlar. Bu şekilde para alıyorlar o halde düzenli su verilmesi gerek” diye tepki gösterdi. "Yemek pişirmek bile dert oldu" Karşıyaka Donanmacı Mahallesi’nde yaşayan 32 yaşındaki Anıl Kaan Yılmaz da, önceden iki günde bir yaşanan su kesintisinin artık her akşam saat 22.00-23.00 civarı yaşandığını, 10 saat boyunca dışarıda çalışıp eve gittikten sonra ancak sabaha karşı duş alabildiğini ifade etti. Ayrıca yemek hazırlama ve bulaşık yıkama gibi günlük ihtiyaçların da sürekli aksadığından bahsetti. "Su tüketim bedelimin üç katını ödüyorum" Karşıyaka’da yaşayan Emekli Pelin Alpdağ, “Su faturamı incelediğimde su tüketim bedelim 50 TL. Ancak ‘çevre temizliği’, ‘katı atık bedeli’ gibi kalemlerin eklenmesi ile su tüketim bedelimin üç katını ödüyorum. Bizden bu kadar ücret alınıyorken kesintilerin nedenlerini bilmek istiyoruz” şeklinde konuştu. İki-üç ay önce emekli olduğunu söyleyen Alpdağ, “Çalıştığım dönemlerde işten eve geldikten sonra hızlı bir şekilde yemek yapma, çamaşır ve bulaşık makinesini çalıştırma gibi işleri yetiştirmeye çalışıyordum. Çalışan insanların çoğunun bu işler için kısa bir zamanı kalıyor. O zaman diliminde de su kesintisi yaşanıyor. İnsanların kendini ertesi güne hazırlaması zorlaşıyor” ifadelerini kullandı. "İzmir’deki seçmen çantada keklik görülmemeli" Suyun çok temel bir ihtiyaç olduğunu, her iş için de suya ihtiyacımız olduğunu söyleyen Alpdağ, “Kesintilerin nedeni, halka şeffaf bir şekilde açıklanmıyor. Bu da halkın tepkisini artırıyor. Belediyenin, İzmir’deki seçmeni çantada keklik olarak görmemesi gerekiyor” diye konuştu. Karşıyaka Tuna Mahallesi’nde yaşayan Hüseyin Aksoy da, “Çalışan bir insan olarak eve geldikten sonra duş alamıyorum. Çamaşır, bulaşık yıkayamıyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesinin, bu sorunu bir an önce çözmesi gerekiyor” dedi.
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:14 PM
Fatura var, ışık yok: Urfa’da elektrik kesintileri sağlığı tehdit ediyor https://www.evrensel...
Fatura var, ışık yok: Urfa’da elektrik kesintileri sağlığı tehdit ediyor - Evrensel
ABONE OL ANASAYFA SON 24 SAAT İŞÇİ-SENDİKA EKONOMİ POLİTİKA GÜNCEL DÜNYA KÜLTÜR YAZARLAR VİDEO DAILY
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:11 PM
10. yılında; toplumsal barış sorunsalı ✒️ T. Gül Köksal yazdı https://www.evrensel...
10. yılında; toplumsal barış sorunsalı
Yarın (11 Ocak), bundan tam on yıl önce, 2016 yılında kamuoyuyla paylaşılan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı metnin 10. yıldönümü. Benim de imzacısı olduğum bu metin, o dönemde çatışmalar yoluyla toplumsal bir suç işlendiği, bu suç karşısında sessiz kalmanın suça ortaklık etmek anlamına geldiği ve hükümetin derhal barış ortamını tesis etmesi talebini dile getiriyordu. Metin, seslendiği yerde karşılık buldu. Ve çoğu imza kampanyasının başına gelmeyen bir şekilde, barış talebini o dönem için toplumsallaştırdı. Metnin imzacısı “barış akademisyenlerini”, çok sayıda oluşum, kurum, bağımsız kişi takip etti. Kimi zaman aynı politik özü taşıyan bir dayanışma metniyle, kimi zaman da fikir özgürlüğünü sürdürmek için destek mesajlarıyla… Bianet’te Beyza Kural’ın derlediği imzanın ilk yılının dökümü, birkaç cümleye sığmayacak bu toplumsallaşmayı gayet açık gösteriyor. Ardından geçen on yılda toplumsal barış sorunsalımız ise, halen tartışmalı. Siyasi adımlar atılıyor, masalar/heyetler kuruluyor, ilkeler sıralanıyor, sonra bunlar bozuluyor, üstüne yorumlar sıralanıyor, ardından yeniden gündeme geliyor ve belli ki bu yollar sürekli denenecek… Siyasi hareketler böyle seyrederken, barışı yüksek sesle dile getiren sivil hareketler, oluşumlar sözü büyütmek üzere mücadele ediyor… Barış akademisyenlerinin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” metninin ardından, hukuki süreç başta olmak üzere yaşananları kaleme alan bireysel ve kolektif çokça yayın oldu. Son bir haftadır da süreç, imzacı dostlar tarafından Evrensel’de bir yazı dizisi olarak ele alınıyor. Ortak geçmişi her birimizin gözünden farklı zamanlarda okumak, toplumsal barışa yaklaşımımızı da yeniden düşünmek için bir fırsat oluyor. Ağır ceza mahkemelerinde (ACM) yargılanmalar sırasında, savcılığın metne ilişkin iddianamesine karşı beyanlarımızı sunarken de dikkatimi çekmişti. Akademik bilgi üreten kişilerin üniversite kürsülerinden mahkeme kürsülerine taşınan açıklamaları, toplumsal barış meselesinin ne kadar da çeşitli yerlerden ele alınabileceğini gösteriyordu. Bu açıklamalar Bianet’te titizlikle kayda alındı. Bu yazı için kendi beyanıma da oradan baktım. 2017-2020 yılları arasında süren ACM’lerden 2026’da devam eden idare mahkemelerine dek, aynı metni suç(lu)laştıran bir hukuki döngünün içinde olduğumuz için, ilgili beyandaki şu ifadeleri aynen yinelemek isterim; Bu iddianame ile bizler tek tek suçlanırken aslında, Binlerce insanın ve insan türü dışındaki canlıların türlü hak ihlallerine uğradığı, yaşamlarını yitirdiği ve asırlara dayalı ortak değerlerimizin yok olduğu hakikatinin görünür kılınması engellenmek istenmektedir. Bilimin; itaatsiz, ezilen ve sömürülenin yararına olacak biçimde ve her koşulda hakikatin peşinde üretilme çabaları bastırılmak niyetindedir. Barış talebi susturulmak istenmektedir. Bireylerin adil yargılanma hakkına zarar verilmektedir. Düşünce ve ifade özgürlüğü ile bu özgürlüğü savunmaktan vazgeçmeyen binlerce insan suçlanmakta, insanlığın bu kıymetli kazanımı değersizleştirilmektedir. Davacı olduğumuz Ankara İdare Mahkemelerinde karşılaştığımız hukuki ortam, ACM’deki ortamın politik sürekliliği oldu. Oradaki beyanımda da Türkiye akademik ortamına ilişkin halen güncelliğini koruyan şu sözlerimi tekrarlayayım; “…Kendi çocuklarınıza, çevrenize, iyi bir eğitim ortamını arzu ederken sanırım iyi üniversiteleri; yani baskıya, güce biat eden değil, özgür düşünen, aklı-fikri hür, toplum yararını, eşitliği, adaleti merkeze alan bir bilimsel ortam inşa eden akademisyenlerin olduğu kurumları tercih ediyorsunuzdur. Bu kurumlar Türkiye’de gitgide azalıyor ve gençlerin çoğu yurt dışında yaşamak istiyor. Sizin çevrenizdekiler ve hatta belki kendiniz, çocuklarınız da buradan gitmek istiyorsunuz. Ancak malumunuz eşitliğe ve adalete inanılmayan bu ülke ortamı kendi kendine bugünlere gelmedi. Sadece en tepedekilerin emriyle de olmadı. Üstteki kim olursa olsun, alt kademeler, taban ona biat etmezse başka şeyler olabilir...” İmzanın peşine çalıştığımız kurumlarda sözleşmelerin yenilenmemesi, çeşitli cezalandırma yollarının denenmesi, üniversitelerin idarelerinin sistemle bağını daha açık ortaya koydu. Ardından çıkan KHK’ler “güvenceli” olarak görülen kadroların, siyasi atmosferde nasıl da kırılgan olduğunun altını çizdi. Benim de çalıştığım Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden atılmama yol açan 672 sayılı ilk KHK’nin, 2016 yılının 1 Eylül Dünya Barış Gününde yayımlanması barışın politikliğini bir kere daha gösterdi. Halihazırda 406 KHK’li barış akademisyeni içinde, görevine nihai olarak dönebilen beş akademisyen dışında, diğerleri gibi benim de davam sürüyor. Türkiye tarihinde üniversitelerdeki tasfiyeler elbette ilk bu zaman olmadı. Ancak bu kırılma anını, akademik ortamdaki niteliksel kaybın hızlı bir tetikleyicisi olduğunu ifade etmek iddialı sayılmayabilir. Zira, ne de olsa son on yılımız, akademik üretim ortamı da dahil, kamucu üretimin ağır hasarlar aldığı bir dönem. Atılmalar, istifalar, akademik yolun başında olan araştırma görevlisi/asistan/ÖYP’li arkadaşlarımızın akademiden uzaklaşmak zorunda kalmaları, devam edemeyen bilimsel çalışmalar, kitaplardan çıkarılan makaleler, ağır ceza mahkemesi salonlarından idare mahkemelerine taşınan bitmeyen hukuki süreç, zorunlu göçler, … Ve hepsinden daha ağırı hayatını kaybeden dostlarımız… Öte yandan sabır ve ısrarla toplumsal dönüşüme katkı veren üretimlerde direnen bilgi emekçileri…. Bu sürece ilişkin kişisel hikâye anlatmak, çoğumuz gibi, benim de ilk tercihim değil. Her ne kadar kişisel olanın politik ve toplumsal olduğunu bilsek bile. Yine de bu tercihlerimizi aştığımız üretimlerimiz oldu. Benim de parçası olduğum “Akademisyenlerden KHK Öyküleri” kitabı gibi. Sadece bu da değil. Kitaptaki hikâyemin Bianet’te yayınlanması da hikâyeme eşlik eden kızıma ait çizimin yılbaşı kartı olup paylaşılması da ayrı bir hikâye oldu. Kitapta kişisel hikâyemi; “…Oyun daha bitmedi, kürsüyü terk etmiyoruz. O kürsüler barışa tanık olacak!” diyerek bitirmişim. Bu yazıyı kaleme alırken şimdi nasıl bitiririm acaba diye düşündüm. Sanırım şöyle demek isterim: Evet, bu politik bir mücadele. Kürsü ise, olmayı seçtiğimiz, arzu ettiğimiz her yer. Emek mücadelesi ve kamu yararıyla bağlantılı toplumsal barış ise, varılacak bir hedef değil, aksine inşa edilecek bir yol. Ve bu yolun inşasına emek veren herkesi dayanışma duygularımla selamlarım…
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:10 PM
Aydın Kuşadası'nda fırtınalı havada iskelede çalıştırılırken denize düşen İsmail Dağ'ın ölümüne, 2 işçinin de yaralanmasına ilişkin bakım ve onarım çalışmasını üstlenen… https://www.evrensel...
Fırtınada otel iskelesinde çalıştırılırken denize düşen işçinin ölümüne ilişkin 1 tutuklama
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Aydın – Kuşadası ilçesinde, kuvvetli fırtınada bir otelin iskelesinden denize düşen İsmail Dağ’ın (30) ölümüne, 2 işçinin de yaralanmasına ilişkin gözaltına alınan 2 şüpheliden, bakım ve onarım çalışmasını üstlenen inşaat firmasının sahibi Yaşar Özkan tutuklandı. Dün akşam saatlerinde Kadınlar Denizi Mahallesi’nde beş yıldızlı bir otelin iskelesinde bakım onarım çalışması sürdüren işçiler Abdullah K. (26), Muharrem D. (22) ve İsmail Dağ, kuvvetli fırtına nedeniyle dengelerini kaybederek, denize düştü. 3 işçi dalgalarla açığa sürüklenirken, durumu fark eden otel çalışanları 112 Acil Çağ Merkezi'ne ihbarda bulundu. İhbar üzerine bölgeye sağlık, itfaiye, polis ve sahil güvenlik ekipleri sevk edildi. Sahil güvenlik ekipleri yaptıkları çalışmayla Abdullah K. ve Muharrem D.'yi sağ olarak kurtarırken, yaklaşık 100 metre açığa sürüklenen İsmail Dağ’ın ise cansız bedenine ulaşıldı. Ambulansla hastaneye kaldırılan Abdullah K. ve Muharrem D.'nin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Olayın ardından otelin yetkilisi Z.A. isimli kadın ile bakım ve onarım çalışmasını üstlenen inşaat firmasının sahibi Yaşar Özkan, polis tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından bugün adliyeye sevk edilen iki şüpheli hakim karşısına çıktı. Yaşar Özkan hakkında tutuklama kararı veren mahkeme, Z.A.'yı ise adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. (DHA)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 9:02 PM
Norm kadro fazlası öğretmenlerin yer değiştirme işlemleri durdurulmalı, her okulda en az bir psikolojik danışman/rehber öğretmen istihdam edilmesini sağlayacak ilgili norm kadro yönetmeliği acilen… https://www.evrensel...
Bakanlık öğrenci ve öğretmeni mağdur etmeye devam ediyor!
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) İsmet Akyol* Mevcut norm kadro yönetmeliğine göre ilkokullarda 300, anaokulu, ortaokul ve liselerde ise 150 öğrenciye ulaşıldığında bir rehber öğretmen kadrosu açılmaktadır. Yönetmelikten kaynaklı örneğin Çaycuma'da 70 okulun 47'sinde rehber öğretmen/psikolojik danışman normu (kadrosu) bulunmamaktadır. Yönetmelikteki sayı sınırı nedeniyle okullardaki rehber öğretmenler hızla norm fazlası olmaktadır. Bu eğitim, öğretim yılında da Zonguldak il genelinde 13 rehber öğretmen/psikolojik danışman görev yaptığı okulda norm fazlası olmuştur. Bakanlığın norm kadro yönetmelik değişikliği için hazırlık yaptığı belirtilmiş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise katıldığı bir televizyon programında, "Bütün okullarımızda bir rehber öğretmenin bulunmasını istiyoruz" ifadesini kullanmıştı. Söz konusu norm kadro yönetmelik değişikliği yapılmadan norm kadro fazlası öğretmenlerin yer değiştirme duyurusu yayımlandı ve Zonguldak il genelindeki norm fazlası 13 rehber öğretmenden bir kısmı önümüzdeki hafta içinde ikametgahlarına uzak ilçelere isteğe bağlı ya da resen atanacaktır. İlgili norm kadro yönetmeliği değiştirildiğinde; öğrenciler rehber öğretmensiz kalmayacak, öğretmenler de okullarında kalarak mağdur olmayacaktır. Diğer taraftan 2 rehber öğretmen kadrosu bulunan Çaycuma Nuran ve Celal Gülşen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesindeki 2 rehber öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır ancak bu okul proje okul kapsamında olduğu için norm fazlası rehber öğretmenler tercihte bulunamamaktadır. Oysa geçtiğimiz yıl kasım ayında yapılan norm kadro fazlası atamasında Nuran ve Celal Gülşen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi proje okulu olduğu halde sistemde açılmış ve norm kadro fazlası öğretmenler tercihte bulunmuştu. Norm kadro fazlası öğretmenlerin yer değiştirme işlemleri durdurulmalı, öğrencilerin ruh sağlığı, güvenliği ve akademik başarısı için her okulda en az bir psikolojik danışman/rehber öğretmen istihdam edilmesini sağlayacak ilgili norm kadro yönetmeliği acilen değiştirilmelidir. *Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi (Haber Merkezi)
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 8:53 PM
2025’te en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti

SeferSelvi'nin karikatürü
January 9, 2026 at 8:44 PM
Foça ve Seferhisar’da emekliler iktidarın açıkladığı emekli aylıklarını protesto etti. Emekliler Meclis kürsülerinin sokakta halkın örgütlü ve güçlü desteğiyle buluştuğunda… https://www.evrensel...
Emekliler iktidarın açıkladığı zammı protesto etti: Meclisteki nöbete destek verdiler - Evrensel
ABONE OL ANASAYFA SON 24 SAAT İŞÇİ-SENDİKA EKONOMİ POLİTİKA GÜNCEL DÜNYA KÜLTÜR YAZARLAR VİDEO DAILY
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 8:43 PM
🗞 Her 4 saatte 1 işçi öldü

İktidarın ‘büyüme’ modeli Türkiye’de ‘olağanlaştırılmış iş cinayetleri rejimi’ inşa etti. İSİG Meclisinin raporuna göre tablo korkunç: 2025 yılında her gün 6, her 4 saatte 1 işçi öldü.

Evrensel bugün bayilerde
January 9, 2026 at 8:17 PM
Fatura var, ışık yok: Urfa’da elektrik kesintileri sağlığı tehdit ediyor https://www.evrensel...
43 antrenör bahis oynamaları nedeniyle PFDK'ya sevk edildi
TFF, son 5 yılda Süper Lig’de görev yapmış olan, aralarında Ümit Davala, Ahmet Dursun, Olcan Adın, Serdar Topraktepe ve Mustafa Sarp’ın da bulunduğu 43 antrenörü bahis oynamaları nedeniyle PFDK’ye sevk etti
www.evrensel.net
January 9, 2026 at 7:57 PM