Evrensel Gazetesi
banner
evrensel.net
Evrensel Gazetesi
@evrensel.net
7 Haziran 1995'ten beri emeğin sesi, gerçeğin habercisi
#EvrenselSeninleGüçlü...
Oku okut, e-gazeteye abone ol!
https://abone.evrensel.net/
Pinned
Evrensel30Yaşında

🗞️Sesimizi emekçilerden, gücümüzü okurlarımızdan alıyoruz. Yasaklara, cezalara rağmen susmayan Evrensel, 30 yıldır emeğin, özgürlüğün ve adaletin sesini duyuruyor

Haydi, “Emeğin Sesine Kulak Ver!”, gerçeğin habercisini güçlendir

🎂Birlikte nice 30 yıllara!
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ile ilgili yaptığı açıklamada, 10 Ocak’ın basın özgürlüğü engelleri ve mesleğin maruz kaldığı sorunlar nedeniyle… https://www.evrensel...
EMEP'ten 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü açıklaması: Kutlama değil, mücadele günü - Evrensel
ABONE OL ANASAYFA SON 24 SAAT İŞÇİ-SENDİKA EKONOMİ POLİTİKA GÜNCEL DÜNYA KÜLTÜR YAZARLAR VİDEO DAILY
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 9:16 AM
İktidara yakın vakıfların 2019 sonrası belediye kaynakları kesilince AB fonlarına yöneldiği görüldü. 2025’te TÜRGEV 251 bin avro, TÜGVA 194 bin 454 avro hibe aldı https://www.evrensel...
“Yerli ve milli” vakıflar AB fonlarına yöneldi: TÜRGEV ve TÜGVA 2025’te yüz binlerce avro hibe aldı
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) AKP döneminde kamu kaynaklarıyla büyütülen ve iktidara yakınlıklarıyla bilinen vakıfların, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin el değiştirmesinin ardından AB fonlarına yöneldiği ortaya çıktı. 2025 yılı verileri, bu vakıfların Avrupa Birliği kaynaklarından da yüz binlerce avro hibe aldığını gösteriyor. AKP iktidarları döneminde yaklaşık 30 bin vakıf ve dernek kuruldu. Bu yapıların önemli bir bölümüne vergi muafiyeti tanınırken, TÜRGEV, TÜGVA ve Ensar Vakfı gibi vakıflar, kamuoyunda “iktidarın vakıfları” olarak anılmaya başladı. Kamu kaynaklarıyla büyüdüler BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, AKP döneminde bu vakıflara başta belediyeler olmak üzere kamu kurumları üzerinden ciddi kaynaklar aktarıldığı iddia edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlandığı belirtilen STK Okul-Yurt Faaliyet Raporu 2018’de, İBB bütçesinden TÜRGEV’e 51,5 milyon TL, Ensar Vakfı’na 29,7 milyon TL, TÜGVA’ya ise 74,2 milyon TL aktarıldığı öne sürüldü. Aynı dönemde bu vakıfların yurt, okul ve çeşitli projeler üzerinden kamusal alanlarda geniş faaliyet yürüttüğü biliniyor. İBB el değişti, yön AB fonlarına döndü 31 Mart 2019 yerel seçimleriyle İBB yönetiminin değişmesinin ardından, bu vakıfların belediye bütçelerinden aktarılan kaynaklardan mahrum kaldığı, bunun yerine AB fonlarına ağırlık verdiği dikkat çekti. Türkiye Ulusal Ajansı verilerine göre, söz konusu vakıflar 2021’den itibaren neredeyse her yıl yüz binlerce avroluk Avrupa Birliği hibesi aldı. 2025’te de yüz binlerce avro 2025 yılına ait fon karnesi de tabloyu değiştirmedi. TÜGVA’nın 2025’te Türkiye Ulusal Ajansı üzerinden aldığı AB fonlarının toplam tutarı 194 bin 454 avro olarak hesaplandı. TÜRGEV’in aynı yıl aldığı AB fonlarının toplamı ise 251 bin avro olarak kayıtlara geçti. Kamu kaynaklarıyla desteklenmeleri uzun süre tartışma konusu olan vakıfların, bugün “yerli ve milli” söylemine rağmen AB fonlarıyla faaliyetlerini sürdürmesi, siyasi iktidarın vakıf politikaları ve kamu denetimi açısından yeniden soru işaretleri yarattı. (birgun.net)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 9:00 AM
En düşük emekli aylığına yapılan bin liralık artışı yetersiz bulan emekliler, her emekliye seyyanen 20 bin lira zam talep etti https://www.evrensel...
Emeklilerden zamma tepki: “Bin lira sadaka, çözüm seyyanen zam”
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) İstanbul — CHP milletvekillerinin TBMM’de sürdürdüğü oturma eylemine Kadıköy’den destek veren Tüm Emeklilerin Sendikası üyeleri, en düşük emekli aylığına yapılan bin liralık artışın geçim krizine çare olmadığını belirterek, her emekliye 20 bin lira seyyanen zam talep etti. Kadıköy Rıhtım’da ikinci gününde yapılan basın açıklamasında emekliler, artan hayat pahalılığına, barınma ve sağlık giderlerine karşı artık dayanacak güçlerinin kalmadığını dile getirdi. Emekliler, yalnızca maaşların erimesine değil, eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal yaşama kadar uzanan toplumsal çöküşe dikkat çekti. Emeklilerin büyük bölümünün çocuklarının desteğiyle ayakta kalabildiğini vurgulayan sendika üyeleri, “insanca yaşam” talebinin görmezden gelindiğini söyledi. Emekli sınıf öğretmeni Abbas Işık, ekonomik krizin toplumsal değerleri de aşındırdığını belirterek, denetimsiz kira artışlarına ve eğitim sistemindeki bozulmaya dikkat çekti. Işık, “Eskiden utanma vardı, küçük büyüğe saygı vardı. Bugün hepsini arar olduk. Eğitim bozuldu, toplum çözüldü” dedi. “İnsanca yaşam sadece karın doyurmak değildir” Sendika üyesi Mustafa Tekiz ise emeklilerin artık yalnızca gıda ve barınma değil, yaşlılık ve hastalıkla birlikte yoksullukla mücadele ettiğini söyledi. Tekiz, “Emekliler aile dayanışmasıyla yaşıyor. İlaç katkı payları, zamlar ortada. İnsanca yaşam sadece karın doyurmak değildir. Emekliler isterse bu düzeni değiştirebilir” diye konuştu. Emekli kimya öğretmeni Hüseyin Yıldız da barınma ve beslenme krizinin ulaştığı noktayı çarpıcı örneklerle anlattı. Birçok emeklinin tek öğüne düştüğünü, bazılarının kışı camilerde ya da AVM’lerde geçirmek zorunda kaldığını söyleyen Yıldız, “Bir emekli poşetten ekmek çıkarıp ‘iki günlük yemeğim bu’ dedi. Bıçak kemiğe dayandı deniyor ya, kemiği delip geçti” ifadelerini kullandı. Emekliler, taleplerinin açık olduğunu vurgulayarak, en düşük emekli aylığının insanca yaşam düzeyine çekilmesini, seyyanen zam yapılmasını ve sosyal hakların güvence altına alınmasını istedi. (ANKA)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 8:50 AM
Benfica’nın Rafa Silva ısrarı sürüyor. Portekizli futbolcuya talip olan Benfica, teklifini yükseltirken Beşiktaş da indirime giderek son şartlarını iletti ve pazarlığı… https://www.evrensel...
Rafa Silva ısrarı: Benfica teklifini artırdı, Beşiktaş son şartını iletip pazarlığı kapattı
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Beşiktaş’ta Rafa Silva konusunda yeni bir aşamaya gelindi. Beşiktaş’ın Raga Silva için görüşme halinde olduğu Benfica’nın teklifini yükseltmesi üzerine son bir görüşme gerçekleşti. Fanatik’te yer alan habere göre Benfica, Rafa Silva için daha önce Beşiktaş’a sunduğu 3 milyon avro teklifini 5 milyon avroya çıkardı. Görüşmelerde Rafa Silva’nın mevcut sözleşmesinden doğan tüm alacaklarının da ödenmesi şartı masaya konuldu. Beşiktaş’tan jet yanıt Benfica’nın talebine Beşiktaş yönetimi hızla cevap vererek daha önce Rafa Silva için istediği 15 milyon avroluk bonservis bedelini 10 milyon avroya çekti. Ancak bu indirimin kesin şartlara bağlı olduğu vurgulandı. Beşiktaş, Portekizli futbolcunun ileriye dönük alacaklarından feragat etmesini de şart koştu. Beşiktaş konuyu kapattı Başkan Serdal Adalı’nın, Benfica’nın son teklifine çok kısa sürede dönüş yaptığı ve şartların kabul edilmemesi halinde dosyanın kapatılacağını bildirdiği öğrenildi. Bu gelişmeyle birlikte Rafa Silva transferinde Beşiktaş’ın tutumu netleşirken, siyah-beyazlılar topu tamamen Benfica cephesine bıraktı. Şartların kabul edilmemesi halinde Portekizli oyuncunun Beşiktaş’ta kalması güçlü bir ihtimal olarak öne çıkıyor.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 8:35 AM
Türkiye’de 2 ilde enerji şirketlerinin iletim hattı, madencilik faaliyeti için acele kamulaştırma kararları Resmi Gazete’de yayımlandı https://www.evrensel...
Enerji şirketleri için 2 ilde acele kamulaştırma kararları
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Türkiye'nin 2 ilinde enerji iletim hatları, maden işletme ruhsatlı sahası için acele kamulaştırma kararı çıkarıldı Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Buna göre bağlantı anlaşması uyarınca tesis edilecek 154 kilovoltluk İsdemir Çorum Alaca GES (Perçem GES) TM–Bozok TM Enerji İletim Hattı Projesi kapsamında Çorum'un Alaca ilçesi ile Yozgat Merkez'de ada ve parsel numaraları gösterilen bazı taşınmazlar, direk yerleri mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik İletim AŞ Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılacak. Öte yandan, Muğla'nın Milas ilçesi sınırları içinde bulunan IV. grup linyit maden işletme ruhsatlı sahada ruhsata konu maden üretiminin sürdürülebilmesi için ihtiyaç duyulan bazı taşınmazların Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 8:10 AM
Kentsel dönüşümde e-Devlet tebligatı uygulamasıyla, bildirimi 15 gün içinde görmeyen yurttaşların evleri satışa çıkarılacak https://www.evrensel...
Kentsel dönüşümde e-tebligat dayatması: “Rant düzenine hukuki kılıf hazırlanıyor”
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Kentsel dönüşüm uygulamalarında yapılan son düzenleme, yurttaşların mülkiyet hakkı ve hukuki güvenceleri açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Yeni sistemle birlikte dönüşüme girecek yapılarda tebligatlar artık e-Devlet üzerinden yapılacak. Bildirimi 15 gün içinde görmeyen yurttaşların konutları ise belediyeler tarafından rayiç bedelle satışa çıkarılabilecek. Hukukçular, düzenlemenin “kentsel dönüşümü hızlandırma” gerekçesiyle yurttaşları ağır hak kayıplarıyla karşı karşıya bıraktığını vurguluyor. Düzenlemeye göre, dönüşüm kararına katılmayan ya da elektronik tebligatı süresi içinde fark etmeyen konut sahipleri için satış süreci başlatılabilecek. Tebligatın askıda 15 gün bekletilmesinin ardından, itiraz edilmediği kabul edilerek taşınmazın satışı mümkün hale geliyor. Avukatlara göre bu durum, fiilen dava açma ve itiraz hakkının ortadan kaldırılması anlamına geliyor. “Herkes her gün e-Devlet’e bakamaz” BirGün’de konuşan mağdurların avukatı Onur Cingil, uygulamanın Kasım 2023’te yasalaştığını hatırlatarak, sistemin özellikle dar gelirli ve riskli yapılarda yaşayan yurttaşları mağdur ettiğini söyledi. Cingil, “Herkes her gün e-Devlet’i kontrol etmek zorunda değil. Riskli yapıda oturan ya da hisseli parselde evi olan bir yurttaş, tebligatı görmediği için bir sabah kapısında tahliye ya da satış işlemiyle karşılaşabilir” dedi. Elektronik tebligatın kaçırılma ihtimalinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken Cingil, “Bir ilan muhtarlığa asılıyor, 50+1 sağlanınca süreç kapanıyor. Yurttaş ilanı görmediyse imza atmamış sayılıyor ve payını kaybedebiliyor. Bu, açık bir hak kaybıdır” ifadelerini kullandı. “Hız gerekçesiyle haklar budanıyor” Cingil, kentsel dönüşümün hızlandırılması iddiasıyla yapılan düzenlemelerin esasen müteahhitlerin ve rant çevrelerinin önünü açtığını söyledi. 2021’den bu yana yapılan yasal değişikliklerle yurttaşların haklarının sistemli biçimde daraltıldığını belirten Cingil, “Satış, tahliye, riskli yapı ilanı gibi tüm işlemlerde yurttaşa resmî ve fiziki tebligat yapılması gerekir. Devletin ‘haberdar etme’ yükümlülüğü ortadan kaldırılıyor, bunun yerine yurttaşa ‘haberdar olma’ sorumluluğu yükleniyor” dedi. “Ya hak kaybı ya can kaybı dayatılıyor” Düzenlemenin Anayasa’ya ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğunu savunan Cingil, 15 günlük sürenin kaçırılması halinde yurttaşın yargı yolunun fiilen kapandığını vurguladı. “Eskiden ‘haberim yoktu’ diyerek dava açılabiliyordu. Şimdi ‘kanunilik’ kılıfı getirildi. ‘Deprem riski’ gerekçesi paravan olarak kullanılıyor. İnsanlar hak kaybı ile can kaybı arasında tercih yapmaya zorlanıyor” diye konuştu. Cingil, çözümün mümkün olduğunu belirterek, “Yurttaşı koruyan, bilgilendirmeyi esas alan ama dönüşümü de teşvik eden insan odaklı bir düzenleme yapılmalı. Rant odaklı kentsel dönüşüm anlayışı terk edilmeden bu mağduriyetler sona ermez” dedi. (birgun.net)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:55 AM
Depremin üzerinden 3 yıl geçti, okullardaki sorunlar sürüyor. Adıyaman’da 3 bin öğrenci hâlâ konteynerde eğitim görüyor https://www.evrensel...
Adıyaman’da 3 bin öğrenci hâlâ konteynerde eğitim görüyor
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Adıyaman — Maraş merkezli 11 kenti etkileyen depremin yapıların yüzde 65'inin yıkımına neden olduğu Adıyaman’da depremlerin yaraları hâlâ sarılmış değil. Kentteki 60 okulun ya yıkıldığı ya da hasar gördüğü kentte, deprem sırasında bin 600 öğrenci, 200 eğitim emekçisi yaşamını yitirdi, binlerce eğitimci ve öğrenci de yaralandı. 160 bin öğrencinin, 10 bin 951 eğitim emekçisinin bulunduğu kentte, okullardaki sorunlar aradan geçen 3 yıla rağmen devam ediyor. Kentte eğitimde yaşanan sorunları anlatan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Adıyaman Şubesi Başkanı Zeynal Polat, Adıyaman’da 6 Şubat'ta yaşanan depremde en çok etkilenen kentlerden biri olduğunu hatırlattı. Okulların yıkılması, hasar görmesinin eğitimde ciddi sorunlara yol açtığını ifade eden Polat, "Depremin 3 yıl dolmasına rağmen hala prefabrik ve konteyner kentlerde eğitim öğretimin devam ettiğini görüyoruz. Özellikle deprem sonrası yeni yapılan okulların bir kısmında hala fiziki yetersizlikler olduğunu biliyoruz. Isınma, temizlik, sağlıklı içme suyuna ulaşım noktasında problemlerin yaşandığının farkındayız" diye konuştu. Özellikle İndere ve Örenli bölgelerinde yapılan TOKİ yerleşkesindeki okullarda ciddi sorunlar yaşandığını vurgulayan Polat, "Okulların altyapı sorunlarının yaşadığının farkındayız. Özellikle öğrencilerin okula ulaşım noktasında problemi devam ediyor. Orada ilkokul ve ortaokul var. Lise olmadığı için lise öğrencilerinin çoğu servislerle kendi eski okullarına gidip gelmek zorunda kalıyor. Bu da ciddi anlamda asgari ücretle geçinen ailelerin sırtına yük olarak biniyor. Belediye otobüsleri saat başı bir sefer düzenleniyor, ama bu da yetersiz" ifadelerini kullandı. Ailelere ekonomik yükümlülük Adıyaman’ın ağırlıklı olarak asgari ücretle geçinen ve mevsimlik tarım işçiliğinin yoğun olduğu bir kent olduğunu ifade eden Polat, "Bu noktada da okula giden çocukların sağlıklı ve dengeli beslenme sorunu ortaya çıkıyor. Çünkü sizin özellikle bir çocuğa günlük en az 100-150 TL harçlık vermeniz lazım ki okulda kendi beslenme ihtiyacını karşılasın. Oysaki bunu veremediklerini biliyoruz. Onun için Eğitim Sen olarak biz yıllardır bir öğün ücretsiz yemek noktasında talebimiz var. Tüm kamu okullarında devletin öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek vermesi noktasında bir talebimiz var" şeklinde konuştu. Eğitimde fırsat eşitsizliği Eğitimde bölgeler arası eşitsizliğin olduğuna dikkat çeken Polat, "Yıllardır dile getirdiğimiz eğitimde bölgeler arası eşitsizlik, ciddi anlamda hala devam ediyor. Ama bakanlığımız her gün teknolojik altyapıyla, okullardaki internet altyapısıyla, teknolojik altyapısıyla övünür. Oysa biliyoruz ki Sincik'te, Gerger, Çelikhan’da, Samsat’ta, Kahta’da, Gölbaşı’nda, Besni’de hâlâ internete ulaşım ve teknolojiye ulaşım noktasında ciddi anlamda problemler yaşanıyor. Bu çocuklar ile diğer yerlerdeki öğrenciler aynı sınava giriyor. Bunun için fırsat eşitsizliği ortaya çıkıyor" diye belirtti. “Eğitim konteyner ve prefabrikte sürüyor” Adıyaman’da şu an eğitim ve öğretimin çok zorlu koşullarda devam ettiğini belirten Polat, şunları söyledi: "İlkokul, Ortaokul, lise ve anaokulu birlikte 160 bin civarında öğrencimiz var. Bu öğrencilerin yaklaşık 2 bin 500-3 bini konteyner ve prefabrik okullarda eğitim öğretime devam ediyor. Özellikle bir an önce prefabrik ve konteyner okulların yerine betonarme ve kalıcı okulların mutlaka bitirilmesi lazım. Çocuklar okula gittiğinde konteyner ya da prefabrikte sallanmasın ki çocuk o travmayı yaşamasın. Biz özellikle konteyner sınıflarda ders çalışmayı ya da ders anlatmanın mekânsal olarak zorluklarının farkındayız. Dar alanlar ve bu dar alanlarda öğrenci başına düşen oksijen miktarından tutun aslında öğrenci başına düşen mekansal ayrım bile ciddi anlamda bir sıkıntı. Buna yönelik de mutlaka çalışmanın bir an önce bitirilmesi lazım." (MA)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:40 AM
Ziraat Bankası'ndan kredi isteyen çiftçilerden “vergi borcu yoktur” ve “SGK borcu yoktur” yazısı istenmesine tepki gösteren Diyarbakır Yenişehir… https://www.evrensel...
Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı İskenderoğlu: “Mehmet Şimşek, çiftçiye ve Türkiye'nin üretimine darbe vuruyor”
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, Ziraat Bankası’ndan kredi kullanmak isteyen çiftçilerden “vergi borcu yoktur” ve “SGK borcu yoktur” yazısı istenmesine sert tepki gösterdi. Uygulamanın arkasında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in olduğunu savunan İskenderoğlu, “Ben buradan Sayın Mehmet Şimşek’e sesleniyorum. Sayın Bakanım nerede yaşıyor? Çiftçiden haberi var mı? Amacı para toplamak. Bu şekilde para toplayamazsın. Sen direkt üretim yapan çiftçiye darbe vuruyorsun. Sen Türkiye'nin üretimine darbe vuruyorsun. Her şey para mıdır?” ifadelerini kullandı. Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, 1 Ocak 2026 itibarıyla Ziraat Bankası’ndan faiz indirimli tarım kredisi kullanmak isteyen çiftçilerden “vergi borcu yoktur” ve “SGK borcu yoktur” yazısı istenmesine sert tepki gösterdi. Uygulamanın üretime doğrudan darbe vuracağını ifade eden İskenderoğlu, “Çiftçi ihaleye mi giriyor? Devletten ihale mi alıyor ki borcu yoktur yazısı isteniyor?” dedi. İskenderoğlu, bir çiftçinin kendisini arayarak yaşadığı durumu anlattığını belirterek, şunları söyledi: “Bir çiftçi beni aradı dedi ‘Başkanım ben Ziraat Bankası’na gittim. Kredim vardı, kredimi kapatmıştım, tekrar müracaat etmiştim. Ziraat Bankası bana demiş git Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan tarım BAĞ-KUR borcun yoktur yazısı ve Maliye Bakanlığından defterdarlıktan borcu yoktur yazısı.’ Tabii bunu görünce ben şaşırdım. Ya bu da olur mu diye önce inanmadım.” Durumu teyit etmek için banka yetkilileriyle görüştüğünü ifade eden İskenderoğlu, “Banka yetkililerini arayınca böyle bir genelge geldiğini, 1 Ocak 2026’dan itibaren vergi borcu yoktur yazısı ve SGK borcu yoktur yazısı istendiğini söylediler. Ben de dedim ki çiftçi ihaleye mi giriyor acaba?” “Kuraklık, don, borç… Çiftçinin tamamı borçlu” Uygulamanın çiftçi açısından ciddi sorun yarattığını vurgulayan İskenderoğlu, son yıllarda yaşanan afetlere dikkati çekerek, “2022, 2023, 2024, 2025 özellikle 2025 yılında yaklaşık 67 ilde ciddi anlamda kuraklık yaşandı, don yaşandı. Çiftçinin tamamı Ziraat Bankası’na, Tarım Kredi Kooperatiflerine borçlu. Çiftçi üretim yapıyor. Zor şartlar altında tarlada, bağda, bahçede, ahırda üretim yapıyoruz ki insanların sofrasına sağlıklı gıda gelsin” dedi. Uygulamanın “akıl tutulması” olduğunu savunan İskenderoğlu, “Peki siz kalkarsanız, çiftçinin önüne yokuş sürerseniz ya bu akıl tutulması gibi bir şey. İnanılır gibi değil. Çiftçi ihaleye mi giriyor? Hiç mi akıl, mantık yok?” ifadelerini kullandı. “Çiftçi borçlu olduğu için kredi kullanıyor, ismi üstünde kredi” Çiftçinin borçlu olduğu için kredi kullandığını vurgulayan İskenderoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çiftçi borçlu olduğu için Ziraat Bankası’ndan kredi kullanıyor. İsmi üstünde kredi. Böyle bir mantıksızlık olur mu? Ben kesinlikle eminim ki bu olaydan Sayın Cumhurbaşkanının haberi yok. Çiftçinin borcu 1 katrilyon TL’yi geçmiş, 2 katrilyon TL’ye doğru gidiyor. Bu borç kar topu gibi büyüyor.” Mehmet Şimşek’e eleştiri: “Çiftçiye ve Türkiye'nin üretimine darbe vuruyorsun” İskenderoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, uygulamanın arkasında Maliye politikalarının olduğunu savundu. Şimşek’e seslenen İskenderoğlu, “Ben buradan Sayın Mehmet Şimşek’e sesleniyorum. Sayın Bakanım nerede yaşıyor? Çiftçiden haberi var mı? Amacı para toplamak. Bu şekilde para toplayamazsın. Sen direkt üretim yapan çiftçiye darbe vuruyorsun. Sen Türkiye'nin üretimine darbe vuruyorsun. Her şey para mıdır?” dedi. Bu tür politikaların ciddi sosyolojik sonuçlar doğurabileceğine işaret eden İskenderoğlu, “Bunun altından kimse çıkamaz. Eğer Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri olmasa biz üretim yapamayız. Sesimi duy Sayın Bakanım. Sayın Bakanım, biz ihaleye girmiyoruz, devletten para almıyoruz, ekstradan bir şey almıyoruz, Sayın Bakanım biz borçlanıyoruz. Bu olacak bir şey mi? Biz mahvolduk, çiftçi mahvoldu. Biz öldük, bittik. Borcun üstüne borç, borcun üstüne borç” ifadelerini kullandı. “Köyde tutmak istiyorsak destek şart” Kırsalda üretimin sürdürülebilmesi için taleplerini sıralayan İskenderoğlu, şunları söyledi: “Genç ve kadın çiftçilerimizin elektrik parasının yarısını devlet ödesin, doğal gazın yarısını devlet ödesin, SGK primlerinin tamamını devlet ödesin ki bu insanları köyde tutabilelim. Herkes köyden kente göç olmasın diyor ama bu şartlarda çiftçi köyde nasıl kalsın?” “Çiftçi borcuna sadık, batık kredi yok denecek kadar az” Faiz indirimli kredilerin üretim açısından hayati önem taşıdığını söyleyen İskenderoğlu, mevcut sistemi şöyle anlattı: “Bir çiftçi 100 dönüm ÇKS’sini Ziraat Bankası’na götürdüğünde yaklaşık 250 bin lira faizsiz kredi kullanabiliyor. Bu çiftçi için önemli bir nefes. Yıl sonunda da gidip borcunu kapatıyor. Türkiye’de batık kredi olarak en az batan kredi çiftçinindir. Çiftçi borcuna sadıktır.” SGK ve vergi borcu bulunmama şartının kabul edilemez olduğunu vurgulayan İskenderoğlu, “Biz ‘alınmasın’ demiyoruz. Hasat dönemi var. Çiftçi zaten emekli olacağı zaman borcunu ödüyor. Ama kredi kullanırken bunu şart koşmak kabul edilemez” dedi. “Sayın Mehmet Şimşek hepimizin sonunu getiriyor” Uygulamanın üretime engel olduğunu ileri süren İskenderoğlu, “Sayın Mehmet Şimşek SGK ve maliyeden borç yazısı istemekle hepimizin sonunu getiriyor. Mehmet Bey diyor ki paramız var, ithal ederiz. Pandemi döneminde ithal edeydin. Rusya’dan, Ukrayna’dan buğday istediniz vermediler. Paran vardı ama vermediler. Sayın Cumhurbaşkanı ‘yerli ve milli üretim’ diyor, biz üretiyoruz ama Sayın Şimşek üretimimize engel oluyor” dedi. “Eski sisteme dönülmeli” Köylerden yoğun telefon aldığını dile getiren İskenderoğlu, birçok çiftçinin kredi alamadığını söyledi. Çözüm çağrısında bulunan İskenderoğlu, şu talepleri dile getirdi: “Tarım BAĞ-KUR’una ve SGK’ya bir af çıkarılsın. Önce af çıkar, çiftçiye süre ver. Bizde her şey tersten yapılıyor. Bu hayra alamet değil. Bu uygulama tekrar gözden geçirilmeli ve eski sisteme dönülmeli.” İskenderoğlu, sözlerini “Sayın Cumhurbaşkanım biz ihaleye girmiyoruz. Benim bildiğim kadarıyla ihaleye giren firmalardan borcu yoktur yazısı istenir. Biz kredi kullanıyoruz. Böyle bir şey var mı?” diyerek tamamladı. (ANKA)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:40 AM
Galatasaray ile Fenerbahçe, Süper Kupa finalinde 405. kez karşı karşıya gelecek. Muhtemel 11’ler belli oldu https://www.evrensel...
Süper Kupa finalinde Galatasaray ile Fenerbahçe 405. kez karşı karşıya
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Galatasaray ile Fenerbahçe, Süper Kupa finalinde tarihlerindeki 405. karşılaşmaya çıkıyor. Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynanacak finalle birlikte 19. Süper Kupa sahibini bulacak. Olumsuz hava koşullarından dolayı saat 18.45’te başlayacak karşılaşma, ATV'den yayımlanacak. Rekabette genel tablo İki takım arasındaki rekabet, 17 Ocak 1909’da “Papazın Çayırı” olarak bilinen sahada oynanan ve Galatasaray’ın 2-0 kazandığı özel maçla başladı. Geride kalan 404 resmi ve özel maçta Fenerbahçe 149, Galatasaray 130 (biri hükmen) galibiyet elde etti; 125 mücadele ise beraberlikle sonuçlandı. Gol sayılarında da sarı-lacivertlilerin 544, sarı-kırmızılıların 505 (3’ü hükmen) golü bulunuyor. Ezeli rakipler Süper Kupa’da beşinci kez karşı karşıya geliyor. 2012 (Erzurum): Galatasaray 3-2 kazanarak kupayı aldı. 2013 (Kayseri): Galatasaray 1-0’la üstün geldi. 2014 (Manisa): Normal süre 0-0 bitti, penaltılarla Fenerbahçe kupayı kazandı. 2024 (Şanlıurfa): Fenerbahçe’nin sahadan çekilmesi sonrası Galatasaray hükmen 3-0 galip geldi. Öte yandan iki ekip, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda da üç kez final oynadı; Fenerbahçe iki, Galatasaray bir kez kupayı müzesine götürdü. Son dönemin derbi karnesi Son 10 resmi derbide Galatasaray’ın üstünlüğü dikkat çekiyor. Bu süreçte sarı-kırmızılılar 5 (biri hükmen), Fenerbahçe 2 galibiyet aldı. Galatasaray bu maçlarda 15, Fenerbahçe 6 gol kaydetti. Son karşılaşmaların büyük bölümünde oyun kontrolü ve skor üretimi Galatasaray lehine seyretti. Muhtemel ilk 11’ler Galatasaray: Uğurcan; Sallai, Sanchez, Abdülkerim, Eren; Torreira, Sara; Yunus, Sane, Barış Alper; Icardi. Fenerbahçe: Ederson; Semedo, Skriniar, Oosterwolde, Levent; İsmail, Guendouzi; Asensio, Musaba, Kerem; Duran.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:31 AM
Meclis'te emekli nöbetinde olan CHP'li Ömer Fethi Gürer, emeklilerin açlık sınırı altında kalan maaşları nedeniyle yeniden iş aramaya zorlandığını belirterek, tüm emekli maaşlarında… https://www.evrensel...
CHP'li Ömer Fethi Gürer: Emeklilik değil, yaşamak için 'zorunlu çalışma' dönemi - Evrensel
ABONE OL ANASAYFA SON 24 SAAT İŞÇİ-SENDİKA EKONOMİ POLİTİKA GÜNCEL DÜNYA KÜLTÜR YAZARLAR VİDEO DAILY
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:25 AM
Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen eylemde, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı protesto edildi “Norveç NATO’dan çıkmalı, ABD üs anlaşmaları iptal edilmeli” https://www.evrensel...
Oslo’da Venezuela eylemi: “Norveç NATO’dan çıkmalı, ABD üs anlaşmaları iptal edilmeli”
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Oslo — Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen eylemde, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı protesto edildi. Norveç Dışişleri Bakanlığı önünde yapılan ve 25 sivil toplum kuruluşunun desteklediği eyleme, soğuk havaya rağmen 500’ün üzerinde kişi katıldı. Eylemde konuşan sivil toplum temsilcileri, sendika yöneticileri ve siyasetçiler, saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, Norveç hükümetine somut adımlar atma çağrısında bulundu. Eylemde, Norveç’in ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısını açık biçimde kınaması, uluslararası hukukun herkes için geçerli olduğunun savunulması, NATO’dan çıkılması, ABD ile yapılan askeri üs anlaşmalarının iptal edilmesi, Norveç’in eski “yabancı üs karşıtı” politikasına geri dönmesi ve Norveç’in askeri değil diplomatik ve barışçıl arabuluculuk rolünü güçlendirmesi talep edildi. Dayanışma Gençliği (Solidaritetsungdom) adına konuşan Maria Louise Hundey Kuddate, Venezuela’ya yönelik saldırının emperyalist bir müdahale olduğunu söyledi. Kuddate, “Bu saldırı petrol, güç ve kontrolle ilgilidir. Yüzün üzerinde insanın hayatına mal olan bu saldırı, uluslararası hukukun açık ihlalidir” dedi. Kuddate, Norveç’in en yakın müttefiklerinden birinin başka bir ülkeye saldırmasının Norveç sivil toplumu açısından sorumluluk doğurduğunu vurgulayarak, hükümetin ABD’nin eylemlerini açıkça kınamasını ve uluslararası hukuku savunmasını talep etti. “Sessizlik de bir tutumdur” ifadelerini kullandı. “Bu sadece Venezuela’yı değil, halkların kendi kaderini tayin hakkını tehdit ediyor” Konuşmasında ABD’nin Venezuela’daki kaçırma, bombardıman ve suikastlarının münferit olaylar olmadığını belirten Kuddate, “ABD başka bir ülkede bir devlet başkanını kaçırabiliyor ve buna ‘istikrar’ diyebiliyorsa, tehdit altında olan yalnızca Venezuela’nın demokrasisi değildir. ABD’nin çizgisinde yürümek istemeyen ülkelerin kendi kaderini tayin etme hakkı tehdit altındadır” diye konuştu. ABD’nin geçmiş müdahalelerine de değinen Kuddate, 2003 Irak işgalini hatırlatarak, “Kitle imha silahları yalanıyla başlatılan o savaşın arkasında da petrol ve kontrol vardı. Bugün Venezuela’da gördüğümüz de aynı modeldir” dedi. Medyanın kullandığı dile de eleştiri getiren Kuddate, kaçırmaların “gözaltı”, darbelerin “müdahale”, işgallerin ise “güvenlik” olarak adlandırılmasının uluslararası hukuku anlamsızlaştırdığını söyledi. LO Oslo: Norveç barış diplomasisine geri dönmeli Eylemde konuşan Oslo LO Başkanı Ingunn Gjerstad ise Norveç işçi hareketinin uzun yıllardır uluslararası dayanışmayı temel aldığını vurguladı. Gjerstad, Norveç’in daha önce Venezuela hükümeti ile muhalefeti arasında yürütülen müzakerelerde arabulucu rolü üstlendiğini hatırlatarak, bu çizgiye yeniden dönülmesi gerektiğini söyledi. Gjerstad, Trump yönetiminin yöntemlerinin demokrasi getirmediğini belirterek, Norveç’in ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısını ve uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerini açık biçimde kınaması gerektiğini ifade etti. Venezuela’ya yönelik saldırının, 1973’te ABD destekli Şili darbesini hatırlattığını söyledi. Ayrıca ABD ile imzalanan askeri üs anlaşmalarına karşı olduklarını belirten Gjerstad, bu anlaşmaların Norveç topraklarında yabancı bir güce geniş yetkiler tanıdığını ve ülkenin geleneksel üs politikasını zayıflattığını, yabancı üs karşıtı yasaya uyulması gerektiğini dile getirdi. Rødt: ABD’nin Venezuela’yı işgali de kınanmalı Rødt (Kızıl) Partisi’nden Halvor Bergqvist ise Norveç sağının bir bölümünün saldırıyı desteklemesini eleştirdi. Bergqvist, “Venezuela’da seçimlere ilişkin tartışmalar olabilir, ancak bu uluslararası hukukun askıya alınması anlamına gelmez” dedi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline verilen tepkiyi hatırlatan Bergqvist, “O zaman saldırıyı kınadık ve yaptırımlar uyguladık. Aynı tutumu ABD Venezuela’yı işgal ettiğinde de göstermeliyiz” ifadelerini kullandı. Bergqvist, Norveç’te Rus askeri üslerinin kabul edilemez olduğu gibi ABD üslerinin de kabul edilemez olduğunu belirterek, ABD ile yapılan üs anlaşmasının feshedilmesini ve Norveç’in eski üs politikasına geri dönmesini talep etti. Ayrıca NATO’nun ABD’nin askeri müdahalelerine araç hâline geldiğini savunarak Norveç’in NATO’dan çıkması gerektiğini söyledi. Eylem, Venezuela, Gazze, Sudan ve dünyanın farklı bölgelerinde adalet ve kendi kaderini tayin hakkı için mücadele eden halklarla dayanışma çağrısının ardından, en önde taşınan “Latin Amerika’da Amerikan işgaline hayır” pankartıyla yürüyüşe geçilerek şehir merkezindeki Jernbanetorget alanına gidilmesiyle sona erdi. Yürüyüş boyunca “Venezuela’dan elini çek”, “Birlik olan bir halk yenilmez”, “ABD Norveç’ten dışarı”, “Norveç NATO’dan çık”, “Petrol için savaşa hayır” gibi sloganlar atıldı.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 7:15 AM
Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri, Halep'teki Kürt mahalleleri Şeyh Maksut ve Eşrefiye'ye yönelik HTŞ'ye bağlı güçlerin saldırılarının doğrudan sivillerin yaşamını hedef… https://www.evrensel...
Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri: Halepteki saldırılar doğrudan sivilleri hedef almaktadır
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Muğla- Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri, Halep’teki Kürt mahalleleri Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik HTŞ’ye bağlı güçlerin saldırılarını protesto etti. Yapılan saldırıların, Suriye’de halen süren ve sistematik bir biçimde Alevi ve Dürzi halka yönelen katliam, baskı ve zorla yerinden etme politikalarının bir parçası olduğu belirtilen açıklamada, , Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef almakta; halklar arasında derin ve kalıcı yaralar açmaktadır” denildi. Bodrum Belediye meydanında açıklamayı Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri adına Hülya Bayar yaptı. “Silahlı grupların saldırıları sivil halkı hedef alan saldırılardır” Hülya Bayar açıklamasında, HTŞ ve SMO başta olmak üzere tüm silahlı grupların sivil halkı hedef alan bu saldırıları kabul edilemez olduğunu aktararak, “Suriye’de devam eden katliamlar, Alevi, Dürzi, Kürt ve diğer halklara yönelik saldırılar ortadayken, yeni bir çatışma sarmalına sürüklenmesine izin verilmemelidir” ifadelerini kullandı “Halklarının bir arada, eşit ve demokratik bir gelecek kurma şansı ellerinden alınmamalı” Suriye halklarının savaştan ve ölümlerden usandığını aktaran Bayar, “Suriye halklarının bir arada, eşit ve demokratik bir gelecek kurma şansını ellerinden almayın, ölümü kutsayan değil, yaşamı savunan bir dil ve tutum benimseyin” diye seslendi. Uluslararası güçlerin, bugün Halep’te Kürt halkına, aynı zamanda Alevi ve Dürzi halklara yönelik halen devam eden benzer nitelikteki saldırılar karşısında sessiz kaldığını belirten Bayar, “başta bölgedeki garantör güçler olmak üzere tüm uluslararası aktörleri, sivilleri koruma sorumluluğunu yerine getirmeye ve bu saldırıları derhal durdurmaya çağırıyoruz” dedi. “Saldırıları önlemek için somut adımlar atılmalı” Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam yönetimi arasında arabuluculuk yapma iddiasındaki tüm güçlere de acil çağrıda bulunduklarını belirten Bayar, Suriye’yi yeni bir kaos ve çatışma alanına dönüştürebilecek bu saldırıları önlemek için somut adımlar atılması gerektiğine işaret etti. “Demokrasi güçlerini, bölgesel savaş ortamına karşı çıkmalıdır” Suriye’de kalıcı barışın sağlanmasının yolunun Alevi, Dürzi, Kürt, Arap ve tüm Suriye halklarının demokratik ve eşit haklar temelinde ortak bir siyasi çözümde buluşması ve ortak yönetim mekanizmaları oluşturmasından geçtiğine değinen Bayar, “Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerini, barış yanlısı kurumları ve bireyleri; ileride içine alabilecek bu bölgesel savaş ortamına karşı çıkmaya ve seslerini yükseltmeye davet ediyoruz” dedi. “Dışarıdan müdahaleler son bulmalı” Dışarıdan müdahalelerle Suriye’de halkların demokratik kazanımlarına yönelik saldırıları son bulması gerektiğine değinen Bayar, Türkiye’nin sorumluluğu; demokratik, eşitlikçi ve federal bir Suriye’nin oluşum sürecini desteklemek ve teşvik etmek olmalıdır” dedi. (Evrensel)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 6:51 AM
Süper Kupa finali: ‘Safi rüzgar’ ✒️ Mithat Fabian Sözmen yazdı https://www.evrensel...
Süper Kupa finali: ‘Safi rüzgar’
Mevsim kış, hava soğuk, yağmurlu ve rüzgarlı. Bu koşullarda Türkiye’nin neresinde top oynanmamalı sorusunun yanıtı herkes için aynı ama burası Türkiye olduğu için maçın oynandığı yer de tam olarak orası! Bu akşam Atatürk Olimpiyat Stadında hangi senaryolar öne çıkacak, havayı görmeden bilemeyiz ama şunlardan eminiz: Taraftarlar donacak, kaleciler, şutörler ve pasörler rüzgar hesabı yaparken beyin yakacak, kim kazanırsa kazansın maç bitimi eve dönüş yolu çileli olacak. Yine de tüm bunlar Süper Kupa finalinin keyifsiz geçeceği anlamına gelmiyor. Atatürk Olimpiyat Stadı sıradan fikstürler için bir kabus olsa da buradaki büyük finallerin sansasyon üretme yüzdesi de yüksek. Bu kategoride akıllara gelen ilk maç tarihin en heyecanlı Şampiyonlar Ligi finallerinden Liverpool-Milan (2005) elbette. Galatasaray-Fenerbahçe arasında da sarı-kırmızılıların 5-1 kazandığı 2005 Türkiye Kupası finali unutulmazlar arasında. 40 gün önce Kadıköy’de oynanan maç Jhon Duran’ın son dakikada attığı golle 1-1 bitmişti. O maç öncesi bu köşede son yıllarda Fenerbahçe’nin stadında ilk yarıda oynanan müsabakaların sezonun geri kalanının seyrini belirlediğini öne sürmüştük. Bu derbide Fenerbahçe, formsuz, eksik ve deplasmandaki Galatasaray karşısında bekleneni veremedi ama Duran’ın son anda takımının namağlup ünvanını koruması büyük moral sağladı ve momentumun tamamen Galatasaray’a kaymasını engelledi. Fenerbahçe ligin ikinci yarısına şampiyonluk yarışının ortağı olarak başlıyor ve derbide de açıkça görülen zaaflarını gidermek için kesenin ağzını açmaktan çekinmediğini gösteriyor. 30 milyon avroluk Guendouzi transferi bunlardan biri. Guendouzi hem yetenekleri hem de karakteriyle tam bir büyük takım oyuncusu. Bu anlamıyla yeni takımını güçlendireceği kesin ama en büyük zaafı oyunu geriden kurmak olan Fenerbahçe orta sahasının tam olarak ihtiyaç duyduğu isim de değil. Çünkü aslında Fred ve İsmail Yüksek’e benzeyen bir profile sahip. Bence Fenerbahçe’nin esas ihtiyacı ise transferinden vazgeçilen PSV’li derin oyun kurucu Joey Veerman’dı. (Bu profile cuk oturan isim Hakan Çalhanoğlu) Oynaması hâlinde Guendouzi’li orta sahanın derbide nasıl bir fark yaratacağını göreceğiz. Ortaya çıkacak tablo transfer döneminin kalanında her iki takımın da önceliklerini değiştirebilir. Örneğin ben Galatasaray’ın Lemina’dan daha kaliteli bir oyuncu bulmasının zor olduğunu, bunu bulmak adına da basında konuşulan 30-40 milyon avroluk bonservis bedellerinin asla ödenmemesi gerektiğini savunuyorum. Lemina’daki sorun onun sakatlık ve devamlılık problemleri. Hem bu problemin şiddetini azaltan hem de Lemina sonrasına hazırlık yapan bir genç oyuncu transferi sarı-kırmızılıların hedefi olmalı. Fakat hazırlıkların pek de bu yönde yapılmadığı, Galatasaray yönetiminin medyaya farklı profillere sahip isimler servis edip hangisi alınırsa oyunun o yönde şekillendirileceği görülüyor. Zira bizde “futbol aklı” böyle çalışıyor. Süper Kupa finaline Galatasaray az da olsa favori çıkacak ama Okan Buruk’un en önemli oyuncusu Victor Osimhen’den yoksun olduğunu da unutmamak lazım. Osimhen’in yokluğunda Mauro Icardi bambaşka bir santrforluk hizmeti sunuyor. Bu, takımın oynama biçimini de ciddi şekilde değiştirmesi gerekliliğini beraberinde getiriyor. Çünkü Icardi’nin Osimhen’in sahaya koyduğu fiziksel ve atletik caydırıcılığı sürdürme ihtimali yok. Galatasaray, Icardi’yle oynarken daha kompakt durmak, topa daha dikkatli hükmetmek zorunda. Icardi de mutlaka buna uygun olarak “ceza sahası tilkiliği ”nden feragat edip stoperini orta sahaya çekmeli, arkadaşlarına servis yapmalı ve Skriniar’la vücut vücuda çarpışamasa da sırtı dönük top dağıtması gerektiğinde ezilmemeli. Bunu ne kadar yapabileceği, Galatasaray’ın bundan sonra Icardi’yle ne kadar devam etmesi gerektiğinin de yanıtını verecek. Netice itibarıyla hava şartlarının başrolde olacağı, dolayısıyla oyun kurmanın zorlaşacağı, ön alan baskısının önem kazanacağı, hataların artacağı, özellikle orta sahada iyi/sert mücadele etmenin fark yaratacağı bir final izleyeceğiz. Her sezon devasa paralar harcayan ama performansları uluslararası arenada “safi rüzgar”ı geçemeyen iki “dev”imiz bu kez hakiki “safi rüzgar” altında kozlarını paylaşacak. Fenerbahçe’de Guendouzi, Kerem ve Duran’a, Galatasaray’da Lemina, Barış Alper ve Sane’ye dikkat; maçı tribünden izleyecek 80 bin yarı-deliye de kolay gelsin!
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 6:27 AM
Metal işçilerinden mektuplar MESS sürecinde işçiler, düşük ücret dayatması ve korku siyasetine karşı sesleniyor: Sessizlik kaybettiriyor, kazanmanın yolu… https://www.evrensel...
Metal işçilerinin mektupları | Sessizlik kaybettiriyor, kazanmanın yolu birlikte hareket etmekten geçiyor
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Bugün kaybedersek yarın kaybımız daha da büyüyecek Man işçisi Ankara 2026’da geçerli olacak asgari ücret açlık sınırının altında belirlendi. Asgari ücretin insanların en temel yaşayabileceği bir düzeye bile yaklaşmaması, toplu iş sözleşmelerindeki oranı da etkiliyor. Bu durum sendikalı iş yerlerinde çalışan bizlerde de “TİS kapsamında yapılacak zam da ancak bu kadar olur” fikrini yarattı. Türk Metal Ankara Şube başkanı, MESS’e bağlı fabrikaları gezerek işçilerin öfkesini düşürmeye ve ileride doğabilecek -kendileri açısından- sorunları da baskılamaya çabalıyor. Sendika yöneticileri, işçilerin sendikaya güvenmeleri gerektiğini vurgularken, eylem planlarını da paylaşacağını söyledi. İki yıl önceki sözleşmenin “çok iyi” olmasının sebebini de patronların çok iyi kazandığı şeklinde açıkladı. Bu sene her fabrikanın kazancının yüksek olmadığını; işten çıkarmalar, üretimde azalmaların bulunduğunu söyledi. TİS sonrası zammın anca vergi kaybını karşılayabileceği düşünülüyor. Devletin açıkladığı düşük enflasyon ise mart ayında alınacak enflasyon zammını azaltıyor. Durmadan çalışan, ter döken ve ailesinden çok fabrikada vakit geçiren işçilerin alacağı zam, patron cephesinden her taraftan sarılarak en düşük seviyede verilmek siteniyor. Sadece kendi fabrikamızda değil, ailemizi ve Türkiye’deki tüm emekçileri ilgilendiriyor bu süreç. Bugün kaybedersek yarın bu kaybımız çok daha büyüyecek. Kendimize ve mücadelemize güvenelim Türk Traktör işçisi Ankara MESS ile yürütülen TİS sürecinin ilk günlerinde, iş yerinde zam oranlarına dair herkesin az çok bir beklentisi ve öngörüsü vardı. Ancak 2026 yılına yaklaşıldığında sendikacılar tarafından yansıtılan tablo; üretimin düştüğü, işlerin azaldığı ve “İşimiz varsa şükretmemiz gerektiği” şeklinde oldu. Bu söylemler, zamanla eleman çıkarmalarla desteklenen bir baskı aracına dönüştü. İşçilere sürekli “İşine sahip çık”, “İşimiz olduğuna dua edelim” denildi. Oysa bu dil, iş güvencesini güçlendirmek yerine; işçiler arasında işsizlik korkusunu, gelecek kaygısını ve sessiz kalma halini büyüttü. Üstelik işten kimlerin çıkarılacağının listesinin dahi sendika yöneticilerinin elinden geçtiği söyleniyor. Bu da hoşnutsuzluk duyan birçok arkadaşımızın ses çıkaramamasına neden oluyor. Ne güzel düzen değil mi? İşçinin sendikası patronla birlikte ona karşı! Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; korku üzerinden kurulan hiçbir süreç, işçinin lehine sonuçlanmaz. Sessiz kalmak bir çözüm yolu değil. Çünkü bu sessizlikten faydalanıp üzerimizdeki sömürüyü arttırıyorlar. Üstelik fabrika bu yıl içerisinde yüzlerce milyon TL kâr elde etti. Hani durum kötüydü? Bunların hepsi bizleri kandırıp sindirebilmek için uydurulan yalanlar. Unutulmamalıdır ki bu fabrikalar, bu üretim hattı, bu alın teri bizlerin emeğiyle ayakta durmaktadır. Gücümüz yalnız olmadığımızı fark ettiğimiz anda başlar. Bugüne kadar ne kazandıysak sesimizi birlikte çıkarabildiğimiz için kazanmadık mı? Kim bize hak ettiğimizi verdi? Ne aldıysak biz aldık. Birlik ve mücadeleyle başardık. Şimdi sözleşme döneminde kritik bir dönemeçteyiz. Türk Traktör işçileri olarak metal sektöründeki yerimiz kritik. O nedenle gücümüzü göstermek için irademizi kimseye bırakamayız. Bölümlerimizde yan yana gelmekte daha cesur olalım. Birbirimize ve mücadelemize güvenelim, sözleşmede haklarımızı alalım! Beko’da eylemleri büyütmek bizim elimizde Beko işçisi Ankara MESS grup sözleşmesinde uyuşmazlık tutanağının tutulmasından bu yana yaklaşık 3 haftadır fabrika içerisinde eylemler yapıyoruz. İlk hafta çatal kaşık eylemlerimizin yerini vardiya giriş çıkışında eylemler izledi. Daha sonrasında bant başında donma eylemi yapıldı. MESS patronlarının dayattığı zamlar bir şeyler yapmayı gerektiriyor. Ama fabrikada bu eylemlerin sendikacılar tarafından belirlenmesi kimisi için ters etki yaratıyor. Sonuçta işçilerin istediğinden çok daha düşük bir teklifle masaya oturan Türk Metal. Ve tüm süreci de işçilerin tepkilerine göre belirlediler. Şube başkanı yazın konuşma yaparken “Fabrika çok zor durumda, çok yüksek zamlar alamayız” dediğinde biz sessiz kalıp işe devam etmeseydik verilen teklif yüzde 38 gibi düşük bir oran olmayacaktı. İşçiler o konuşmada sesini bile çıkarmadı, herkes kendi arasında homurdandı durdu. Her sözleşme dönemi yapılan anketlere hazırlık yapmalıydık. Kendi aramızda bir oran belirleyip anketteki oranları karalamalıydık. Tek başımıza bunu yapmaya korktuk. Böyle olunca sendikacılar da “Tepki azsa her oranı söyleyebiliriz” diye düşündü. Evet eylemler çok mantıklı eylemler değil, herkesin dilinde üretim dursun lafı var. Demek ki henüz işçiler olarak buna hazır değiliz. O zaman sendikacıların dediği eylemlere güçlü katılalım ki eylemler göstermelik olmaktan çıksın. Eylemlere giderken bant olarak beraber katılsaydık, her bant ortada buluşsaydı kendi dövizlerimizi kendimiz hazırlasaydık, sloganları biz atsaydık, işte o zaman bu eylemler gerçek eylemler olurdu. Ben her fabrikadan duyuyorum. Başka yerlerdekiler beni arıyor, sizin orada kıyamet kopmuş, ayağa kalkmışsınız diyor. Bizim burun kıvırdığımız eylemleri başka fabrikalardaki işçiler takip ediyor. En ufak hareketimiz bile bunu doğuruyorsa bizim bu hareketleri büyütmekten başka çaremiz ve birbirimizden başka kurtarıcımız yok. (Evrensel)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 6:25 AM
Manchester United’ın sıradaki kurbanı kim olacak? ✒️ Onur Özgen yazdı https://www.evrensel...
Manchester United’ın sıradaki kurbanı kim olacak?
Ruben Amorim’in, Elland Road’daki basın toplantısı odasının koltuğuna oturduğunda, gazetecilere dönüp “Merhaba beyler!” demesi, kulağa aslında selam vermek istemeyen birinin selamı gibi geliyordu. Yüzü belki öyle büyük bir sarsıntıyı ele vermiyordu; ama daha ilk cümlelerinden, o anda gazetecilerin karşısına oturmaktan duyduğu rahatsızlık seziliyordu. Manchester United, Leeds deplasmanından oldukça tesadüfi sayılabilecek bir beraberlikle yeni çıkmıştı. Amorim de genel olarak maçtan memnun görünüyordu; forvetlerini övüyordu ve Højlund’u gönderip Šeško’yu alma tercihlerini samimiyetle savunuyordu, ama bütün bunları hep düşük bir tonda yapıyordu; sık sık iç çekiyor, sakalını kurcalıyordu. Ardından nihayet bir gazeteci transfer piyasasını sordu ve Amorim tamamen patladı. O anda ağzından, orada bulunanlara muhtemelen taraftarlara olduğundan daha tuhaf gelmiş bir cümle kaçırdı: “Ben buraya Manchester United’ın menajeri olmak için geldim, antrenörü olmak için değil.” Kendi başına saçma bir söz değil, diye düşünebilirsiniz; ama Ruben Amorim, Manchester United tarihindeki ilk “başantrenör”dü. Oysa kulüp, 146 yıllık tarihinde, yani tam 2024’e kadar, her zaman bir “menajer” tarafından yönetilmişti. Farkın ne olduğu artık aşağı yukarı net: Menajer olmak, kadro yönetimi ve özellikle transferde aktif karar verici olmak demektir. Transfer dönemi açıkken böyle bir cümle kurmak ise, organizasyon şemasında yalnızca “başantrenör” olarak görünen biri için, neredeyse bir tür darbe girişimi gibi durur. Ne var ki Manchester United, onunla birlikte gerçekten farklı bir yola girmeyi denemişti. Kulüp sahibi Jim Ratcliffe, Amorim’in kulüp içindeki etki alanını daraltmayı seçmekle kalmamış; aynı zamanda United’ın imajını da değiştirmek istemiş gibiydi. Manchester’a geldiği ilk günden, ayrıldığı son güne kadar Amorim, United için alışılmadık bir figür gibi göründü; hatta fiziken bile. Amorim’in yüzü pürüzsüz, saçları hâlâ gür ve siyah, sakalı da sanki kurşun kalemle çizilmiş gibi duran bir fotoğrafını alın; Ten Hag, Solskjær, Mourinho, Van Gaal ve Moyes’un fotoğraflarının yanına koyun. Elbette zaman zaman umutsuzluğa kapılmış, Manchester United’ın acılarını bir İsa gibi sırtlanmak zorunda kalmış gibi görünüyordu; ama seleflerine kıyasla daha yüksek bir empati düzeyi taşıdığı da hissediliyordu. Öte yandan Ratcliffe, 2024 yazında azınlık hissedarı olarak ama futbol operasyonlarının yetkisiyle kulübe girdikten sonra, United’ın spor yönetimini tepeden tırnağa yeniden kurmaya çalıştı. Birkaç ay içinde önce yeni CEO Omar Berrada geldi; ardından scouting departmanının başına Jason Wilcox, futbol direktörlüğüne de Dan Ashworth getirildi. İronik biçimde, Ashworth, Amorim’in tercihlerine idari ekip içinde karşı çıkan tek isimdi ve kulüpte sadece beş ay kalabildi; ayrıldıktan sonra yerini zaten Wilcox aldı. Sahada da Amorim farklı bir yaklaşımı dayatmaya çalıştı. Ten Hag’ın Ajax’tan getirdiği eski oyuncularla dolmuş, 4-3-3’ü neredeyse taşa kazınmış bir United devralmışken, daha ilk anda her şeyi altüst edip on bir kişiyi kendi 3-4-2-1’ine sığdırmaya girişti. Başka bağlamlarda, yıllardır bir oyun kimliği kurmakta zorlanan bir kulübe böylesine iddialı bir fikri yerleştirme çabası çok akıllıca görünebilirdi. Fakat bu vakada, o cesur plan bir avantaj yaratmak yerine Amorim’i daha en baştan sıkıştıran, kaçınılmaz bir yıpranma sürecine dönüştü. Bu katılık daha en baştan Amorim’in aleyhine işlemeye başladı ve onu, fikrini bozmayacak şekilde tuhaf teknik uzlaşmalar aramaya itti. Tahmin edilebileceği gibi, birkaç parlak an dışında, Amorim uzun vadede geçerli bir sonuç üretemedi; hatta daha çok istikrarsızlık hissi verdi. Bir yıldan biraz fazla sürede takımına biçim vermek için neredeyse her şeyi denedi. Geldiğinden beri Mazraoui, neredeyse kusursuz bir dönüşümle, hem çizgiye basan kanat-bek hem de üçlünün üçüncü stoperi olarak oynadı; Dalot neredeyse haftalık bazda görev yaptığı kanadı değiştirdi; Mount ile Bruno Fernandes sürekli iki hat arasında salındı. Bir yandan bu oyuncuların performans seviyesi çok da değişmedi, yani belli bir esneklik gösterdiler; ama öte yandan yeterince kodlanmış, net bir oyun sistemi kuramamak, deneyiminin karşısına hemen dikildi ve onu, daha en baştan yanlış kurulmuş bir projenin ağırlığı altında bıraktı. Yine de, özellikle ilk sezonda yaşadığı tüm zorluklara rağmen, Amorim hiçbir zaman bir şey inşa etme arzusunu kaybetmedi. Fikirlerinde ısrar ederek, bu sezon kısmen de olsa inandırıcı görünen bir Manchester United yaratmayı başardı. Ve durumun ironisi şu ki -Manchester United’ın halini simgeleyen biçimde- fikirleri, tam da görevden alınması geldiğinde kök salmaya başlamış gibiydi. The Athletic’in haberine göre, tıpkı Enzo Maresca ile Chelsea arasında olanlara benzer şekilde, her şeyi ateşleyen şey, Leeds maçı öncesindeki günlerde Amorim ile yeni sportif yapılanmanın kilit ismi Wilcox arasında yaşanan bir iç tartışma oldu. Dolayısıyla insanın aklına, Amorim’in o “darbe” denemesinin arkasında da bunun yatmış olabileceği geliyor. Bu yeniden kurgu içinde ortaya çıkan şey ise United’ın ne kadar işlevsiz bir bağlam olmaya devam ettiğidir; hatta “toksik” demek daha doğru olabilir. The Athletic’teki habere göre hem Wilcox hem Ratcliffe, Amorim’e defalarca farklı taktik çözümler dayatmaya çalıştı; Amorim’in cevabı ise ya daha radikal bir kadro değişimi istemek ya da “Beni kovun” demek oldu. Böyle işlevsiz ortamlarda sık görüldüğü gibi, Ratcliffe, United’ı derinden dönüştürme iddiasının arkasında durmadı; daha hızlı bir çözüme kaçtı: Serbest kalma maddesi için 10 milyon sterlin ödediği teknik direktörü göndermek ve kalan 18 aylık sözleşmesi için de benzer bir meblağı ödemek gibi. Manchester United her zamanki gibi, başlangıç noktasına geri döndü. Önümüzdeki iki maçta kulübede, birkaç gün öncesine kadar 18 yaş altı takımını çalıştıran eski orta saha oyuncusu Darren Fletcher olacak ve yanında geçen hazirana kadar United oyuncusu olan Jonny Evans bulunacak. Arka planda ise ağustos ayında Beşiktaş’tan gönderilen Ole Gunnar Solskjær’in, hatta Michael Carrick’in olası dönüşü konuşuluyor. Elbette kimlik retoriği yeniden başladı: Fletcher’ın gençlerine Ferguson döneminin “dikey oynayan” Manchester United videolarını izlettiğini söylediği bir video dolaşıyor; çünkü kulübün DNA’sı buymuş. Kısacası, United yönetimi ve özellikle Ratcliffe, kulübün içine bir aidiyet duygusu geri getirmek istiyor; bütün bunlar olurken futbol operasyonları, iki eski Manchester City yöneticisine emanet edilmiş durumda. Dolayısıyla United şimdi, Ferguson döneminin beşinci eski oyuncusunu sezon sonuna kadar “geçici” çözüm olarak göreve çağırma ihtimalinin önünde. Ayrıca geçen yıla kıyasla, Amorim kulüpten ayrılırken tablo 2023’ten bu yana ilk kez, ligdeki pozisyonlarının belli bir anlam kazandığı bir ana denk geldi: United, Chelsea ile beşinci sırada aynı puandaydı ve dördüncü Liverpool’un yalnızca üç puan gerisindeydi; üstelik sezonun ilk yarısında her ikisini de yenmişlerdi. Tabloyu daha da trajikomik yapan şey, United’ın Amorim sonrası süreci nasıl yöneteceğine hâlâ karar vermemiş görünmesi. Sezon sonuna kadar bir “geçici hoca” fikri çok güçlü -bu yüzden Solskjær ve Carrick isimleri dolaşıyor- ama kulüp yönetiminin elinde somut bir plan yok; tıpkı 14 ay önce olduğu gibi. O zaman da Amorim tercihi, Ruud van Nistelrooy’un iki hafta boyunca kulübede oturup 3 galibiyet ve 1 beraberlik aldığı, yani United’ın son iki sezondaki en iyi sonuç serisini ürettiği dönemin ardından gelmişti. Daha geniş değerlendirme ise Amorim’e ayrılmalı. Manchester United serüveninden, duygusal olarak yıpranmış ve itibarını yeniden inşa etmek zorunda kalacak biri olarak çıkıyor; tıpkı seleflerinin neredeyse tamamı gibi. Daha da tedirgin edici olan, onların hiçbirinin sonrasında, o seviyede gerçek bir kredibiliteyi yeniden kuramamış olması. United’dan kurtulduktan sonra iyi sezonlar çıkarabilenler - Moyes ve Mourinho- bunu bile giderek daha düşük bir düzeyde, giderek daha sınırlı perspektiflerle yapabildi. Elbette Amorim’in yaşı avantaj; bu ayları başka deneyimlerin ve başarıların altına gömebilir. Ama kötü başlayıp daha da kötü biten bu on dört ay, yerine geçecek kişi için de bir uyarı olmalı: Manchester United’da her türden teknik direktör başarısız oldu; seri kazanan Mourinho’dan, taktik repertuvarı geniş Ten Hag’a; deneyimli Van Gaal’dan, genç Amorim’e kadar. Hepsi er ya da geç, eski oyuncuların -başta Gary Neville ve Roy Keane’in- sözleriyle zehirlenen, nevrotik bir ortamla ve giderek daha muğlaklaşan bir yönetim yapısıyla yüzleşti; doğru sırayı bulup bir takım inşa etmeyi sürekli başaramayan bir düzenle. Başarılı ve itibarlı yöneticiler gelip gitse de, bugün Manchester United her zamankinden fazla başsız bir kulüp gibi. Azınlık hissedarı bir isim takımın kaderini belirlerken, çoğunluk hissedarları temettüleri cebe indiriyor. Sahada aidiyet ararken, takımı iki eski Manchester City yöneticisine emanet ediyor. Bu noktada bu kulübün çağrısına kim cevap verirse versin -ister Oliver Glasner, ister Andoni Iraola, ister Enzo Maresca- Manchester United’ın yeni menajeri olmanın kariyerinde gerçekten bir ileri adım olup olmadığını kendine sormak zorunda kalacak.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 6:14 AM
Tutuklu Şile Belediye Başkanı Kabadayı ek ifade verdi. Seçim süreci, ruhsat krizi ve Ekrem İmamoğlu ile görüşmelerini anlattı https://www.evrensel...
Tutuklu Şile Belediye Başkanı Kabadayı ek ifade verdi
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Şile Belediyesi’ne yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, savcılığa ek ifade verdi. Kabadayı, hakkında yöneltilen rüşvet ve usulsüzlük iddialarını reddederken, seçim süreci, belediye yönetimi, ruhsat işlemleri ve Ekrem İmamoğlu ile ilişkilerine dair ayrıntılı açıklamalarda bulundu. 14 Temmuz 2025’ten bu yana tutuklu bulunan Kabadayı, 7 Ocak 2026 tarihinde verdiği ek ifadede, daha önce rahat ifade veremediğini belirterek savunmasını ayrıntılandırdı. Rüşvet iddialarının “iftira” olduğunu söyleyen Kabadayı, belediyede yaşanan sorunların kaynağının usulsüz ruhsat işlemleri olduğunu, bu işlemleri tespit ettikten sonra sorumluları görevden aldığını ve ruhsatları iptal ettiğini ifade etti. T24’ten Can Öztürk’ün haberine göre Kabadayı, 2024 yerel seçimleri öncesinde CHP’den aday gösterilme sürecini anlattı. Şile’de aday yapılmasının ardından Ekrem İmamoğlu, CHP yöneticileri Özgür Çelik ve Özgür Karabat ile katıldığı toplantıda adaylığının kesinleştiğini söyledi. Bu toplantıda, “Belediye işinden anlamadığını” açıkça dile getirdiğini belirten Kabadayı, İmamoğlu’nun kendisine “Sen kazan, biz hallederiz” dediğini aktardı. Seçim sürecine ilişkin dikkat çekici iddialarda bulunan Kabadayı, son 10 gün kala ilçe başkanlığı üzerinden A101, BİM, Migros ve Şok’tan alınmış market kartlarının dağıtıldığını, bu kartların İBB kanalıyla gönderildiğini öne sürdü. Kendi ifadesine göre, seçim kampanyasının büyük bölümünü şahsi imkanlarıyla yürüttü. Kent Uzlaşısı ve DEM tartışması Kabadayı, “Kent Uzlaşısı” kapsamında DEM Parti ile yapılan anlaşmalara da değindi. Belediye meclis üyeliği listelerinde DEM Parti kontenjanı dayatıldığını öne süren Kabadayı, Şile’de bunun anlatılamayacağını söylediğini, İmamoğlu’nun ise kendisine “DEM ile anlaşma yaptık, mecbur olacak” dediğini iddia etti. Buna rağmen listeyi kendi inisiyatifiyle değiştirerek ilçe seçim kuruluna teslim ettiğini ve bu nedenle CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik tarafından arandığını aktardı. Ruhsat krizi ve Haliç görüşmesi Belediye başkanı olduktan sonra özellikle imar ve ruhsat işlemlerinde ciddi sorunlar yaşandığını belirten Kabadayı, Gönen Otel’e verilen ruhsatın usulsüz olduğunu tespit ettiğini, bu işlemi yapanları görevden aldığını ve ruhsatı iptal ettiğini söyledi. Bu gelişmelerin ardından Ekrem İmamoğlu’nun kendisini Haliç’teki ofisine çağırdığını belirten Kabadayı, burada Tonguç Çoban ile görüşmesinin istendiğini, Çoban’ın da kendisini AKOM’a yönlendirdiğini anlattı. AKOM’daki görüşmede Tuncay Tolga Özakman’ın belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirilmesinin önerildiğini ifade eden Kabadayı, işi bilen bir ekip olduğu düşüncesiyle bu atamayı kabul ettiğini, ancak imar alanındaki söylentiler artınca bu ekibi görevden almayı planladığını söyledi. “Rüşvet almadım, iddialar iftira” Kabadayı, adı geçen kişiler aracılığıyla rüşvet alındığı iddialarını kesin bir dille reddetti. Özellikle Oğuz Kaçmaz’ın kendisine iftira attığını savunan Kabadayı, Kaçmaz’ı 15 Nisan’da görevden aldığını, daha sonra ortaya atılan delillerin kendisiyle ilgisi olmadığını söyledi. İş insanları ve belediyeyle ilişkili firmalardan herhangi bir para almadığını vurgulayan Kabadayı, “Kimseden para almadım, kimseye de para vermedim” dedi. Gözaltı süreci Gözaltına alınmadan kısa süre önce CHP’li yöneticilerle yaptığı görüşmeleri de anlatan Kabadayı, kendisine gözaltı ihtimalinin bildirildiğini ancak buna ihtimal vermediğini, ertesi gün ise gözaltına alındığını belirtti. Emniyette yapılan işlemler sırasında bazı isimlerin para ve evrakla yakalandığını duyduğunu aktardı. Kabadayı, ifadesini, “Ben rüşvet almadım, kimseyi de rüşvet için aracı yapmadım. Hakkımdaki iddiaları kabul etmiyorum” sözleriyle tamamladı. (t24.com.tr)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 6:07 AM
BUDO, bugün yapılması planlanan 8 seferin, olumsuz hava koşulları nedeniyle iptal edildiğini duyurdu https://www.evrensel...
BUDO’dan 8 sefer için iptal kararı - Evrensel
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 5:50 AM
Metal işçilerinin eşleri anlatıyor: Hepimizi ilgilendiriyor Metalde süren TİS görüşmeleri fabrikaların kapısını aşarak evlere taşındı. Metal işçilerinin eşleri, belirsizlik, uzun çalışma saatleri ve… https://www.evrensel...
Metal işçilerinin eşleri anlatıyor: Hepimizi ilgilendiriyor
Metalde süren TİS görüşmeleri fabrikaların kapısını aşarak evlere taşındı. Metal işçilerinin eşleri, belirsizlik, uzun çalışma saatleri ve yetersiz sosyal hakların yalnızca işçileri değil, ailelerin tamamını etkilediğini söylüyor. Ankara – Metalde toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmeleri sürerken işçilerin evlerine misafir oluyoruz. Kimi kapılar umutsuzlukla açılırken, kimisi de dertleşmenin samimiyetiyle aralanıyor. Kapının eşiğinde başlayan bir sohbette Türk Traktör işçisinin eşi, “Kocam fabrikada olup biteni eve taşımaz” diyor. Devamında ise her gün eve kocasının yorgun ve mutsuz döndüğünü belirtiyor. İki çocuğu olan kadın, “Şu görüşmeler bitse de önümüzü görsek” derken çocukların ihtiyaçlarına maddi olarak yetişmenin zor olduğunu ifade ediyor. Bir başka Türk Traktör işçisinin eşi ise, “Kocamı çok az görüyorum. Çok fazla çalışıyor. Konuşacak vakit kalmıyor” diyor. Kadınlar sürecin belirsizliğine dair eklemeler yapıyor: “Gündem sadece çalışanları ilgilendirmiyor ki; biz de masadan ne çıkacak bekliyoruz. Hepimizi ilgilendiriyor.” Sohbetimizi BEKO işçisinin eşiyle sürdürüyoruz. Evin geçimini sağlayan tek gelir olduğu için eşinin sözleşme dönemine hakim. Kendisi bu sene ek gelir amacıyla evde parça başı iş yapmaya başlamış. Özellikle çocukların okul giderlerine yetebilmek için giriştiği bu işin yine de pek bir şeye çare olmadığını söylüyor. Sözleşmedeki sosyal hakların ve eğitim yardımının çok düşük olduğunu belirten işçi eşi, “Tam hatırlamıyorum ama çok komik bir paraydı yatan. Onu da bir ay sonra yatırıyorlar zaten. Gelen para defterleri bile almaya yetmemişti. Kırtasiyeyi geçtim, sadece formaya 8 bin lira verdim” dedi. Sözleşmedeki sağlık sigortasının sadece eşine yapıldığını, aileyi kapsamadığını ifade eden işçi eşi, “Patronunki sadece eşimi kapsıyor. Ben ve çocuklar için aynı yerden parayla yaptırıyoruz sigortayı. Meğer o da her bölümü kapsamıyormuş. Geçen çocuğun bir muayenesi için gittiğimde bunu da öğrendim. Keşke sözleşmedeki sigorta aileyi kapsasa. Şimdi düşünüyorum, yenilemesek olur mu diye…” Taslaktaki ücrete istenen zammı zaten az bulduklarını, uyuşmazlık sürecinden de umutlarının olmadığını belirten işçi eşi, eskiden böyle olmadığını, işçilerin daha umutlu ve hareketli olduğunu söylüyor: “Artık kadrolu işçilerin sayısı çok azaldı. Sözleşmeli işçiyi de ilgilendirmiyor bu süreç. Haliyle bir bölünme durumu var. Bir de işten atmalarla herkesin gözüne bir korku saldılar; kimse işten atılma riskini göze almak istemiyor.” (Evrensel)
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 5:27 AM
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ABD’nin tehditlere tepki gösterdi: “Bu ülke satılık değil” https://www.evrensel...
Küba Dışişleri Bakanı Rodríguez’den ABD’ye tepki: “Bu ülke satılık değil”
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından Küba’yı da hedef alan tehditlere sert tepki gösterdi. Rodríguez, Küba’nın egemenliğinden taviz vermeyeceğini belirterek, “Bu ülke satılık değil” dedi. Rodríguez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında; Washington’un olası askeri müdahale tehditlerini eleştirdi. Küba halkının tehdit, şantaj ve baskılar karşısında geri adım atmayacağını vurgulayan Rodríguez, “Biz Kübalılar, ülkeyi satmaya ya da kendi kaderimizi barış içinde inşa etme hakkımızdan vazgeçmeye hazır değiliz” ifadelerini kullandı. “Küba’yı savunacağız” ABD’nin uzun yıllardır Küba’ya yönelik baskı politikaları izlediğini hatırlatan Rodríguez, “Küba’yı savunacağız. Bu, sağlam ve kanıtlanmış bir taahhüttür. ABD, egemen devletlerin hakları üzerinde kendi iradesini dayatmak istiyor” dedi. Rodríguez açıklamasında, Küba Devrimi ile Bolivarcı ve Chavista devrimler arasındaki tarihsel bağa da dikkat çekerek, halkların ortak mücadelesinin bölge için bir örnek oluşturacağını söyledi.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 5:27 AM
Ücretlerdeki bölünme, sendikal bürokrasinin sınırları ve tabanın dışlanması, metal işçilerini bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya bırakıyor: Birleşik bir mücadele hattı kurulmadan bu… https://www.evrensel...
Mücadele hatırlatıyor: Metal işçileri ya birleşecek ya kaybedecek
Yazıyı Küçült (-) Yazıyı Büyüt (+) Ankara —Yaklaşık 150 bin işçiyi kapsayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecinde MESS’in son teklifi ilk 6 ay için yaklaşık yüzde 15 gibi bir rakama tekabül ediyor. Bu yazının kaleme alındığı tarihte henüz resmi bir grev kararı alınmamıştı. Süreç içerisinde DİSK Birleşik Metal-İş; bir saatlik iş bırakma eylemleri gerçekleştirerek üretimden gelen gücün sınırlı da olsa kullanıldığı bir hat ördü. Bizim bugünkü yazımız ise esas olarak Türk Metal üyesi işçilerin içinde bulunduğu duruma odaklanacak. Özellikle Ankara’daki metal fabrikalarına yansıyan tablo üzerinden daha genel çıkarımlar yapmaya çalışacağız. Türk Metal en son fabrikada 3-5 dakikalık “donma” eylemleri gerçekleştirdi. Bugünlerde ise “sahte mutluluk maskeleri” takarak eylemleri sürdüreceklerini açıkladılar. İşçiler bu eylemlere katılıyor; ancak eylemlerin gerçek bir basınç yaratmaktan uzak oluşu, üretimi ya da patronları rahatsız etmeyen sembolik sınırlar içinde tutulması ve giderek karikatürize bir biçim alması, doğal olarak işçiler arasında da ciddi bir hoşnutsuzluk yaratıyor. Biriken öfke ve beklenti, gerçek bir mücadele hattına kanalize edilemediği ölçüde, bu tür kontrollü ve zararsız eylemler hem etkisizleşiyor hem de sendikal sürecin inandırıcılığını aşındırıyor. Ankara’daki fabrikalardan manzara Ankara’daki fabrikalara bakıldığında patronların “kriz” söylemi ile gerçekler arasındaki fark daha net görülüyor. Türk Traktör’de üretimde bir yavaşlama yaşansa da şirket kârlılığını sürdürüyor; 2024’ü 5,7 milyar TL net kârla kapatan firma, 2025’in ilk dokuz ayında da yaklaşık 900 milyon TL kâr açıkladı. Buna rağmen yıl sonundaki kısa üretim duruşları, düşük zam söylemine gerekçe yapılıyor. Türk Metal’in eylemleri ise üretimin durduğu günlere sıkıştırıldı; bu durum işçiler arasında, patronun cebine dokunmayan “göstermelik eylem” eleştirilerini güçlendirdi. Beko (eski adıyla Arçelik) bulaşık makinesi fabrikasında ise esnek çalışmanın yarattığı tablo öne çıkıyor. İşçilerin neredeyse yarısı sözleşmeli çalışıyor, kadrolu–sözleşmeli ayrımı derinleşiyor. Üretim üç vardiyadan ikiye düşmesine rağmen iş yükü artmış durumda. Eylemlere yönelik itirazlar ise patron ve sendikal bürokrasinin baskısı nedeniyle çoğu zaman açıktan dile getirilemiyor. MAN fabrikasında üretim yoğun ve artış halinde. Yaklaşık 4 bin işçinin çalıştığı bu işletmede, Türk Metal’in ilan ettiği mesaiye kalmama eylemleri fiilen uygulanmıyor. Amirler ve hat liderleri üzerinden yapılan planlamalarla işçiler zorunlu mesaiye bırakılıyor; sendika yönetimi ise sessiz kalıyor. İşçiler, hem üretimi etkileyecek gerçek eylemlerin yapılmamasına hem de bu dayatmaya tepkili. Birlikte mücadele kazandırmıştı Geçmiş sözleşme süreçlerinde elde edilen kazanımlar, tek tek sendikaların değil, işçilerin birleşik mücadelesinin ürünüydü. İşçiler bir önceki sözleşme döneminde fabrikalardan ek zam talebini yükseltmiş ve ek zam kazanmış, sözleşme taslaklarının ilk halini yırtıp atıp en az yüzde yüz zam talebini dört bir yandan duyurmuştu. Sendikalar da ilk açıkladığı taslağın üstünde bir zam oranına imza atmıştı. Kıdem zammı gibi önemli bir talep de bu mücadelenin sonunda kazanılmıştı. Ama bu kazanımı belirleyen şey, yeni işçi – kıdemli işçi ayrımı olmaksızın işçilerin birlikte mücadelesiydi. Şimdi gelinen noktada ücret düzeyleri bakımından bir bölünmüşlük oluşmuş gibi görünüyor. 5 yıl ve altı işçilerle 15 yıl ve üstü işçiler arasında ücretler arasında bir makas oluşmuş durumda ve bu da işçilerin eylemine yansıyor. Kıdemli işçilerin bir bölümü, mevcut kazanımlarını kaybetmeme kaygısıyla daha korumacı bir tutum alırken; 7–8 yıl ve altında çalışan işçiler açısından ise umutsuzluk, sendikal sürece mesafe koyma ve başka iş arayışına yönelme eğilimleri oluşuyor. Bu farklılaşma, ortak talepler etrafında birleşmeyi zorlaştırırken, patronların ve sendikal bürokrasinin elini daha da rahatlatıyor. Bu nedenle ücretler arasındaki makası daraltmayı hedefleyen çekme payı gibi talepler hayati öneme sahipti. Taban ücretin belli bir düzeye çekilip zammın onun üstünde yapılması talebi daha az kıdemi olan daha düşük saat ücretinde kalan işçilerin koşullarının iyileştirilmesi anlamına gelecekti. Ancak Türk Metal bürokrasisi bu başlığı sürecin merkezine taşımadı. Bu eksiklik, birleşik bir mücadele hattına duyulan ihtiyacı daha da yakıcı hale getiriyor. Bu yüzden deneyimli, mücadeleci işçiler yeniden fabrikada birleşik bir mücadelenin örgütlenmesi için az kıdemi olan işçilerin mücadelesine de omuz vermesi gerekir. Metal işçilerinin tarihi bir sorumluluğu var MESS süreci yakında sona erebilir, imzalar atılabilir. Bu sözleşmenin ardından gerekli dersleri çıkarmak üzere yeni tartışmaları elbette yürüteceğiz. Ancak sürecin kalan kısmında metal işçilerinin görece kazanımlarla çıkabilmesinin koşulu, mücadeleci işçilerin süreci sendikal bürokrasiye bırakmadan birleşik bir mücadele olarak örgütlemesidir. Metal işçilerinin bu dönemde yaptığı her eylem, diğer işçiler tarafından da dikkatle izleniyor. Öyle ki en basit çatal–kaşık vurma eylemi bile başka fabrikalarda, sanki çok daha büyük eylemler yaşanmış gibi tartışılıyor. Daha etkili eylemler hayata geçirilse bunun nasıl bir karşılık bulacağını düşünmek gerekir. Bu nedenle metal işçileri bugün sermayeye karşı mücadelenin en ön cephesinde yer alıyor; ancak bu cephede şu an dağınık ve sendikal bürokrasinin komutasında bir mücadele yürütülüyor. Bu komuta ileri işçilerin eline geçmedikçe yeni kazanımlar elde etmek oldukça güç görünüyor. Memleketin hali ortada. Yolsuzluk, uyuşturucu, kara para aklama, mafya suç örgütleri ve IŞİD terörüne kadar ülke genelinde her tür pislik kol geziyor. Saray rejimi, demokrasiye dair her türlü kırıntıyı ortadan kaldırırken, seçme ve seçilme hakkına fiilen darbe vuruyor; buna eşlik eden biçimde açlık sınırının altında bir asgari ücret dayatılıyor. Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğini söyleyenlerin ülkeyi getirdiği nokta; daha derin yoksulluk, devletin her alanına sirayet etmiş yolsuzluk ve her tür demokratik kırıntının yasaklandığı bir tablo oldu. Dünyada emperyalist savaş ve işgallerin arttığı bu koşullarda, bedeli zaten en ağır biçimde ödeyen işçilerin daha da ağır yaşam koşullarına mahkûm edilmesi söz konusu. Bu karanlık gidişata karşı bir direnç hattı oluşacaksa, metal işçilerinin bugünkü eylemleri de bu açıdan hayati bir yerde duruyor. Emek cephesinin gücünü göstermesi, işçileri ve emekçileri daha iyi koşullara taşıma açısından belirleyici önemde. Bu nedenle metal işçilerinin bugün daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için yürüttüğü mücadelenin daha birleşik, daha örgütlü ve işçi iradesinin daha görünür olduğu bir hatta taşınması, yalnızca metal işkolu açısından değil, memleketin genel sorunları bakımından da anlamlı bir yerde duruyor.
www.evrensel.net
January 10, 2026 at 5:25 AM