Tandoğan Meydanı kadınların sesi ile dolacak, Metin Göktepe unutulmayacak!
Kadınlar bugün Tandoğan Meydanı’nda buluşacak, “Ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak tüm renklerimizle bir araya geldik ve biz de varız” diyecek. Aslında bu, “Kadınlar yaşamak istiyor” çığlığı bir bakıma. Her gün üç beş kadının en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülmesine karşı bir isyan…
2025 yılında, erkekler tarafından öldürülen 391 kadının, son aralık ayında, 12’si ‘şüpheli ölüm’ diye kayıtlara geçen, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülen 42 kadının sesi olmak, onlar adına “Artık yeter” demek için yükseltilen bir çığlık…
İktidarlar ve onların yönlendirmesiyle cuma hutbelerinde bile erkeklerin müdahale ettiği giyim kuşamları, yaşam biçimleri, nafaka, çalışma ve emekli olma hakları için, siyasette eşit temsiliyet için, çocuk ve yaşlı bakımlarının sadece kadınlara bırakılmasına razı olmadıklarını anlatmak için büyük bir çaba içerisindeler kadınlar… “Aile yılı” ilan edilerek yatak odalarına bile girilmek istenmesine, şiddet gördükleri erkeklerden boşanmalarının zorlaştırılmak istenmesine, “yarı zamanlı” çalışma adı altında bir yandan evlere hapsedilmek bir yandan da emeklilik haklarının fiziken ellerinden alınmak istenmesine karşı isyandalar…
Kadınlar için miting ve eylemlerde bir araya gelmek, “Yalnızca bir toplanma çağrısı değil; hakların sistematik biçimde aşındırıldığı, şiddetin olağanlaştırıldığı ve hukukun kadınlar aleyhine işletildiği bir döneme karşı kolektif bir itiraz” aynı zamanda… Kadınların yaşadıkları sorunlara karşı mücadelesi bir miting ile bitmeyecek, yine çalışmaları yürüten kadınların deyimi ile “İktidarın saldırı politikaları karşısında hem alanda, hem politik arenada sözünü ortaklaştırma ve mücadelesini örme yolunda bir çabanın içerisinde olmak… Kadına yönelik fiziksel, ekonomik her türlü şiddete karşı, başta yaşam hakkı olmak üzere, mücadele hattını örebilmek…”
Özal döneminden başlayarak işçilerin meydanlarda söylediği “Mezarda emeklilik istemiyoruz” sloganında olduğu gibi şimdi de kadınların, giderek yaygınlaştırılmaya, iktidar politikası haline getirilmeye çalışılan yarı zamanlı çalışma ile mezarda bile emekli olamayacak olmalarına karşı mücadelesi…
Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin, evlatları ellerinden alınan tüm annelerin sesi olmak, hem kendileri hem kendi evlatları hem de tüm canlar için “yaşam hakkı” demek için kadınlar canhıraş bir çalışma içerisindeydi.
Tüm renkleriyle bugün Tandoğan Meydanı’nda buluşacak olan kadınlar hep bir ağızdan taleplerini haykıracak, “Yaşamın yarısı biziz, bizi görmezden gelemez, bize rağmen, bize karşı kararlar alamazsınız” diyecekler.
Başka neler diyecek, ne isteyecek kadınlar bugün ve bugünden sonra da:
Haklarımız, hayatlarımız, eşitlik ve özgürlüğümüz için,
Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için,
Kadın cinayetlerine son vermek, şüpheli kadın ölümlerini aydınlatmak için,
Yaşam güvencemiz olan laiklikten vazgeçmiyoruz demek için,
Yoksulluk sınırının altında yaşayanların yüzde 52’sini oluşturan kadınlar, emeklilik gelirine sahip olmayan kadınlar, tenceresini kaynatamayan kadınlar, iş yerinde de ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak, kadını yoksullaştıran, toplumsal cinsiyet eşitliğinden yoksun politikalarınıza, bütçelerinize karşı çıkmak için,
Ev içi şiddetin, dijital şiddetin, ekonomik güvencesizliğin ve hukuksuzluğun bir bütün olarak kadınların yaşam hakkını tehdit ettiğini görünür kılmak için,
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin, koruyucu ve önleyici mekanizmaların işlevsizleştirilmesinin doğrudan kadınların hayatına mal olduğunu hatırlatmak için,
Genç kadınların geleceksizliğe, sessizliğe ve itaate mahkum edilmesine karşı ‘Buradayız ve vazgeçmiyoruz’ demek için,
Devleti, yargıyı ve karar vericileri sorumluluk almaya, yaşamı koruyan politikalar üretmeye zorlamak için…
Kadınlar 10 Ocak kadın mitinginin, “Yas tutmanın ötesine geçip hesap sorma günü” olduğunu söylüyor. Bu miting eşit, özgür, şiddetsiz bir gelecek talebi mücadelesinde yan yana gelmenin bir adımı olacak.
***
Metin Göktepe’nin öldürülmesinin 30. yılıydı 8 Ocak… Metin’le ayrı ayrı illerde olsak da Gerçek dergisinde başlayan, Evrensel gazetesinde devam eden çalışma arkadaşlığımız vardı, sık sık telefon eder, haberlerimizi konuşurduk. En çok da o arardı, manşet olan ya da başka gazetelerin de yer verdiği haberleri, fotoğrafları için… Son olarak hatırladığım telefon konuşmamız, Cumhuriyet gazetesinden “Bizde çalış” diye teklif aldığı ama Evrensel’i bırakmama kararıydı. Sen rahat uyu Metin, sen Evrensel’i bırakmadın ama Evrensel de seni unutmadı, sen hâlâ Evrensel’desin… Meslektaşların, sesine ses verdiğin ezilenler, hak arayanlar, Cumartesi Anneleri de bugün meydanlara çıkacak olan kadınlar da seni unutmadı…